Merhaba sevgili Takipçilerim pek kıymetli okuyucular

Sistemin "Arızaları" ve Liyakat Terazisi

Gazete sayfalarında manşetler değişir, televizyonlarda alt yazılar akar geçer ama bir hukukçu olarak benim kalemimin ucunda hep aynı paslı çivi duruyor: Sistemin arızaları. Bugün 2026 Türkiye’sinde teknolojinin en ileri safhasındayız; her şey dijital, her şey hızlı. Ancak bir şeyi unutuyoruz: O devasa mekanizmayı yürüten, algoritmalar değil, o koltuklarda oturan "insan"dır. Ve o insanın en büyük sermayesi, unvanı değil, liyakatidir.
Adalet "Tık"lara mı Teslim?
En büyük arıza burada başlıyor. Bir olay sosyal medya mecralarında "trend" olunca sistem jet hızıyla çalışıyor, klavyeler mahkeme kürsüsüne dönüşüyor. Ama eğer o olay ekranlara düşmediyse, sessiz sedasız bir köşede kalmışsa; işte o zaman bürokrasinin hantal koridorlarında yankılanan sessizlik can yakıyor. Bir hukukçu olarak soruyorum: Haklı olmak için illa ki milyonlarca "tık" mı almak gerekiyor? Adalet, popülariteye göre mi dağıtılacak?
Liyakat: Sistemin Sigortası
İşte tam bu noktada liyakat meselesi bir "tercih" değil, bir "zorunluluk" olarak karşımıza çıkıyor. Liyakat, bir makama sadece oturmak değil, o makamın ağırlığını taşıyabilmektir. Eğer bir dosyada hukukun evrensel ilkeleri yerine "hatır-gönül" ilişkileri, ehliyet yerine "aidiyet" konuşuluyorsa, o sistem arıza vermeye mahkumdur. Bir hukukçu olarak biliyorum ki; liyakatin olmadığı yerde kural değil, keyfilik hüküm sürer. Keyfiliğin olduğu yerde ise ne mülkiyet hakkı korunur ne de hak arama hürriyeti.
"Usul" Mü, "Kusur" Mu?
Yıllardır duyduğumuz o meşhur "usul" meselesi, işin ehli olmayan ellerde adeta bir "kusur" örtme mekanizmasına dönüşüyor. Yasaların ruhu, liyakatsiz bir şekilciliğin soğukluğunda boğuluyor. Bizler sadece kağıt üzerindeki maddeleri değil, o maddelerin dokunduğu insan hayatlarını konuşmalıyız. Eğer bir karar vicdanlarda "arızalı" bulunuyorsa, o kararın altındaki imzanın liyakati de sorgulanır hale gelir.
Güven, Ekonomiden De Değerlidir
Hepimiz ekonomiyi, dövizi, piyasaları konuşuyoruz. Ama bir hukukçu ve bir yazar olarak iddiam şu: En büyük yatırım, hukuki öngörülebilirliğe yapılan yatırımdır. İnsanın yarınından emin olmadığı, "Başıma bir şey gelirse ehil ve tarafsız bir hakem bulabilir miyim?" diye kuşku duyduğu bir yerde, hangi ekonomik kalkınma kalıcı olabilir? Güven, ancak liyakatli kadroların eliyle inşa edilir.
Sonuç: Hepimiz Aynı Gemideyiz
Sistemdeki arızaları konuşmak, sistemi yıkmak değildir; aksine o sistemi ayakta tutan vidaları sıkılaştırmaktır. Eleştiri, adaletin pasını siler; liyakat ise o teraziyi dengede tutar. Bugün "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek arızaları ve liyakatsizliği görmezden gelenler, yarın o yılanın kendi kapılarına dayanacağını unutmamalı.
Gelin, hukuku birilerinin sopası ya da birilerinin kalkanı olmaktan çıkaralım. Onu ehliyetli ellerde, herkesin altına sığınabileceği, adil, şeffaf ve "arızasız" bir çatı haline getirelim. Çünkü o çatı çökerse, altında sadece haksızlar değil, hepimiz kalırız.


Sevgili Takipçilerim ve kıymetli okuyucular bir sonraki yazıda buluşuncaya kadar Sağlıcakla kalın