Fransa’nın Türk savunma sanayii devi Baykar ile (Safran üzerinden) imzaladığı ortaklık anlaşması, Paris’in bölgedeki rakiplerinin hızını kesmek ve Kuzey Afrika’daki geleneksel sömürgeci nüfuzunu korumak için attığı pragmatik, arka planı derin bir jeopolitik adımdır. Bu hamle, Yunanistan’da büyük bir kırılma ve "ihanet" feryadına yol açarken, Fransa'nın Cezayir ve Fas gibi coğrafyalarda yüzyıllardır uyguladığı "böl, yönet ve kontrolü elden bırakma" stratejisinin modern bir yansımasıdır.

Merhaba sevgili okuyucular pek kıymetli takipçilerim

Akdeniz’de Değişmeyen Kolonyal Hafıza: Fransa’nın Baykar Hamlesi ve Yunanistan’ın Hevesi
Uluslararası ilişkilerde dostluklar geçici, çıkarlar ve tarihsel kodlar kalıcıdır. Bunun en taze ve çarpıcı örneğini, Türk savunma sanayiinin küresel aktörü Baykar’ın, Fransız teknoloji devi Safran ile imzaladığı stratejik ortaklık anlaşmasında gördük. İlk bakışta sadece ticari ya da teknik bir entegrasyon gibi duran bu imza, aslında Akdeniz ve Kuzey Afrika dengelerini sarsan, arkasında sinsi bir Fransız aklı barındıran jeopolitik bir hamledir.

Anlaşmanın duyulmasıyla birlikte en büyük feryat Atina’dan yükseldi. Yunan basını, milyarlarca avro akıttıkları Fransa’yı "hain" ilan etmekle meşgul. Fransa’nın arkasına sığınarak Ege’de ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hızını kesebileceğini, sahada üstünlük kurabileceğini sanan Yunanistan, bir kez daha Batı’nın realist duvarına tosladı. Atina, Fransa’nın kendisini bir "ortak" değil, yalnızca bütçesini tırtıklayacağı bir "müşteri" ve piyon olarak gördüğünü yine acı bir tecrübeyle öğreniyor. Paris, Türkiye'nin sahadaki ezber bozan SİHA gücünü engelleyemeyeceğini anlayınca, oyunun dışında kalmak yerine "içine sızmayı" ve bu hızdan pay almayı seçti.

Peki, Fransa bunu neden yapıyor? Cevap, Paris’in sömürgeci hafızasında ve meşhur Kuzey Afrika stratejisinde gizlidir.
Fransa için Cezayir ve Fas, hiçbir zaman sadece haritadaki iki komşu ülke olmadı. Yüzyıllar boyunca bu toprakları kanla, gözyaşıyla ve asimilasyonla sömüren Fransız aklı, bugün de orada kendisinden bağımsız bir gücün palazlanmasını istemez. Son yıllarda Türkiye’nin, özellikle de Baykar’ın Kuzey Afrika’da kurduğu derin askeri ve diplomatik bağlar (Fas’ın TB2 ve Akıncı tedariki, bölgedeki dengeler) Paris’in uykularını kaçırıyordu. Fransa, bölgedeki eski sömürgelerinin iplerini elinde tutmak, Cezayir ve Fas arasındaki gerilimleri kendi lehine yönetebilmek için her zaman "dengeleyici ve hız kesici" rolünü oynamıştır.

İşte Baykar ile yapılan bu ortaklık, Fransa'nın başkalarının—özellikle de Türkiye'nin Afrika'daki—hızını kesme stratejisinin ta kendisidir. Kendi geliştirdiği ve Yunanistan'a pazarlamaya çalıştığı hantal sistemlerin (Patroller İHA'ları gibi) sahada çöp olduğunu gören Fransa, Türk SİHA'larının teknolojisine ortak olarak hem Kuzey Afrika'daki askeri denklemi gözetim altında tutmayı hem de Türkiye’nin tek başına bölgeyi domine etmesini engellemeyi amaçlıyor.
Tarih bize gösteriyor ki, Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı vahşi politikalar neyse, bugün askeri sanayideki diplomatik manevraları da aynı amaca hizmet etmektedir:

Hegemonyayı korumak.
Yunanistan ise büyük güçlerin bu satranç tahtasında sadece harcanabilir bir piyondur.

Fransa dün Cezayir'i sömürürken hangi soğuk stratejiyi uyguladıysa, bugün Baykar ile masaya otururken de aynı soğuk çıkarcılıkla hareket ediyor. Bu anlaşma, Türkiye’nin savunma sanayiindeki önlenemez yükselişinin bir tescilidir; ancak Fransız aklının, başkasının hızını kesmek ve kontrolü elinde tutmak için her an saf değiştirebilecek kadar kaygan bir zeminde durduğunu da asla unutmamak gerekir.

Sevgili takipçilerim pek kıymetli okuyucular bir sonraki yazıda görüşünceye kadar sağlıcakla kalın