İnsanlığın tarihsel materyalist polyalektiğini -çoklu diyalektiğini (Engels)- kavramak zorunluluğu; bizim ilerici ufkumuza radikal rehberlik yaparak; devrimci bilinçli uygulamalarımızı yaşama geçirmemizin zorunluluğunda; irade hedefini somutlaştırır. Bunu devrimci yürüyüşçüler siyasal kültür olarak bilgi bilimsel yeni insanlık külliyatını inşa etmekte kullanırlar. Böylece teori-pratik-praxis tavında dövülen değişimcilerin çelik iradesi; karşı devrimci evrimsel sıçramaların, mimetik ilerlemesinin kaotik düzensizliğini zıtların uzlaşmazlığında dinamikleştirerek; devrimci değişimin siyasal kültürünün ana damarını egemen kılar. Burada toparlayıcı ve yol gösterici olan, siyasal kültürün program olarak somutlaşmış olmasıdır. Burada söz konusu olan ütopik ideolojiler değildir. “İdeoloji yanlış-bilinçtir” (Engels). Onun için biz burada izafi doğru olarak bilimsel bilgiden ve bunu savunan devrimci bilim-insanlarından bahis ediyoruz...

İnsanlık 5 bin yıldır iktisadi-siyasi-toplumsal-tarihsel-enerjik-uzaysal sınıflı toplum çatışmalarının ürünü olarak çağdaşlaşarak günümüze gelmiştir. Bu gelişme ve değişim ritmi bilimsel bilgi ışığında kavranamaz ise karşı devrimci güçler inançsal karanlıklarında seğirtmeye devam edeceklerdir. Burada dikkat edilmesi gereken şudur ki karşı-devrimci güçler sadece dışarıdan saldırmazlar, ıskalanmaması gereken içteki masalcı popülist, bürokrat, reformist, oportünist ve bozguncu, rantçı revizyonistlerin dinamik bilimsel bilgi saflarından acilen saf dışı bırakılmaları en önemli taktik savunma olmasıdır. Hatta küçük burjuva ideolojisinin etkisindeki bazı gazetecilik yaptığını zanneden; ‘kaş yaparken, göz çıkartan’ aklı evvellik yapmayı meslek edinmişler ise bunlar uyarılmalıdır. “Az olsun ama sağlam olsun” özdeyişi bu olgunun en güzel açıklamasıdır…

Siyasal Kültür’ün alt yapıdan kaynaklanan teori-pratik-praxis birleşik iradesi siyasi üst yapısının mücadele derslerinin okuma, öğrenme, anlama ve uygulama kitabı olduğu da unutulmamalıdır. Burada hangi sınıfın devrimci değişim için en güvenilir sınıf olduğu ise sosyolojinin irdelemeleri ile bilimsel bilgiye dayanarak kanıtlanmıştır. Bu iktisadi toplumsal sorgulamalar ve cevaplar süreci içinde ortaya çıkmış olan nesnel gerçek olgudur. Sınıflı toplumların nicelik birikimi içinde bilimsel bilgiye dayanan Siyasal Kültürünün kitleleşmesi ile tarihsel materyalizmin zorunluluğunda olgunlaşan disiplin örgütleri doğurur, geliştirir ve radikal nitel değişimler için rasyonel önderliği irrasyonel bayrağının altında toparlar…

Bu adımdan itibaren olayların peşinde değil, olayların önünde yürüyen ve koşmak zorunda olan kadrolar dünyanın ve ülkelerin nüfusunun yarısı ve de anne olan kadınlar başta olmak üzere devrimci demokrat gençleri tarafından sahiplenilir. İşte burada asla durulmayacak; çünkü durduğun an, şiddetlice ezilecek olan sürekli devrimci radikal atılganlığın iradi inadı var olmak zorundadır…

Ülkelerin devrimci tarihleri o ülkelere demokratik toplumsallık örneği olmuştur. Gazi Mustafa Kemal’de Türk İstiklal Savaşı’ndaki önderliği ile vefatına kadar sosyolojik Siyasal Kültür açınımından çok önemli devrimci bilinçli uygulamaları (praxis) başarmıştır. Fakat 10 Kasım 1938 sonrası onun devrimci tutumu sürekli etrafındaki Ottoman kökenli askeri ve sivil bürokratları tarafından tahrip edilmiştir. Resmi tarih yaratılarak ülkeye karanlık emperyalist kültür aşılanmıştır. Sonucu yaşıyoruz. Bu durum üstü örtülmüş devrimci demokrat felsefenin üstünü kaplamış paslarından kurtarılmasını zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca sosyolojinin teori-pratik-praxis yaratımı olan kavramların yerine psikolojik vakaların uydurmaları olan abuk sabuk tanımlama çabalarına gönüllü ifade desteği verilmemelidir. Dünyada “tek adam rejimi” diye bir bilimsel tanımlama yoktur. İnsanlık tarihi özellikle antik Atinalı tiranların diktatörlüklerine dayanan köleci toplumların politik kavramlarını kullanmışlardır. Bu Siyasal Kültür’ün bilimsel bilgiden doğan irdelemeler sonucu ortaya çıkmış kavram(lar)ıdır. 20.yy.da İtalya, Almanya, İspanya’da faşist rejimlere ve diktatör liderlerine tarih tanıklık etmiştir. Tarih bunların hepsini mezarlarına gömmüştür. Halen dünyamızda traji-komik otokrat veya otokrasi gibi cehalet denemelerini yaşıyoruz. Ama sonucun değişmeyeceğinden eminiz…

Ana ilke şudur ki “Kurtuluş yok, tek başına; ya hep beraber ya hiç birimiz!”….