Merhaba sevgili okuyucular,

EGEMENLİK, GÜVENLİK VE HUKUK ARASINDA DEĞİŞEN DENGE

“Bir hukukçu olarak, bu yazıda yer alan değerlendirmeler kişisel gözlem ve analizlerime dayanmaktadır.”

Uluslararası ilişkiler tarihi, güç kullanımının farklı biçimlerine sahne olmuştur: savaşlar, darbeler, vekâlet çatışmaları, ambargolar ve rejim değişikliği operasyonları. Ancak son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, bu klasik yöntemlerin ötesine geçen yeni bir kapasiteye işaret etmektedir. Bu gelişmeler, yalnızca belirli bir ülkeyi ya da lideri değil, küresel sistemin tamamını ilgilendiren yapısal bir dönüşümü gündeme getirmektedir.

Bu makale, söz konusu dönüşümü “korku” üretmeden, fakat gerçekliği perdelemeden; hukuki, siyasi ve teknolojik boyutlarıyla ele almayı amaçlamaktadır.

***

1. Klasik Müdahale Biçimlerinden Yeni Yöntemlere

Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük güçlerin sıklıkla başvurduğu yöntemler şunlardı:

* İç siyasi fay hatlarını derinleştirme
* Muhalif grupların desteklenmesi
* Darbe süreçlerinin teşvik edilmesi
* Uzun süreli ekonomik ve askeri baskılar

Bu yöntemler hem yüksek maliyetli, hem kontrolü zor, hem de sonucu belirsiz süreçler üretmiştir. Ayrıca uzun vadede bölgesel istikrarsızlık, kitlesel göç ve insani krizler doğurmuştur.

Son dönemde ise daha sınırlı, daha hedef odaklı ve daha düşük görünürlüklü bir güç kullanımının mümkün hale geldiği görülmektedir. Bu yeni yaklaşım, klasik savaş ve kaos senaryolarına başvurmadan, belirli aktörleri doğrudan hedef alabilme kapasitesine dayanmaktadır.

***

2. Teknoloji, İstihbarat ve Uzay Boyutu

Küresel ölçekte “her şey kayıt altında” algısı genellikle şehir içi kameralar, dijital izler ve bireysel gözetim üzerinden tartışılmaktadır. Oysa günümüz güç dengelerinde asıl belirleyici olan unsur, uydu teknolojileri, küresel sinyal takibi ve çok katmanlı istihbarat ağlarıdır.

Bu sistemler sayesinde:

* Fiziksel mesafe anlamını yitirmekte
* Ulusal sınırlar mutlak koruma sağlamamaktadır
* Egemenlik, teknik kapasiteyle doğrudan ilişkilendirilmektedir

Bu durum, dünyanın “genişlediği” değil; aksine stratejik olarak daraldığı bir döneme işaret etmektedir.

***

3. Hukukun Araçsallaşması Tartışması

Yeni dönemin en hassas noktası, hukuki süreçlerin güç kullanımına eklemlenmesi meselesidir. Bir devletin, başka bir devletin yöneticisini veya üst düzey yetkilisini suç isnadıyla yargı sürecine dahil etme iddiası, hukuken mümkün olmakla birlikte ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir.

Buradaki temel sorun şudur:

* Suçlamayı yapan,
* Yargı yetkisini kullanan,
* Delil standardını belirleyen

aynı güç odağı olduğunda, hukukun evrenselliği değil, etkinliği öne çıkmaktadır.

Bu durum, kısa vadede “düzen” hissi verse de, uzun vadede uluslararası hukuka duyulan güveni zedeleme potansiyeli taşımaktadır.

***

4. “Kimse Güvende Değil” Söylemi ve Gerçeklik

Bu tür gelişmelerin ardından sıklıkla dile getirilen “artık kimse güvende değil” ifadesi, mutlak anlamda ele alındığında yanıltıcı olabilir. Ancak şu tespit yerindedir:

Artık hiçbir aktör, mutlak dokunulmazlığa sahip olduğunu varsayamaz.

Bu, panik yaratacak bir durumdan ziyade, *küresel güç dengesinde yeni bir bilinç halidir*. Liderler, devletler ve kurumlar için güvenlik artık yalnızca askeri değil; teknolojik, hukuki ve diplomatik boyutları olan çok katmanlı bir mesele haline gelmiştir.

***

5. Küresel Sistem Açısından Olası Sonuçlar

Bu yeni güç kullanım biçimi yaygınlaşırsa:

* Devletler daha içe kapalı hale gelebilir
* Güvenlik refleksleri sertleşebilir
* Uluslararası iş birliği zayıflayabilir

Ancak aynı zamanda bu kapasitenin istisnai kullanımı, caydırıcılık işlevi de görebilir. Bu nedenle mesele, yöntemin varlığı değil; ne sıklıkla, hangi ölçütlerle ve hangi meşruiyet zeminiyle kullanıldığıdır.

Sonuç

Dünya, gerçekten de yeni bir eşiğe gelmiştir. Bu eşik; savaşların sona erdiği değil, gücün daha sessiz, daha teknik ve daha seçici hale geldiği bir dönemi ifade etmektedir. Bu durum ne mutlak bir güvenlik, ne de mutlak bir güvensizlik üretmektedir.

Asıl değişen şey şudur:

Güç artık bağırarak değil, görünmeden konuşmaktadır.

Bu gerçeği soğukkanlılıkla analiz etmek, korkuya kapılmadan fakat rehavete de düşmeden yeni dünya düzenini anlamanın en sağlıklı yoludur.

Sevgili okurlar, bir sonraki yazıda görüşünceye kadar çalacakla kalın