Musa’nın Şarkısından Beşiktaş’ın Duruşuna
Merhaba sevgili Takipçilerim pek kıymetli okuyucular
Bir hukukçu, bir gazeteci olarak hayatım boyunca adaleti ve liyakati savundum, bir iş adamı olarak hep dürüst oldum, sporcu olarak da sahadaki o dürüst rekabetin kokusunu içime çektim.
Bugün bu kimliklerimi bir kenara bırakıp, sadece bir Beşiktaşlı olarak (Musa Peygamber) ölüm yıldönümü vesilesiyle okuduğum o muazzam veda şarkısına, yani (Kulak Verin) odaklanmak istiyorum."
Bu hafta, (Musa Peygamber) ölüm yıldönümü olan ve 24 şubat tarihine denk gelen özel bir zaman dilimindeyiz.
O Büyük Peygamber Hayata veda etmeden hemen önce halkına son kez seslenmiş ve o meşhur (Kulak Verin) şarkısını miras bırakmıştı."
Beşiktaş'ın o karakteristik "feda" ve "sadakat" ruhunu bu şarkıda hissetmek,
Musa’nın Şarkısından Beşiktaş’ın Duruşuna
Bugünlerde toplumsal bir "arıza" olarak liyakati, adaleti ve gücün kötüye kullanımını tartışıp duruyoruz. Ama bazen çözümü çok uzakta aramamak gerekiyor.
İşte tamda 24 şubatta Tevrat’ın son bölümlerine, Musa Peygamber’in halkına veda ederken söylediği o meşhur şarkıya, yani Kulak verin" e bakarken bir satır dikkatimi çekti.
Musa, orada bir liderin, bir babanın veya bir topluluğun nasıl olması gerektiğini anlatırken muazzam bir "Kartal" benzetmesi yapıyor.
Diyor ki:
Yuvasını uyandıran, yavrularının üzerinde kanat çırpan bir kartal gibi; kanatlarını açar, onları alır ve teleklerinin üzerinde taşır.
Pençeyle mi, Kanatla mı?
Futbolda da, hayatta da gücü genellikle "pençe" ile tarif ederiz. Rakibi parçalamak, ezmek, üstün gelmek... Ama Musa’nın bu veda metnindeki Kartal tanımı bambaşka bir güçten bahsediyor. Buradaki güç, altındakini ezmek için değil, tam tersine altındakini korumak ve yükseltmek için var.
Beşiktaş’ın o siyah-beyaz dünyasında, "Baba Hakkı"lardan Süleyman Seba’lara miras kalan o meşhur duruşun özü de aslında tam olarak bu. Beşiktaşlılık, sadece bir skor tabelası başarısı değil, bir "yuva" kültürüdür. Kartal, yavruları uçmayı öğrenene kadar onların üzerinde kanat çırpar; onları rüzgardan, fırtınadan korur. Bizim camiamızın büyüklüğü de, en zor zamanlarda o kanatları açıp camianın her bir ferdine sahip çıkabilmesinden gelir.
Teleklerin Üzerindeki Fedakârlık
Metindeki en çarpıcı detay şu: Kartalın yavrusunu "teleklerinin (kanatlarının) üzerinde" taşıması. Diğer kuşlar yavrularını ya da avlarını ayaklarıyla, yani pençeleriyle aşağıda taşırlar. Ama Kartal, yavrusunu kendi gövdesinin üstüne koyar. Neden mi? Çünkü aşağıdan bir avcı ok atacaksa, o ok yavrusuna değil, önce kendi gövdesine saplansın diye.
İşte gerçek "feda" ruhu budur. Beşiktaşlılık; kulübün menfaatini kendi menfaatinin önüne koymak, bir "arıza" olduğunda gövdeni siper etmektir. Şeref’iyle oynayıp Hakkı’yla kazanmak, o okun ucu yavruya (kulübe) değmesin diye göğsünü siper eden o kartalın asaletiyle ilgilidir.
Gökyüzü ve Yeryüzü Şahittir
Musa, bu şarkısına başlarken "Gökler ve yer şahidim olsun" diyor. Biz Beşiktaşlılar da adaleti ararken, liyakati savunurken sadece bugünün yöneticilerine ya da günlük rüzgarlara bakmayız. Bizim şahidimiz, Beşiktaş’ın o tertemiz tarihidir.
Bugün futbolun içinde dönen onca karanlık pazarlığın, adaletsizliğin ve liyakatsizliğin ortasında; Kara Kartal’ın o koruyucu kanatlarına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Gücü pençesinde değil, göğsünde ve kanatlarında taşıyanların, yani "gerçek Beşiktaşlıların" o yuvayı yeniden uyandırması gerekiyor.
Çünkü unutmayın; kartal sadece yüksekten uçtuğu için değil, en yüksek değerleri sırtında taşıdığı için gökyüzünün kralıdır.
Sevgili okuyucularım ve takipçiler bir sonraki yazıda görüşünceye kadar Sağlıcakla kalın