Söz değil, icraat istiyoruz

Eğitim sisteminin sıkıntıları yazmakla bitecek gibi değil. Son günlerde birçok tartışmaya konu olan yeni projelerle tanışmaya devam ediyoruz. Öğrencilerin cuma günü karne almasının ardından öğretmenlerin 15 gün boyunca katılacakları mesleki eğitim seminerleri başlamış oldu. Seminerlerin başladığı ilk gün olan pazartesi sabahı Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk biz öğretmenlere 10 dakikalık bir konuşma yaptı. Yine üslubu, yaklaşımı ve samimiyeti çok güzeldi. Bu yaklaşım birçok öğretmenin gönlünü fethetmiş durumda. Uzun yıllardır biz öğretmenlerin alışık olmadığı nezaket ve tavırla karşı karşıyayız. Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk yaklaşık bir yıldır görevin başında gönül fetheden söylemleri dışında peki bir yılda öğretmenlere ve eğitime neler katmıştır?

  • 147 Veli şikayet hattını kaldırmak ilk icraatı oldu. Ama CİMER durduğu sürece öğretmenlerimiz aslı astarı olmayan konulardan bile soruşturma geçiriyorsa bunun önüne geçilemiyorsa 147’nin kalkmış olması biz öğretmenlere hiçbir şey ifade etmiyor.
  • 3600 ek göstergesi seçim meydanlarında hükümetin en üst kademesi tarafından sözünün verilmiş olmasına rağmen hala gerçekleşmiş değildir. Sayın bakanımızın da öğretmenler gününde verileceğine dair söylemi tüm öğretmenleri beklenti içine sokmuş, günün sonunda hüsranla sonuçlanmıştır. Oysaki, yıl 1926 cumhuriyet dönemin ilk yılları o dönemim Milli Eğitim Bakanı M. Necati Bey yeni yapılacak olan ortaöğretim öğretmen okulunun yapımı için o dönemin Maliye Bakanı Hasan Saka’nın yanına gider ve ek bütçe ister. Hasan Saka bütçe dışı hiçbir ödeme yapamayacağını, zaten devletin kuruş hesabıyla yönetildiğini söyler. Bunun üzerine M. Necati Bey der ki: “Ben Milli Eğitim Bakanıyım. Görevim okul açmaktır. Açamazsam ayrılırım, yapabilen gelir. Siz Maliye Bakanı’sınız. Göreviniz para bulmaktır. Bulamazsanız siz ayrılırsınız, bulabilen gelir.” Bu söz Hasan Saka’nın yüreğine işler, sonunda parayı bulur ve o okul yapılır. Söylemek istediğim sanırım çok iyi anlaşılmıştır.
  • Ana sınıflarının yeterli olmadığı ve yıllar önce zorunlu eğitimin içine dahil edileceği ücret alınmayacağı duyurulduğu halde 5 yıllık deneme süresinin son yılında 4+4+4 sistemi uygulamaya girmiş bu projeden bir anda vazgeçilmiş anasınıfı zorunlu eğitim kapsamı içine alınmamış olması nedeniyle bugün birçok yerde çocuklarımız dernek, vakıf ve cemaatlerin eline geçmiş durumdadır. Bununla ilgili hiçbir çalışma yapılmamaktadır. Hatta 4-6 yaş ‘Erken Çocukluk Eğitimi’ çerçevesinde Din Eğitimi konusunda Milli Eğitim Bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol imzalamıştır. O yaştaki çocukların soyut kavramları öğrenemeyeceği hiç mi araştırılmamaktadır?
  • İkili eğitim yapan okullar tam güne geçecek diye 40 kişilik sınıflar 60 kişiye çıkarılıyor ve okullardaki tüm sosyal alanlar sınıflara dönüştürülüyor. Tekli eğitime dönülmüş 60 kişilik sınıflar ne kadar verimlidir?
  • Bakanımız yine pazartesi günü yapmış olduğu söyleminde derslerin azaltılmış olması norm kadrosunda öğretmeni etkilemeyecek diyor. Peki; resim, müzik, beden eğitimi öğretmenleri nasıl etkilenmeyecektir?
  • Yine pazartesi bakanımızın konuşmasında beni en çok üzen cümle şu oldu. “Bizim öğretmenlerimiz yapamaz diyenler var” ne demek? O sözleri kim dile getiriyorsa; toplumda bu algıyı oluşturan siyasileri sorgulamak gerek öncelikle. Sonrasında da bakanımızdan beklentim “ne demek yapamaz?” olmalıydı. Ama cevabı biz eğitimler vereceğiz oldu. Öğretmen üzerine düşen her görevi imkânsız koşullarda dahi yerine getirmiş ve hala getirmektedir. Öğretmen, Milli Mücadele zamanında da o yoklukta bir ülkeyi kalkındırandır.
  • Yeni uygulanacak projelerde ki atölyeler 2020 yılına kadar devlet imkânları ile her okula kurulabilecek midir? Asıl biz öğretmelerin merak ettiği konu budur. Daha önceleri de okullarda bilgisayar laboratuarları ve fen laboratuarları kurulmuş, teknoloji tasarım atölyeleri hazırlanmıştı. Daha sonrasında 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte ilkokullardaki bilgisayar ve fen laboratuarları sökülüp imam hatip ortaokul ve liselerine taşınmıştır. İlkokulların laboratuara ihtiyacı yok denmiştir. Bu yaşanılan ikilemler akıl karıştırıcıdır.
  • Milli eğitim son yıllarda olduğu gibi bu yılda dini vakıf ve cemaatlerle protokol imzalamaktan geri durmamıştır. Bizlerin bir yılda gördükleri bunlardan ibarettir.
  • Eğitimde devamlılık esastır ama aynı hükümette dahi biz devamlılığı göremedik. Bu projelerin de devamlılığı konusunda şüphe duymaktayız. Eğitim ekip işidir. Öğretmenin olmadığı yerde ne müfredat ne proje gerçekleşir. Bizler rahat konforlu öğretmen odaları değil, idarecisi, velisi tarafından mobbing uygulanmayan, görüşü ne olursa olsun çalışan öğretmenin hakkının verildiği, veli şiddetine maruz bırakılmadığımız sadece çocuklar için değil biz öğretmenler içinde güvenli okullar istiyoruz. Anlayacağınız bizler sadece güzel sözler değil, bu memlekete yüreğini adamış M. Necati Beyler istiyoruz.

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...