Dün gece cumhurbaşkanımız halka yeni korona tedbirlerini anlatırken Mustafa Kemal’in de yardım topladığını dile getirdi. O saatten sonra en çok konuşulan konulardan biri de Tekalif-i Milliye Kanunları oldu. 

Peki, Tekalif-i Milliye Kanunları neydi ve niçin böyle bir karar alınmıştı? Bizler bunu çok iyi biliyoruz da bilmeyenler içinde bilgilendirici bir yazı yazmak istedim.
Mustafa Kemal başkomutan seçildiğinde karşısında dağ gibi duran mali sorunların farkındaydı. O dönemde meclisin içinde bile mali sorunları aşamayıp altında kalacağını düşünen milletvekilleri vardı. 

Mali sorunları aşmadan hiçbir şeyin çözüme ulaşamayacağını bilen Mustafa Kemal o gece hiç uyumadı. Aldığı bir takım kararları sabah özel kalem müdürü Hayati Bey’e temize geçmesi için verdi. Öğlen gibide Bakanlar kurulunu toplaması için Fevzi Bey’e telefon etmesini söyledi. 

Öğle üzeri toplanan Bakanlar Kurulunda ordunun eksiklerini tamamlamak için Maliye Bakanı Hasan Bey’e neler yapılması gerektiğini sordu. Hasan Bey birçok şey söyledi ama söylediklerinin hepsi elimizden bir şey gelmeze çıkıyordu. Ortamda tam bir umutsuzluk hâkimdi. Mustafa Kemal sabah temiz çektirdiği kâğıtları Hasan Bey’e uzattı. Hasan Bey okumaya başladı. Okudukça ter basıyor rengi sararıp soluyordu. Bu güne kadar eşi benzeri görülmemiş talepler karşısında şaşkındı. Tüm bakanlarda merak içindeydi. Mustafa Kemal tüm bakanlara şöyle bir açıklamada bulundu.

“Amacım bütün milleti savaşla ilgilendirmek, bütün kaynakları harekete geçirmek, her evi, her iş yerini, cephenin bir parçası yapmak. Bunun için halkı mal ve emeği ile de savaşa katılmaya çağıracağım. Hasan Bey yüksek sesle okur musunuz? Arkadaşlarında bilgisi olsun.”

Hasan Bey terini sile sile Tekalif-i Milliye Kanunları’nı o gün bakanlara yüksek sesle okudu:

⦁    Her ilçede bir tane Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacak.
⦁    Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.
⦁    Her aile bir askeri giydirecek.
⦁    Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
⦁    Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40'ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.
⦁    Her türlü makineli aracın %40'ına el konacak.
⦁    Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20'sine el konacak.
⦁    Sahipsiz bütün mallara el konacak.
⦁    Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.
⦁    Halkın elindeki araçlar bir defa olmak üzere 100 km'lik mesafeye ücretsiz askeri ulaşım sağlayacak.

Bakanlarda hayretler içerisinde dinlediler. Sonrasında tüm illere, mutasarrıflıklara ve ilçelere gönderildi.

Başkomutandan gelen telgrafı okuyan valiler, kaymakamlar tıpkı bakanların yaşadığı şaşkınlığı yaşıyorlardı. Tam bir ümitsizlik hâkimdi. Bunun nedeni ise;
Anadolu, Osmanlı tarihçilerinin “büyük kaçgun” adını verdikleri 17.yy sonundaki kargaşa döneminden beri devlete güvenmez olmuştu. Can ve mal güvenliği sağlamayan devlet, eşkıyaların yağmaladığı köyleri birde vergi almak için kendi zorlayıp inletmişti. Bu yüzden birçok büyük, bayındır, zengin köy parçalanmış, köylüler kel tepelere, kuytu vadilere, orman içlerine göçmüş, böylece devletin ve eşkıyanın gözünün önünden, elinin altından, yolunun üzerinden kaçmıştı. Kaçamadığını anlaması uzun sürmeyecekti. Eski devlet bu güne kadar, bir şey vermeden, mal ve can vergisi isteye gelmişti. Şimdi yeni devlette istiyordu.  

Tüm ümitsizliğe rağmen Mustafa Kemal’in istediği kurullar oluşturulmuştu. Çünkü tüm alınan bağışlar kayıt altına alınmalıydı. Savaştan sonra ödenmek koşuluyla alınacaktı tüm yardımlar. Tüm ülkede kurullar hazırlanmış duyurular yapılmıştı. Şimdi halkın buna nasıl tepki göstereceğini beklemek kalmıştı. Hayale kapılmak istemiyorlardı. Bitik halk rızkını mı verecekti?
Çorum Mutasarrıfı sabah erkenden hükümete geldi. Tüm görevliler yerini almış büyük bir heyecanla bekliyordu. Sinek uçmuyor, yaprak kımıldamıyordu. Birden bir ses duyuldu. Yol ağzından iki çuval yüklü bir eşekle yaşlı bir erkek göründü. Onu büyükçe bir çuvalı sırtlamış bir başka erkek izledi. Derken ellerinde sepetler, heybeler ve torbalarla kadınlar geliyordu. Az sonra taş döşeli hükümet meydanı arabalar, kağnılar, atlar, eşekler, denkler, balyalar, hurçlar, sepetler, küfeler, tenekeler, torbalar, heybeler, bakraçlar, testiler, kadınlar, erkekler ve çocuklarla dolmuştu. Bu tablo karşısında Ali Bardakçı ağlamaya başladı. 

Tüm Anadolu bu durumdaydı. Çalışanlar, üç hafta boyunca gece gündüz çalışacak hatta eve gidip üzerlerini değiştirmeye vakitleri olmayacaktı. 
İlk emirler geldiğinde halk için kafalarından geçen düşünceler için herkes utanıyordu. Halk canla başla yardım için çırpınıyordu. Çok kısa sürede derde derman olmuşlardı.

Tekalif-i Milliye Kanunu ile halktan istenilen yardımlar karşılıksız bağış değildi. Milli Mücadelenin ardından Başkomutan Mustafa Kemal o zor günlerde topladıkları yardımları 12 Nisan 1923 tarihli ve 328 sayılı kanunla 6.003.663TL halka son kuruşuna kadar ödedi. Halktan alınan halka verilmişti. 

M.Akif TURAL’ın “Tekâlif-i Milliye Halka Borcu Kalmayan Devlet” adlı kitabı sayfa 559’da hangi tarihlerde ne kadar ödeme yapıldığı açıkça belirtilmiştir.