İstanbul anlatılmaz yaşanır bir şehirdir. Farklı farklı renklerin olduğu, değişik tatların birleştiği bir kültür bahçesidir. Değişik kültürler İstanbul’da bir araya gelen çiçekler gibidir. Gürültüsü, kalabalığı, ışığı bir farklıdır bu şehrin. İnsanların hep bir acelesi vardır. Hep bir koşuşturma içerisinde kendi benliklerini unutur insanlar. Bazen tebessüm etmeyi bile unuturlar, o kadar yoğundurlar ki. İşte tam da gülmeyi unuttukları sırada deniz- vapur- martı üçlemesi akıllarına gelir. Bu üçlemede hayat bulan umutları huzur bulur. Huzurdur İstanbul. Kalabalığına rağmen huzur…

İlk akla gelen Boğaz Köprüsü’dür belki de. Tüm hayal kırıklıklarının ya da tüm güzel umut ışıklarının köprüsü. Karadeniz ile Marmara denizini birbirine bağlayan köprü; hayallerimizi ve hedeflerimizi de birbirine bağlayamaz mı? İki ayrı hırçın dalga deryasını birbirine bağlayan bir köprü; bizim düşüncelerimizle kalbimiz arasında gizli bir geçit oluşturamaz mı? Elbette tüm bunlar mümkündür. Hayallerimiz en büyük silahlarımızdır. İstanbul o kadar büyülü bir şehirdir. Şehrin ışıkları sinyal verir büyülü başka bir şehre.

Bu şehirde yaşamanın zorlukları da vardır elbet. Trafiği bir zorluktur mesela. Ama güzellikleri için bazı zorluklarına katlanabilmek gerekir. Dağın tepesindeki zafer bayrağını alabilmek için dağa giden yoldaki zorlukları aşabilmeyi öğrenebildiğimiz noktada başarı düzeyine ulaşmış oluruz. Birçok tarihi güzellikleri vardır İstanbul’un. Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Kız Kulesi, Gülhane Parkı, Galata Kulesi; Güzellik deryasındaki sadece akla gelen birkaç güzel çiçektir.

Eminönü de gelir akla, bu şehir telaffuz edilince. Hele de aile veya arkadaşlarla, zevk içerisinde yenilen balık ekmeklerin tadına doyum olmaz. Balık ekmek bahanedir aslında. İnsanın ailesi ve arkadaşlarıyla zaman geçirmesi, aktivite yapması için iyi bir fırsat olan bu durum oldukça güzel bir nüanstır. Ya Galata Kulesi’nin önünde fotoğraf çektirmek, bu da harika bir detay değil mi? Adım adım ilerlerken resimli duvarlara denk gelip fotoğraf çektirmek muazzam bir olay değil midir? Hangi duvar seni daha iyi anlatıyor, seni daha iyi betimliyor? Arkadaşlarınızla ‘’yaaa- olmadı- bir daha çek’’ gibi söylemlerle eğlenerek anı ölümsüzleştireceğiniz bir yerdir, Eminönü.

Bir anahtarlıktır İstanbul. Bu anahtarlığın içinde her biri farklı uygarlıklara kapı aralayan anahtarlar vardır. Farklı kökenlerden gelip İstanbul’da birleşen halkın her bir üyesi İstanbul’u farklı bir renge boyar. Bambaşka renklere boyanan İstanbul; yediden daha fazla tona sahip özel bir gökkuşağına dönüşür. Havası bir başkadır İstanbul’un, büyülüdür. Bir başka kokar İstanbul. Güçlü bir tarihten geldiğinden midir bilinmez. Başka şehirlerde olmayan bir nüans var ancak kalple hissedilen. ‘’Bekle beni İstanbul, geliyorum’’ dedirten; biraz da çılgınlık yaptıran büyülü bir şehir. O çılgınlık ne? Bu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim. Şimdi üstü açık kırmızı bir araba hayal edin. Birden delice bir cesaret geliyor ve ayağa kalkıyorsunuz. Ellerinizi iki yana açıp gözlerinizi kapatıyorsunuz ve İstanbul’un Boğaz kokusunu içinize çekiyorsunuz. İçinizden ‘’İstanbulllll’’ diye bağırmak geliyor. Bir an kendinizi frenliyorsunuz. Acaba nasıl karşılanır? İnsanlar nasıl tepki verirler? Daha sonra kendi mutluluğunuzun insanların tepkisinden daha önemli olduğunu aklınıza getiriyorsunuz ve kendinizi içinde bulunduğunuz anın büyüsüne kaptırıyorsunuz. Birden ‘’ben çok güçlüyüm’’ diye bağırmak geliyor içinizden ve dilediğiniz gibi haykırıyorsunuz. İşte böyle bir çılgınlıktır İstanbul’u yaşamak. Anlatılmaz yaşanır.

Tüm bu çılgınlıkların yakamozunda yüksek yüksek bina topluluklarının ağaçların yerini aldığını görünce hüzünleniyorsunuz. ‘’ Çarpık kentleşme’’ gerçeğine rağmen İstanbul’u sevmeye çalışıyorsunuz. Çok sevilen bir şehir olmasının bedelini ağaçlarıyla mı ödemek zorundaydı bu şehir? Bu kaybı telafi etmek için fidan bağışları yapmak istiyoruz. Biz bir ağaca, bir ağaç bir doğaya, bir doğa bir şehre, bir şehir bir insana, bir insan da bir topluma umut oluyor. Bir zincirin halkaları gibi birbirini besleyen olgular.

Kocaman ve kalabalık bir şehir. Bambaşka insanların olduğu farklı bir şehir. Bu kalabalığın içinde İstanbul’u betimlemek ne mümkün. Betimlemesi- tarifi olmayan bir yer. Uygarlıkların evi İstanbul. Tarihi yapılarıyla tam bir yaşanmışlık abidesi. Buram buram yaşanmışlık kokuyor her satırı. Mısra mısra tarih okunuyor, o kadar geniş bir yelpazeye sahip ki. Tıpkı bir labirent gibi. Bir sahilinde yürüyüş yapmak tüm doğrularımızı sorgulatır. Sahil kıyısına yaklaşıp elinizde pamuk şekerlerle birlikte suyu izlemek, yanınızdaki değerli insanla ‘’bak- uzaktaki gemiyi görüyor musun?’’ diye eğlenceli ve huzur dolu konuşmayı yapmak; İstanbul ile ilgili bütün algılarınızı sorgulatır. Sorgulamaya başlarsınız. Sorguladıkça anlarsınız. Anladıkça yaşarsınız. Yaşadıkça seversiniz. Birinden dinleyerek değil ancak kendiniz anlayabilirsiniz bu şehri.

Buram buram tarih dedik. Peki Miniatürk dedik mi? Miniatürk, bir sürü tarihi yapının insan boyuna indirgenerek maketleştirilmiş ve sergiye sunulmuş bir müzedir. Bu müzeyi görmediyseniz gerçekten çok şey kaçırmışsınız demektir. 60.000 metrekarelik devasa bir yerden bahsediyoruz. Bunun 15.000 metrekaresi tabi ki olağanüstü güzellikteki maketlerin olduğu şahane ötesi bir alan. Geriye kalan alanı ise sevdiklerinizle hoş vakit geçireceğiniz kafe, hediyelik eşya, restoran, oyun alanı gibi yerlere ayrılmıştır. Burası hem tarih öğrenebileceğiniz hem de eğlenceli vakit geçirebileceğiniz harika bir yer.

İstanbul Oyuncak Müzesi; sadece çocukların değil yetişkinlerin de görmesi gereken bir yer. İçerisinde tarihe, geleneğe, kültüre, yaşanmışlığa dair ne kadar oyuncak varsa bulabileceğiniz güzel bir müze. Telefonun tarihi gelişiminden çocukluğumuzun vazgeçilmezi topaçlara kadar uzanan bir yolculuktur; Oyuncak Müzesi. Çocukların uyumadan önce annelerine anlattırdığı o güzel masalların kahramanlarının oyuncaklaştırarak sergilendiği müze; çocukların hayal dünyalarını o kadar zenginleştirir ki akla hayale gelmeyecek öğrenmeler oluşur. Kazanım olarak en fazla sayıda derse ev sahipliği yapan müze; özellikle okul öncesi, ilkokul, ortaokul çocukları için muhteşem bir eğlence okulu. Eğlence okulu dememizin nedeni eğlendirirken öğretmesidir, oyunla eğitimi bir bütün olarak görmesidir.