Laik bir ülkede çok fazla gündemde olmaması gereken bir kurum olan Diyanet kendinden hep bahsettirmeyi bir şekilde başarıyor.

Ülkedeki siyasi, ekonomik ve sosyal yaşam ile ilgili hemen her konuda gerekli gereksiz görüş açıklayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın "günaydın” yerine 'Essalamü aleyna ve ala ibadillahissalihin' denmesini önerdiği polemiği bugünlerde yine gündemde. Erbaş’ın “günaydın demek cahiliye dönemi âdetidir”  ifadesini kullandığına dair iddiaların İletişim Başkanlığı tarafından yalanlanması, iki sene önce başlatılan polemiği yeniden gündeme taşıdı.

Ali Erbaş’ın son günlerdeki gündem oluşturma çabası, Cuma günlerinin tatil olması talebi olarak algılanan bir mesajı ile devam etti. 4 Ağustos’ta Yalova’da Cuma hutbesinde “Cuma namazı konusunda hassas davranmayanların vebal altında” olduğunu öne süren Erbaş: “Çalışanlarımızın ve öğrenci kardeşlerimizin en önemli farz ibadetlerinden biri olan cuma namazını eda edebilmelerine yardımcı olalım. İş yerlerimizdeki mesai saatlerini, okullarımızdaki ders programlarını cuma namazının vaktine göre düzenleyelim” dedi. Bu ifadelerden, mesaileri ve çalışma günlerini düzenleyen yasanın değişmesi gerektiği, bunu yapmayan Cumhurbaşkanı’nın “vebal altında” kalacağı yorumlarını çıkartanlar oldu.

ŞERİYE VE EVKAF VEKALETİ YERİNE DİYANET RİYASETİ
İşlerin normal seyrinde yürüdüğü bir ülkede bu kadar gündemde olması beklenmeyen Diyanet Kurumu, 3 Mart 1924 tarihinde Şeriyye ve Evkaf Vekâleti’nin yerine kuruldu. İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlendirildi.

Kaldırılan Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin görevi neydi peki? "Şeriyye" sözcüğü din işleri, "Evkaf" ise vakıflar anlamına geliyor. Osmanlı'da din hizmetleri ile ilgilenen Şeyhülislamlık makamı ile vakıf malları ile ilgilenen Evkaf-ı Hümâyun Nezâretinin hizmetleri 2 Mayıs 1920 tarihli TBMM kararı ile yeni kurulan ‘Şeriyye ve Evkaf Vekaleti’ne devredilmişti. Yeni devletin ilk dört yılında hizmet gören bu bakanlık kaldırılırken temel amaç, dini işlerle görevli bu kurumun devlet işlerine karışmasını engellemek ve (1937’de ilan edilecek olan) laikliğin temellerini atmaktı.

AKP DİYANETİ BAŞTAN YARATTI 
Laik ülkede temel amacı din hizmetlerini yürütmek olan bu kurum siyasal İslamcı AKP iktidarları döneminde çok farklı misyon ve yapılanmaya kavuşturuldu. Önceleri devlet protokolünde 52. sırada olan Diyanet İşleri Başkanının yeri sıralamada 40 kişi birden atlatıldı. Yüksek yargı temsilcilerinin ve Genelkurmay Başkanının da önüne geçirilerek 12. sıraya getirildi.

AKP iktidarının ilk yıllarında 68 bin olan personel sayısı iki katından fazla artırılarak 142 bini buldu. Bütçesi ise 550 milyon liradan son yirmi yılda 65 kat artırılarak 36 milyar liraya çıkartıldı. Diyanet’in 2023 bütçesi böylece İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çevre ve Şehircilik, Ticaret, Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlıklarının bütçelerini geride bırakmış oldu.

Adı konmamış şeriat düzeninin tescil edilmemiş şeyhülislamı gibi davranan Ali i Erbaş’ın Anayasada tarifi yapılan laikliğe ve seküler yaşam pratiklerine yönelik siyasi nitelikteki açıklamaları hep tartışmalıydı. Erbaş; "İnanç, sokakta, mahallede, şehirde olmasın ve insanın içinde olsun gibi bir anlayış var. İnsan ile Allah arasında olsun, evine ve ticaretine, siyasetine, adaletine, yansımasın diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar" diyerek, dinin ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamın temelinde olması gerektiğinin ipuçlarını verdi. “Maddi sıkıntıların ve yoksulluğun alın yazısı” olduğunu söyledi, alışverişlerin pazarın kapanma saatlerine denk getirilmesini ve tevekkül tavsiye etti, iktidarın sosyal medyayı kısıtlama yasasına açıktan destek verdi.

Ülkedeki tüm konulara müdahil olmaktan geri durmayan, Diyanet en sonunda yargı işlerine de karışır oldu.

DİYANET KOBANİ DAVASINA MÜDAHİL OLDU 
Diyanet kurumunun görev alanıyla hiç ilgisi olmayan çeşitli sosyal, ekonomik ve siyasal konularda görüşler verdiğine tanık olmuştuk ancak sonunda yargıya da el attı!

Diyanet İşleri Başkanlığı, Kobani Davası’nda yargılanan siyasetçilerin en ağır şekilde cezalandırılmaları için geçtiğimiz hafta davaya katılma talebinde bulundu ve mahkeme bu talebi kabul etti. Dava dosyasına, (iktidarın siyasal söylemleri doğrultusunda) sanıkların “toplumun dini değerlerini temelden sarstıkları” gerekçesiyle fetva niteliğinde bir talep dilekçesi gönderdi.

Sivas’ta 38 aydın diri diri yakılırken, Suruç’ta, Ankara Tren Garı’nda, Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda cami dibinde IŞİD teröristleri yüzlerce canı havaya uçururken, Dini terör ülkeyi kan gölüne çevirirken Diyanet sessiz kalmıştı. AKP’nin savcılığını üstlendiği ve tümüyle siyasi sebeplerle sürdürüldüğü bilinen Kobani davasına Diyanet’in müdahil ettirilmesi, kurumun siyaset gibi yargı işlerine de sokulması olarak algılandı.

MOBİNG VE İHRAÇLA İMAMI İNTİHARA SÜRÜKLEDİ
Siyasetin emrinde en az diğer kurumlar kadar siyasallaşan ve deformasyona uğrayan Diyanet yönetimi, çalışanlarının hakları ve özel yaşamlarına saygı konusunda da klasik bir kamu kurumu niteliğinde.

Diyanet, Balıkesir İl Müftülüğü’nde vaiz olarak görev yapan Mehmet Deniz’in özel yaşamını izlemeyi görev edindi. İşini severek ve hakkıyla yapan bu çalışanlanının bisiklete binmesini, işe hizmet aracı ile değil de motosikletle gelmesini, cübbe yerine modern giyinmesini dert edindiler. 'Genel teamüllere aykırı' davranışlar sergilediği gerekçesiyle  hakkında soruşturma başlattılar ve görevinden uzaklaştırdılar. Mehmet Deniz hayat tarzı üzerinden bu şekilde mobbinge uğramayı kaldıramadı, 1 Ağustos'ta yaşamına son verdi.

Çalışanlarının sosyal yaşama tarzlarını diğer kurumlardan daha çok dert edinen Diyanet kurumunun mali konularda “kul hakkı, helal-haram” gibi konularda daha özenli olması beklenir değil mi? Acaba durum öyle mi?

DİYANET'İN YEMEK İHALESİNDE KUŞKU
Tümüyle dünyevileşen, Diyanet Vakfının faiz gelirlerini içine sindiren Diyanet’de yürütülen işler devletin diğer kurumlarından hiç farklı değil. Yandaşlara kamu kaynağı aktarımında da durum aynı. Sadece ‘acil’ hallerde başvurulması gereken kamu ihale kanununun tartışmalı 21-b maddesini Diyanet de diğer kurumlar gibi amacı dışında uygulamaktan kaçınmıyor.

Diyanet’e bağlı Denizli Dini Yüksek İhtisas Merkezi 14 Temmuz’da bir yemek ihalesi açtı. İhale, ‘doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya yapım tekniği açısından önemli olan, can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından aciliyet gerektiren’ durumlarda başvurulması gereken 21-b maddesiyle, yani pazarlık usulüyle yapıldı. ‘Acil’ ihaleye tek başına giren MHP’li iş insanı Öztürk Taştan’ın işi 5,42 milyon liraya aldığını öğrendik.

Demek ki kamu bütçesinin yakın ve yandaşlara, hem hukuka hem vicdana hem de inanca aykırı olarak peşkeş çekilmesi o kadar da “haram” sayılmıyormuş!

DİNİN MİLLİLEŞMESİNDEN DİNİ MİLLETE 
Anayasa Madde 136; “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir” diyor. Görev tanımına göre dini ve uhrevi işlevli bir kurum olan Diyanet, son derece dünyevi ve siyasi bir kurum haline getirildi.

Diyanet Kurumu ve Başkanı Erbaş hem Anayasanın 2. Maddesinde tanımlanan Cumhuriyetin temel niteliklerine, hem de kurumunun Anayasal görev tanımına uymayacaklarını tüm beyan ve uygulamaları ile deklare etmekten kaçınmıyor.

Diyanet Başkanının, iktidarın siyasal gündemine paralel söylem ve eylemlerindeki ısrarının kendi kişisel inisiyatifi ile olamayacağı, bu serbestliğinin siyasal iktidar tarafından cesaretlendirildiği çok açık. Sosyolog Prof. Tayfun Atay “Atatürk dini millileştirmek amacıyla 1924’de Diyanet’i kurmuştu, bugün Saray iktidarı ile Diyanet dini bir millet oluşturmaya çabalıyor” şeklinde değerlendiriyor bu durumu.

Aslında çıkıp açıktan, “laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti kaldırılsın, yerine bir şeriat devleti kurulsun” deseler kendilerini çok daha dürüst ve samimi ifade etmiş olacaklar! Ancak böyle yapmıyorlar, Anayasa’da tanımlanan laik devlet yapısını tümüyle kâğıt üstünde bırakıp, defacto bir din devleti oluşturmaya çalışıyorlar.