İstanbul’da yaşayan herkesin dilinde aynı şikâyet: Trafik. Fakat Beşiktaş’ın göbeğinde yaşanan bir planlama hatası var ki, bu sadece “yoğunluk” değil, bizzat yanlış mühendisliğin yol açtığı bir trafik tıkanması.

Sahilden Ortaköy–Sarıyer istikametinden gelen otobüsler, Dolmabahçe–Kabataş–Eminönü hattına yönelirken doğal akışta Barbaros Bulvarı’na çıkmaları gerekiyor. Normal akıl şunu söyler: İlk U’dan dön, yoluna devam et. Ama öyle olmuyor. Otobüsler neredeyse Conrad Oteli’ni geçtikten sonra ikinci U’yu kullanıyor.

Peki bu neye yol açıyor?

*Zaman kaybı: Tek otobüs için dakikalarca kayıp; hat boyunca günde yüzlerce seferde saatler boşa gidiyor.
*Maliyet: Yakıt tüketimi artıyor. Birkaç yüz metre fazla gibi görünen mesafe, yıl bazında devasa bir maliyet yaratıyor.
*Menzil kaybı: Bu otobüsler tam da hizmet vermeleri gereken bölgede vakit kaybediyor, verim düşüyor.
*Tıkanma: Hem gidiş istikameti hem dönüş istikameti aynı anda bloke oluyor. Trafik zincirleme bir şekilde sıkışıyor.

Sonuç: Hiç kimseye faydası olmayan bir güzergâh, binlerce kişiye çile olarak geri dönüyor.

***

Asıl Sorun: Kâğıt Üzerinde Güzel, Sahada Felaket

Bu uygulamanın arkasında “planlama” adı altında masa başında çizilen şemalar yatıyor. Ama sahada işler öyle yürümüyor. Kâğıt üzerinde belki akış mantıklı görünüyor. Fakat Beşiktaş gibi zaten meydanı dar, araç yoğunluğu yüksek, yaya hareketliliği karmaşık bir noktada *dolambaçlı dönüşler sadece yangına körükle gitmekten başka bir şey değil.

Daha kötüsü, bu uygulama yüzünden doğal akış bozuluyor. Sahilden gelen aracın düz istikametini engelleyip, otobüsü zorla dolaştırmak akla, mantığa, mühendisliğe ve ekonomiye aykırı.

***

Çözüm: Basit, Net, Uygulanabilir

Peki yapılması gereken ne? Cevap aslında basit:

1. Beşiktaş gibi İstanbul’un en yoğun noktasında otobüsleri ikinci U dönüşüne yönlendirmek tam anlamıyla akıl tutulmasıdır. Bu karar, hem zamanı hem yakıtı hem de toplu ulaşımın verimliliğini boşa harcıyor. Üstelik sadece araçları değil, binlerce yolcuyu da mağdur ediyor.

Düşünün: İnsan sahilden geliyor, Beşiktaş’ta iniyor. Normalde indiği yerde aktarma yapabilmesi gerekirken otobüs durağı dolaştırıldığı için aktarma noktası uzakta kalıyor. Vatandaş güneşin altında, yağmurun altında ekstra yol yürümek zorunda kalıyor. Bu mudur modern şehircilik?

Kısacası mesele sadece bir “U dönüşü” değil; mesele, kâğıt üzerinde yapılan planların sahada insan hayatına yük olması. İstanbul’un kalbinde, Beşiktaş gibi bir yerde

2. Durakları Yeniden Konumlandırın: Zaten meydanda fazlasıyla boş alan var. Otobüs peronlarını bir otobüs boyu içeri çekin, yanına ilave sıralar ekleyin. Bu, sahadaki otobüs yoğunluğunu rahatlatır.

3. Beşiktaş Meydanı’nı Gerçekten Meydan Yapın: Bugün orası ne meydan işlevi görüyor ne ulaşım düğümü. Sadece gereksiz yere yol kapatıyor. Açın, sadeleştirin, nefes alın.

Bunlar radikal devrimler değil, basit mühendislik dokunuşları. Ama kentin kalbindeki sıkışıklığı çözmek için büyük bir fark yaratır.

***

Bir Şehircilik Dersliği: Düz Olanı Bozma

Beşiktaş örneği bize şunu hatırlatıyor: Kent planlamasında en büyük hata, düz olanı bozmak.
Doğal akışı engelleyip yapay yollar yaratmak hem maliyetli hem de işlevsiz. Oysa şehrin kendisi zaten akışı dayatıyor. Yapılması gereken bu akışı kolaylaştırmak, zorlaştırmak değil.

Beşiktaş’ta otobüsler dolambaçlı dönüşlerle vakit kaybederken, binlerce yolcu işine geç kalıyor, binlerce araç gereksiz yere egzoz salıyor, milyonlarca lira havaya karışıyor. Bütün bunların tek sebebi: Yanlış bir U dönüşü.

***

Son Söz

İstanbul’un kalbi Beşiktaş’ta yaşanan bu tablo, aslında tüm şehircilik anlayışımıza bir ayna tutuyor. Plan yaparken masada değil, sahada düşünmek gerek. Kâğıt üzerindeki çizgiler değil, caddenin ortasındaki gerçek hayat belirleyici olmalı.

Otobüsü dolaştırmak kolay; ama insanları dolaştırmak bir şehre ihanettir.