Türkiye’de sosyoloji ve tarih kitaplarında anlatılan ve Türk toplumunun farklı kesimlerine dayanan eski tarikatlar artık yok. Mevleviliğin sadece adı kaldı; Bektaşilik etkisizleştirildi; Bayramilik, Hamzavilik gibi eskiden etkili olan yapılar yok oldu gitti. Bunların yerini 19. Yüzyıl’ın başında ortaya çıkan Halidilik adlı siyasi örgütlenme aldı. Kürt kökenli Halid’in kurduğu Halidilik 2. Mahmut zamanında Osmanlı  sarayına  sızarak Türk kökenli tarikatları ezdi. (Süreci; TARİKAT KUŞATMASINDAKİ TÜRKİYE/Halidi Cehennemi adlı araştırmamda gösterdim.) Bu Halidiliğin araştırmacıların sandığı üzere, eski Nakşibendilikle bile ilgisi kalmamıştı.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan bir sene sonra  kadar sonra Kürt tarikat lideri Şeyh Said öncülüğünde Halidiler ayaklandı. Devlet, 11 ili ele geçiren isyancıları güçlükle bastırdı ve bu ayaklanma bütçeyi çökertti.

İsyancıların tarikatlarda örgütlendiği ortaya çıktığı için bu yapılar 1925 sonunda kapatıldı. 1930 yılında Menemen’de şeriat sancağı açarak Teğmen Kubilay’ın boğazını kesen şeriatçı katiller de bu tarikatın yetiştirdikleriydi.

Bu olaylardan sonra ülkenin eğitim sistemi daha laik ve aydınlanmacı hale getirilerek tarikatlara yönelmeyecek çağdaş bireyler yetiştirilmesi temel alındı. Din birliği veya şeriat kardeşleği gibi tarikatçı yapıları besleyen ideoloji yerine milliyetçilik öne çıkartıldı. Yeni devlet kimsenin dinine veya ırkına bakmadan bütün yurttaşlarına Türk dedi. (1924 Anayasası 88. Madde) Böylece, Avrupa hızla faşizme savrulurken T.C., ırkçılığı da dinciliği de suç haline getirerek büyük bir devrime imza attı.

GERİCİLEŞEN CHP
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra CHP ağır ağır geleneksel egemen sınıfların denetimine girdi. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafına sarılan Cumhurbaşkanı İnönü hükümeti gerici bakanlara teslim etti. CHP örgütleri bir tür Komünizmle Mücadele Derneği’ne dönüştürüldü. 4 Aralık 1945’te sol görüşlü Tan Gazetesi’nin İslamcı ve milliyetçi gençler tarafından basılarak tahrip edilmesi bu politikanın ürünüdür.

Sol görüşlü büyük yazar  Sabahattin Ali’nin 2 Nisan 1948’de Kırklareli bölgesinde öldürülmesinin nedeni de bu dinci faşist politikadır. Ne gariptir ki 2. Dünya Savaşı bitince Türkiye’deki solcular kendilerine yeni kurulan Demokrat Parti'yi yakın bulmuşlardır.

TÜRKİYE, ABD’YE TESLİM EDİLDİ
İşte bugün başımıza bela olan Halidi tarikat örgütlenmeleri bu havada devlet desteğinde ortaya çıktılar. ABD yönetimi, Sovyetler Birliği’ni güneyden kuşatmak amacıyla bir İslamcı Kuşak (Yeşil Kuşak) yaratmak için harekete geçmişti. Projenin başarılı olması için katı dinsel kurallar tarafından kuşatılmış, baştaki ne derse doğru diyecek kullara ihtiyaç vardı. Mustafa Kemal’in bireyi ve kucaklayıcı Türklüğü yerine ümmet kardeşliği savunulacak; bunun için de komünizmle mücadele edilecekti. Mücadele için de elbette ki bu işin lideri olan Amerika Birleşik Devletleri desteklenecekti.

Demokrat Parti ülkeyi NATO’ya sokarak tam olarak ABD’ye teslim etmişti. Şimdi bütün amaç Komünizmle mücadele idi. Bunun için devlet kuruluşları, siyaset, medya, ticaret ve sanayici kesimi ABD’nin politikalarına  uygun olarak yeniden şekillendirildi. Ordu ve polis CIA tarafından yönetilir oldu.

Halkı yönlendirmek için en önemli iki kurum oluşturuldu:

Birincisi Komünizmle Mücadele Dernekleri…

İkincisi ise Halidi nitelikli Sünni tarikatlar…

DIŞ KÖKENLİ AJANLAR
Proje için çoğunluğu oluşturan Sünni halk üzerinde etkili olacak kutsallaştırılmış ve hatta Allahlaştırılmış isimlere ihtiyaç vardı. Bunları buldular da…

Birisi; Said-i Nursi denilen Kürt Said idi… Bilim dışı safsatlarla dolu risaleler yazmıştı. Bunlara Nur risaleleri denildiğinden bu yıkıcı akım yanlılarına Nurcular denildi. Fethullah Gülen de bu adamın yetiştirmesiydi. Sonunda devleti silah zoruyla ele geçirmeye bile kalkıştılar.

Diğeri 1880’de Dağıstan’da doğan Mehmet Zahit Kotku’dur. Amerikan planı Yeşil Kuşak’ın büyük şehirlerdeki baş propagandacısı olmuştur. İskenderpaşa Camii’nde imam olduğundan onun hareketine İskenderpaşacılar denilmiştir.

Kotku’nun yetiştirdiği ve İsmail Ağa Camii’ne imam olarak yerleştirttiği Mahmut Ustaosmanoğlu onun propagandasını daha da yaydı. Trabzonlu köy imamı Mahmut Efendi giderek kutsallaştırıldı ve Allah gibi anlatıldı. Kendi derdine çare bulamayan bu zavallı adamdan şifa uman on binler ortaya çıkartıldı.

Bir diğer bela da Süleyman Hilmi Tunahan oldu. 1888’de Bulgaristan’da doğan bu zat, bugün Süleymancılar diye bilinen Halidi zihniyetli örgütün temelini attı.

Diğer bir tarikat lideri de 1911 doğumlu Hüseyin Hilmi Işık’tır ve onun yolundan giden örgüt elemanlarına Işıkçılar denilmektedir. Bu zat da tahmin edileceği gibi dışarıdan gelen  bir aileye aittir ve Balkan kökenlidir.

Batıda bunlar olurken Doğu boş bırakılamazdı. Amerikancı derin Türk devleti orada da Menzilcileri imal etti. Kürt soylu bir köy imamı olan Abdülhakim zamanla kutsallaştırıldı. Bunun için Kürtlüğü yok sayılıp seyyid ilan edilerek Araplaştırıldı. Yetmedi Allah’ın özelliklerine benzeyen yetkiler, güçler (Gavs) taşıdığı yayıldı. Cahil kitleler buna inandırıldı. Siyasetin el altından desteklediği bu akıl-bilim düşmanı akım Doğu’dan Batı’ya doğru dalga dalga yayıldı.Şirketleri, holdingleri oldu. Devlet desteği ile elde edilen servetlerle bunların torunları altından tahtlarda oturmaya başladılar.

Bu Halidi tarikatlar Hazreti Muhammet’in getirdiği dini değil Peygamber’in en azılı düşmanı Emevilerin Padişahı Muaviye’nin icat ettiği dini savunuyorlar ama bu sahte dini “sahih İslam” yalanı altında saklıyorlar.

Bu işin günümüzdeki en azgın temsilcilerinden birisi de Cübbeli Ahmet denilen tiptir ki konuyu sonraki yazımda açıklayacağım.

ANAYASAL SUÇ İŞLENDİ
Bütün bunlar anayasasında “laik, demokratik, çağdaş hukuk devleti” yazılı devletin bilgisi, oluru ve desteği altında yürütüldü. Anayasa açık açık çiğneniyordu ama buna karşı çıkacak ne bir resmi kurum vardı ne de bir siyasi örgütlenme… Çünkü ABD böyle istiyordu.

Kitlelerin din üzerinden uyuşturularak sürülüştirilmesi sağcı siyasetçilerin de işine geliyordu. Onlar artık kişilerle uğraşmıyor, bu sürüleri güden sözde şeyhlerle, Allah taslağı Gavs’larla işbirliği yaparak istedikleri oyları alıyorlardı.

AKP döneminde bu tarikat-hükümet işbirliği pervasızca yürütüldü, yürütülüyor. Milli Eğitim bile bu çağdışı örgütlere teslim edilmek isteniyor.

DEMOKRASİ DÜŞMANI
Bunlarda:

*Vatan kavramı yoktur, “Vatan, seccademi serdiğim yerdir!” derler.

*Millet ve devlet kavramı yoktur. Çağdaş TC’yi laiklik yüzünden kâfir ülkesi kabul ederler. Ona vergi vermeyi günah sayıp o devleti yağmalamayı gaza kabul ederler. Millete düşmandırlar; ümmet hayaliyle milleti bölerler.

*Demokrasiyi şeytan işi sayarlar.

*Çağdaş hukuku dinsizlik kabul ederler.

*Kadın erkek eşitliğine de birlikteliğine de karşıdırlar.

*Bilimi de bilimsel eğitimi de dinsizlik sayıp köleleştirici eğitim modellerini yayarlar.

VAKIF GÖRÜNTÜLÜ YENİ AKP TARİKATLARI
AKP bu Halidi tarikatlarla yetinmeyerek bu zihniyette yeni dernekler ve vakıflar kurdu. TÜRGEV, TÜGVA, İLİM YAYMA, ENSAR, OKÇULAR VAKFI  gibi yüzlerce örgüt Türk gençlerini avlayıp gerici Arap zihniyetinde kullara çevirmek için yoğun çaba gösteriyor. Bütün bunların belgelerini de söz konusu Tarikat kitabımızda ortaya koyduk.

Böyle giderse ülkemiz Avrupa Birliği’nin değil, insanların birbirlerini boğazladığı şeriatçı İslam dünyasının bir parçası olacak. Ve gerileyip sömürgeleşen ülkeye dönüşecek.

T.C.’nin beka sorunu, istediğimizde boynunu koparabileceğimiz PKK değil, AKP tarafından beslenen işte bu Amerikan ajanı tarikat yuvalarıdır. Ve ne yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığı artık bu yıkıcı tarikat örgütleriyle işbirliği halinde çalışmaktadır. İmam hatipler, ilahiyat fakülteleri, Kuran kursları da bu yapıların eline geçmiştir.

Silahlı terör örgütlerinden daha tehlikeli olan bu tarikat örgütleri ivedilikle kapatılmalı, malları da Hazine’ye gelir olarak aktarılmalıdır.