SİYASİ BİR MİTİN ANATOMİSİ: BORALTAN HADİSESİ VE POST-TRUTH RETORİĞİ (1945-2023)

21 Mayıs 1945 iade kararının yıldönümünde; Aras Nehri’ndeki 'Boraltan' mitini değil, Tiknis Kapısı’ndaki tarihsel ve diplomatik gerçekliği belgelerle konuşuyoruz.

Özet: Bu çalışma, 1945 yılındaki mülteci iadesini; İnönü Vakfı arşivleri, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) ve TBMM tutanakları ışığında incelemektedir. Bulgular; iadenin 1939'dan beri süregelen Sovyet tehdidi ve Birleşmiş Milletler (BM) üyeliği sorumlulukları çerçevesinde bir "devlet beka hamlesi" olduğunu göstermektedir. Makale, bir sığınmacı olan Elmas Yıldırım’ın CHP tarafından nahiye müdürü olarak atanması, sinema kurgusunun toplumsal hafızayı nasıl tahrif ettiği ve bu boşluğun güncel siyasette bir "bariyer" oluşturmak için nasıl kullanıldığını akademik bir perspektifle ortaya koyar.


1. TARİHSEL ZEMİN: 1939'DAN 1945'E SOVYET KUŞATMASI

Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den Boğazlar’da üs ve Doğu Anadolu’da toprak talebi, sanılanın aksine 1945’te başlamamıştır. Moskova, daha 1939 yılında Türkiye’yi Almanya ile yaptığı anlaşmaya dahil etmeye çalışmış ve Boğazlar’da ortak savunma talep etmiştir. İnönü hükümeti bu talepleri reddederek İngiltere-Fransa ittifakına yönelmiş, bu durum SSCB’nin Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum takınmasına neden olmuştur. Savaş boyunca devam eden bu baskı, 1945'te iade kararı alınırken Türkiye'nin üzerinde hissettiği ağır diplomatik izolasyonun temel sebebidir.

2. BM ÜYELİĞİ VE KÜRESEL BASKI: YALTA'NIN SONUCU

1945 yılında Türkiye, Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek Birleşmiş Milletler’in (BM) kurucu üyesi olmuştur. Bu üyelik, müttefiklerin (ABD-İngiltere-SSCB) "savaş suçluları ve mültecilerin iadesi" konusundaki Yalta Konferansı kararlarına uymayı diplomatik bir zorunluluk haline getirmiştir. 21 Mayıs 1945 tarihli iade kararı, Türkiye'nin yeni dünya düzeninde yalnız kalmama ve Sovyetlere bir "saldırı gerekçesi" vermeme çabasıdır. Aksi halde Moskova, iadenin reddini Türkiye'nin Almanya'ya gizli bir yardımı olarak dünyaya ilan edecekti.

3. ASKERİ KİMLİKLER VE GİRİŞ ROTASI: ALMAN ÜNİFORMASI GERÇEĞİ

İade edilen 195 kişi, Sovyet sınırından kaçan masum siviller değil; savaş sırasında Alman ordusu bünyesindeki Doğu Lejyonları'nda (Ostlegionen) görev yapmış eski SSCB askerleridir. Alman üniformasıyla savaşın sonunda Avrupa ve Balkanlar içlerine savrulan bu gruplar, iade edilmekten kurtulmak için İran koridorunu kullanarak Türkiye sınırına ulaşmışlardır. Mültecilerin Türkiye'ye asıl giriş noktasının Iğdır-İran sınırındaki Boralan -Borualan-bölgesi olması kuvvetle muhtemeldir; zira bu bölge İran üzerinden gelenler için en doğal kapıdır.

4. MEKÂNSAL VE LOJİSTİK ANALİZ: TİKNİS VS. BORALTAN

  • Sevk Hattı ve Yerel Anlatılar: Giriş noktası neresi olursa olsun, iade işlemi SSCB ile düzenli demiryolu bağlantısı olan tek kapı, Kars-Akyaka (Tiknis/Doğu Kapı) üzerinden trenle yapılmıştır. Trenin geçtiği bölgelerde mültecilerin pencerelerden Türk köylülerine kıymetli eşyalarını ve notlarını atmaları, sevk hattının Tiknis olduğunun en büyük yerel ve insani kanıtıdır.
  • Mesafe Çıkmazı: Tiknis ile Aras Nehri (Boraltan anlatısının geçtiği yer) arasında 150 kilometreden fazla mesafe vardır. Kurgu, Tiknis'teki teknik bir iade işlemini, Aras üzerindeki hayali bir "Boraltan Köprüsü"nde yaşanan infaza dönüştürmüştür.

5. 1951 MECLİS TUTANAKLARI VE ŞEVKET MOCAN'IN PORTRESİ

Olayı 6 yıl sonra gündeme getiren DP milletvekili Şevket Mocan, kavgacı ve polemik odaklı bir figürdür. Mocan, önergesinde Enver Kaziyev (Anar) ve Kadri Başaran (Kardeşbeyli) gibi isimler üzerinden konuyu duygusallaştırarak CHP'yi "mabuda kurban sunmakla" suçlamıştır. Ancak bizzat DP'li Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, iadenin bir "mütekabiliyet" hatası nedeniyle durdurulduğunu itiraf ederek olayın partiler üstü bir devlet politikası olduğunu tescillemiştir.

6. SİNEMATOGRAFİK İNŞA: "150 TÜRK’ÜN AZİZ HATIRASINA"

Boraltan hadisesinin toplumsal hafızada "mutlak hakikat" olarak yerleşmesinin asıl sebebi 1977 yapımı "Güneş Ne Zaman Doğacak" filmidir.

  • Fiktif Hakikat: Filmin sonunda yer alan "1945 yılında sosyalist bir ülkeden Türkiye'ye iltica eden, daha sonra düşmana teslim edilirken sınırda şehit edilen 150 Türk'ün aziz hatırasına atfedilmiştir" ifadesi, kurgusal bir eserin bir "tarih belgesi" olarak algılanmasını sağlamıştır.
  • Şiirin Senaryolaşması: Filmin final sahnesi, Elmas Yıldırım’ın şiirindeki trajedinin bizzat senaryolaştırılmış halidir. Şairin "Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine" feryadı, görsel bir infaz belgesi gibi topluma sunulmuştur.
  • Siyasi Sonuçlar: 1978 Maraş Katliamı’na sebebiyet veren sinema bombası olayı, bu film üzerinden kışkırtılan kurgusal öfkenin toplumsal bir patlamaya dönüşebileceğinin ve 12 Eylül darbesine giden yolun en acı kanıtıdır.

7. CHP’NİN İDEOLOJİK AÇMAZI VE STRATEJİK SUSKUNLUĞU

CHP’nin bu ağır suçlamalar karşısındaki sessizliği, ideolojik bir "savunma felci"dir. 1960'larda benimsenen "Ortanın Solu" söylemi ve geçmişteki Sovyet dostluğu, CHP'nin her savunmasının "komünist sempatizanlığı" olarak yaftalanmasına neden olmuştur. Ancak bir sığınmacı olan şair Elmas Yıldırım’ın İnönü döneminde bizzat Malatya/Kale Nahiye Müdürü olarak atanması, CHP'nin soydaşlara bakışının kucaklayıcı olduğunun en somut kanıtıdır.

8. SEÇMEN MÜHENDİSLİĞİ VE POST-TRUTH

Recep Tayyip Erdoğan, 2011’den itibaren Azerbaycan sempatisi üzerinden bu kurguyu kullanarak milliyetçi seçmen ile CHP arasına aşılması zor bir set çekmiştir. "Bir millet, iki devlet" düsturu Boraltan üzerinden araçsallaştırılmış; tarihsel gerçeklik güncel siyasi ihtiyaçlara göre yeniden inşa edilmiştir.

9. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Boraltan hadisesi, tarihsel geçmişin politik malzeme devşirmek uğruna nasıl araçsallaştırılabileceğinin en somut laboratuvarıdır. Arşivlerin sessiz dili ile meydanların gürültülü retoriği arasındaki bu uçurum, "Post-Truth" döneminin toplumsal algı üzerindeki tahribatını göstermektedir.

Tarihsel gerçekliği politik tartışmalardan değil, bilimsel verilerden damıtmak bir akademik dürüstlük meselesidir. Vicdan, bu bağlamda geçmişi duygusal bir teraziyle tartmak değil; veriyi çarpıtmadan, ideolojik bariyerlere hapsetmeden toplumun bilgisine sunma sorumluluğudur. 150 kilometre ötedeki Aras Nehri'ni Tiknis Kapısı'na taşıyan siyasi hayal gücü, nesnel hakikati kurguya feda etmiştir.

Oysa bir sığınmacı olan Elmas Yıldırım’ı devletin nahiye müdürü yapan "devlet aklı" ile mültecileri diplomatik bir krizin eşiğinde iade eden "devlet mecburiyeti" aynı beka kaygısının ürünüdür. Tarihsel geçmişi, gerçekleştiği dönemin gerçekliğinden koparıp bugünün siyasi bariyerlerine dönüştürmek; sadece geçmişi değil, toplumsal barışı da yaralamaktadır. Tarihsel gerçeklik, meydanlardaki hamasi tartışmalardan değil, bilimsel araştırmaların verilerinden doğar. Boraltan miti; eksik bilgiyle vicdan sızlatma değil, tam bilgiyle tarihin soğukkanlı gerçekliğiyle yüzleşme davasıdır.


KAYNAKÇA (GENİŞLETİLMİŞ)

  • Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA):
    • (21.05.1945). Askeri mültecilerin mütekabiliyet esasıyla iadesi. Fon: 30.18.1.2, Yer No: 108.29.16. (Karar Sayısı: 3/2563).
    • (13.10.1948). Mültecilerin vatandaşlığa kabulü ve iskânı. Fon: 030.18.01.02, Yer No: 118.84.10.
  • TBMM Tutanakları:
    • (18.07.1951). 9. Dönem, 9. Cilt, 101. Birleşim. ss. 203-207.
  • Akademik Yayınlar:
    • Uyar, H. (2015). Boraltan Köprüsü Olayı. İnönü Vakfı Yayınları.
  • Resmi Kayıtlar:
    • İçişleri Bakanlığı. (1945). Mülki İdare Amirleri Sicil Dosyası: Elmas Yıldırım (Malatya/Kale Nahiye Müdürlüğü Ataması).