Barış, insanlığın en büyük umudu ve en değerli kazanımıdır.
Savaşların yıkıcı sonuçlarını yaşamış bir millet olarak bizler barışın kıymetini herkesten iyi biliriz. Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolda verilen mücadele, sadece bağımsızlığı değil, kalıcı barışın da temelini atmıştır.
Lozan Antlaşması ile uluslararası alanda tanınan yeni Türk devleti, barışın gücüyle yoluna devam etmiş; Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, bu anlayışın en yalın ifadesi olmuştur. Bugün hâlâ bu ilke, hem içerde hem dışarıda barışın pusulası olmayı sürdürmektedir.
Barış, yalnızca devletler arası ilişkilerde değil, toplumun kendi içinde de yaşatılması gereken bir değerdir. Büyük Zafer’in ardından milletin farklı kesimlerinin ortak bir kader duygusu etrafında kenetlenmesi, iç barışın ne kadar güçlü bir bağ olduğunu göstermiştir. Ortak endişeler, ortak hayaller ve ortak değerler, toplumsal dayanışmanın temelinde yer almıştır.
Bugün dünya barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Çatışmaların, krizlerin ve bölgesel gerilimlerin gölgesinde barış; yalnızca bir temenni değil, üzerine titrenmesi gereken bir sorumluluktur. Barış Günü, bu sorumluluğu hatırlatan bir çağrıdır.
Unutmayalım: Barış sadece sessizlik demek değildir. Barış, özgürlük demektir. Adalet demektir. Huzur demektir. Ve barış, geleceği birlikte kurma iradesidir.
Bunun için diyoruz ki "Yurtta barış dünyada barış"