67 Ağustos 2020 günü Türk ekonomisi, COV 19’dan sonra da döviz tarafından tamamıyla uçuruldu.

Kasım 2002 tarihinden beri Türkiye’yi mutlak çoğunlukla yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP); adıyla müsemma şekilde ülkeyi kalkındırmış oldu!

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan; 7 Ağustos’ta Ayasofya Cuma’sı çıkışında verdiği beyanatla, hanedan mensubu Maliye ve Hazine Bakanı damadı övdü. Şom ağızlı eleştirici muhalefeti hakladı.

Gerçekten de AKP, iktidara geldiği Kasım 2002 tarihinde 1.6 lira olan Amerikan dolarını, 67 Ağustos günü 7.71 liraya yükseltmeyi başardı. Bu nedenle ülkeyi kalkındırıp uçurduğu ile övünmekte; “bizi kıskanan yabancılar” ile aklı ermediği için eleştiren şom ağızlılara ağız payı vermekte son derece haklı oluyor!

Kimi aklı ermez yazarlar; -Merkez Bankası “kefen parası” olan yedek akçeleri eritildi. 18 yıllık özelleştirme ile Cumhuriyet’in var ettiği fabrika, liman, şirket, arsa, mal-mülk ne varsa; 70-80 bin dolara satılarak; yerli ve yabancı yandaş iş adamlar eliyle “israf havuzu” dolduruldu, “negatif faiz” lirayı ezdi…vs” diyorlar.

Elbet kıskançlıklarından ve AKP düşmanlıklarından diyorlar!

Asker yüzü görmediği hale Askeri Şura’ya katılarak general terfilerini kararlaştıran, baba harçlığından başka işi bilmediği halde parmak ısırtan iş adamı olan mahdumlar, milletin anasına küfrederek milletin vergileriyle finanseli büyük ihaleler kapan müteahitler, halk açlık sınırı altında yaşarken saray yaşamı sürdüren Allah’ın Salihleri gibi “altın” evlatları sayesinde Türk Milleti, ekonomide elbette uçacaktır.

Bütün ekonomik ve teknolojik göstergelerde dünyanın sonuncusu ve hayat pahalılığında dünyanın birincisi durumunda olmak; ancak “uçmak” ile mümkündür.

İşte o başarı, partili Cumhurbaşkanı’nın da vurguladığı gibi; ancak AKP hükümetlerinin gayretleriyle gerçekleşmiştir!

O nedenle burnumuzun dibindeki 18 Ege ada ile 2 kayacığı kıçı palikaryanın işgaline bırakarak Suriye, Doğu Akdeniz, Libya ve nice ülkede liderlik yapmaktayız!

1946’lardan beri Müslüman ülkelerin lideri ve halfesi olmamızı isteyen stratezik dost Amerika’nın hayalini gerçekleştirmemize ramak kalmıştır.

Bu yüzden kıskanılıyoruz demek ki!

***

Bir de AKP’lilerin Osmanlıcılıklarına aklım ermiyor.

Çanakkale’de Osmanlı payıtahtını ele geçirmek isteyen düşman hamlesini önleyen Mustafa Kemal Paşa; saray safahatından uyanıp devlete sahip çıkamayan Osmanlı Hanedanı’nın onurunu da Anadolu Kurtuluş Savaşı ile kurtardığını, tarihten öğrendim.

Ayrıca köy odalarındaki ataların ifadesine göre; “yedi atasını saymayanların haramzade” olduğunu da öğrenmiştim.

Bu iki nedenle, Osmanlıcı geçinenlerin Osmanlı yüzünü ağartmış Mustafa Kemal’e niye düşmanca duygular taşıdığını bir türlü anlayamıyorum.

Geri zekalılıktan olsa gerek.

Çünkü Atatürk’e düşmanlık güdenlerin çoğunluğunun yoksulluktan gelenler olduğunu görüyorum. Bakmayın bu günkü himmet sayesine. Bunların –eğer ayılıyorlarsa- dedelerinin Osmanlı Hanedanı reayası ve kulu olduğunu da bilmeleri gerekir. Dünyada hiçbir insan, kendisini kul-köle olarak gören kişi ve makama saygı duymaz. Ama bu AKP’lilerin yüzde çoğunluğu 2-3 nesil öncesini kul-köle gören bir hanedana övgü; kendilerini kulluktan yurttaşlığa yükselten devlet kurucusu faniye de yergi dizmeyi hüner sayıyorlar!

Her dönemde kanuna karşı hileyle geliri aklayıp vergi muafiyeti sağlayarak ahvada devir sistemi olan vakıf sistemini kutsayıp sürdürüyorlar.

Kafam nasıl karışmasın.

Birer Müslüman olarak, Atatürk’ün arkadaşlarıyla sağladığı özgürlük sayesinde adım başı bir cami buluyorlar. Ama çölde bir damla suya hasret birinin bir bardak suya kavuşması gibi, sadece Ayasofya’ya kavuşmak ile övünüyorlar.

Oysa gerçek Müslümanlar, Hz. Peygamber’in bizzat inşa ettiği iki ayrı mescidin, sinagog veya kilise gibi fakiri ezen azametli yapı olmadığını bilir. Zaten Peygamber (a.s.); zenginlik alameti olan bir yapının mabet sayılmasını “haram” ve “dırar mescidi” olarak tanımlamıştır.

Kendisini Selçuklu ve Roma (Bizans) hakanı olarak niteleyen Fatih Sultan Mehmet’in, annesinin İsevilik inancı gereği olan ibadetini sürdürmesi için Ayasofya’nın “Aya Nikola” bölümünün kilise ve diğer kısmının da cami olarak kullanılmasını kararlaştırmıştır. Çünkü o sırada Constantipol’de bir cami yoktu ve ihtiyacı karşılamak gerekliydi.

Hırıstiyanlık kutsalları olan figürlerin (ikonların) işlenmiş olduğu Ayasofya, içten sıvanarak ikonlar kapatılıp cami olarak kullanılmıştır.

Bundan 490 yıl sonra İstanbul, Ayasofya ile el değişmişti. İstanbul’u işgalcilerin elinden kurtaran Mustafa Kemal de Fatih Sultan gibi; iki inanca saygı için, 12 yıl sonra müze olmasına karar vermiştir. Böylece hem “Yaratan’ın yarattıklarının incinmesini gidermek, hem bir anıt yapı olarak muhafaza etmek ve hem de inançlar bahane edilerek barışın bozulması gerekçelerini ortadan kaldırmak amacını gütmüştür.

Ayasofya’nın iki adım önündeki Sultanahmet Cam’nini azametini öne çıkarmıştır.

Ama ne hikmetse Osmanlıcı geçinenler; çölde damla su bulmuş gibi; Osmanlı sultan, sadrazam, valide sultan gibi kimselerin bizzat yaptığı camileri bırakıp Ayasofya kilise-camiin peşine düşmüşler.

Acaba bu da bizim köy odasında denilen “yedi atasını” bilmek mi oluyor?

Yoksa ülke, ekonomide olduğu gibi uçurulmak mı isteniyor? (8.8.2020)