30.11.2020, 11:17

Seçmen neden hem yakınıyor hem de vazgeçemiyor? (2)

Uzun olmasın diye ikiye ayırdığım yazımın önceki bölümünde, sokak anketlerinde “şikâyetçiyim ama oyum yine AKP’ye” ve “Kılıçdaroğlu söylemişse yanlış, Erdoğan söylemişse doğrudur” diyen seçmenleri ele almıştım. Bu seçmenlerin politik algılarının sebeplerini, siyasal tabanın iknası ve sorgulamadan itaat süreçlerinin nasıl oluşturulduğunu ve bunlardan vardığım sonuçları paylaşmıştım.

Devam niteliğinde bu bölümde ise, daraltılmış alanda kısıtlı siyasetin AKP’ye nasıl yaradığını, iyi yönetim performansı olmaksızın nasıl seçim kazanma becerisi gösterdiklerini, siyasal iktidar karşıtı söylemlerin nasıl “hainlik” çerçevesine sokulduğunu açmaya çalışacağım. Ayrıca muhalefetin bu döngüyü nasıl kırabileceği çerçevesinde görüş ve analizlerimi paylaşacağım.

AKP siyaset alanını nasıl daralttığı konusuna önceki yazımda girmiştim. İktidar bu yöntemin ekmeğini yıllarca yedi ve bu yolda devam edeceği görülüyor. Bu dar siyaset alanında muhalefetin üzerine gidemeyeceği kavramlardan başlıca üçü; inanç, etnik bölünme paranoyası ve irrasyonel milliyetçilik olarak öne çıkarıldı. Birçok alt başlıkları da olan bu üç meselede karşıt siyaset yürütülmesi bir yana, muhalefetin bu konularda iktidarın arkasında sıralanması da büyük ölçüde sağlandı. Bu dar çerçeveden bakınca herhangi bir siyasal konu derhal “ulusal güvenlik meselesi” haline dönüştürülebilir hale geldi. Bu yönetim tarzı Türkiye’de siyaseti öldürdü. Böylece hiçbir muhalif siyasi parti “ulusal güvenlik tehdidi!” oluşturmadan meşru zeminde muhalefetini yapamaz hale getirildi.

İYİ YÖNETİM OLMADAN SEÇİM KAZANMA BECERİSİ
Güya siyasal sistemimiz batıdan alınan temsili demokrasi. Ancak anladıkları demokratik kalite ve yürüttükleri siyaset anlayışı çok farklı oldu. Şeffaflık, hesap verilebilirlik, hukukun üstünlüğü gibi birçok evrensel demokratik değerin inkârı üzerine kurulu bir sistem dayattılar. “Ulusal güvenlik” diye sundukları, gerçeklerle örtüşmeyen paradigmalara dayalı siyasal kültürleri dışındaki siyaseti halk nezdinde düşmanlaştırdılar.

Hem demokratik meşruiyet için oy talep ettiler hem de siyasal sistem ve partiler üzerinde otokratik bir vesayet yapısı kurdular. ‘Avrupa değerleri’ denen kural ve kurumlara ihtiyaç duyulmaksızın seçim kazanmayı sağlayan ucube bir sistem yarattılar. Kurdukları otoriter yapı ile demokratik araç olan seçimleri antidemokratik yöntemlerle kazanmanın yollarını iyice öğrendiler. Otoriter yönetim tarzını kullanarak demokratik meşruiyet kazanma becerisini keşfettikten sonra oldukça rahatladılar.

Bu şekilde seçim kazanabildikten sonra iyi yönetim performansı sergilemelerine de pek gerek kalmıyordu. Üstelik bu iyi yönetim performansı’ denen meseleler de demokratik disiplin gerektiriyordu ve bunlar da zor şeylerdi. İktidarlarının devamını garantilemek için “demokrasinin zorlamalarını” aşmak, daha doğrusu onları yok görmek gerekiyordu. Bunun için hukukun üstünlüğünü tanımayan, demokratik kurum ve kurulları olmayan yeni sistemi kurguladılar ve halen uyguluyorlar.

Olası ilk seçimlere de kendi dayatmaları olan bu antidemokratik koşullar altında gitmek zorundalar. Aksi halde, yani olağan demokratik koşullarda eşitçe yürütülen bir propaganda ve adil seçim faaliyetleri ile kazanamayacaklarını iyi biliyorlar.

Normal demokratik bir ülkede ekonomi düzelmeden, refah artırılmadan seçim kazanılamaz. Ancak ekonomiyi ve refahı önemsizleştirip, bunları daha geride bırakacak çok daha önemli problemleri öne çıkarırsanız durum değişir. Bu sebeplerden dolayı siyaseti ‘vatan, millet, memleket, ezan, bayrak, toprak ve dış güçler’ meseleleri üzerinden yürütüyorlar. İlk seçimlerde de seçmen oylarına bu çerçevede yürütülen siyasetle talip olacaklar.

SİYASAL İKTİDAR KARŞITI SÖYLEMLER 'HAİNLİK' OLDU!
Yukarıda bahsettiğim sebeplerden iktidar politik alanı kendine göre biçimlendirdi ve siyaset mücadelesini “kendi minderine” çekti. Tüm muhalif sivil söylem ve siyasal faaliyetler iktidarın belirlediği bu çerçevenin dışına çıktıkları anda “dine ve halkın değerlerine düşman” ya da “bölücü ve vatan hainigibi ağır yaftalara maruz kalma riskini üstlendiler. Bu sebepten, bu dar alana hapsolup kalmış muhalif siyasetin önemli kısmı iktidarın birçok söylem ve eylemlerini eleştiremez, hatta kerhen de olsa destekler hale getirildi.

“İnanç değerlerine saygı” diye sunulan ve laik cumhuriyet değerlerine karşı yürütülen (başta eğitim sistemi) köklü dönüşümlere bu sebeplerle karşı durulamadı. Ülkenin bir Ortadoğu İslam devletine dönüştürülmesi çabalarına muhalefet “din düşmanı” demesinler diye ses çıkaramadı. Ayasofya müzesinin camiye dönüştürülmesine tüm muhalefetin destek vermesi bu kapsamda yaşanan son çarpıcı örneklerden birisi oldu.

Sınırlarımız dışında yürütülen birçok savaşa müdahil hale geldik. Suriye iç savaşına dahil olma ile başlayan süreç sonrasında Libya, Irak, Katar, Sudan ve Azerbaycan’a asker göndermemize de muhalefet bu sebeplerden tepki gösteremedi. AKP ve MHP’nin sınırlarını belirlediği “kızıl elma” motifli ütopik milliyetçi ve savaşçı dış politikalarla dünyayı karşımıza aldık. Muhalefet bu çok riskli dış politik manevralarda da iktidar arkasında hizalandı.

Mesele halkın sağlığı da olsa, karşıt söylemler derhal “ulusal güvenliği tehdit” çerçevesine zorla sokulabiliyordu. İktidar ortağı Bahçeli’nin TTB’yi “Pandemi istatistikleri gerçeği yansıtmıyor, halka doğruları söyleyin” dediği için kolayca terörist ve vatan hain ilan etmesi rahatlığı bu sebeptendi. Sağlık Bakanı’nın pandemi gerçeklerini sakladığı ortaya çıkınca “ulusal menfaatler” gerekçesi arkasına sığınması da yine bu siyasal bakışları ile ilgiliydi.

Muhalefet bu dar alanda “siyasetsizliğe” rıza gösterince seçmen tabanını genişletebildi mi, AKP’den kopan seçmeni kendi siyasal tabanına katabildi mi peki? Hayır, ‘siyasetsiz siyaset’ ile muhalefetin ekstra bir seçmen desteği yaratamadığı anketlerde görülüyor.

İKTİDAR KENDİ YARATTIĞI ENKAZIN ALTINDA KALARAK GİDER Mİ?
Önceki yazımın başında aktardığım sokak röportajlarında Erdoğan ve iktidarını her şeye rağmen hala desteklediğini söyleyen yoksul seçmen kesimlerini muhalefetin çok iyi analiz etmesi gerekiyor. Bu insanlara Meclis Salı Grup toplantılarında konuşmakla ulaşılamadığı ve dertlerine derman olacakları konusunda güven verilemediği çoktan anlaşılmış olmalı. Geniş yığınlar söylediğiniz cümlelerin ve yaptığınız tespitlerin doğruluğuna ve haklılığınıza bakmıyorlar, zaten sizleri de dinlemiyorlar. Sizleri dinleyenler, anlayanlar ve haklı bulanlar zaten size oy veriyorlar. Diğerlerine, iktidarın yıllardır uğraşarak yarattığı illüzyonlara inananlara bir şekilde ulaşmak ve onlara dokunmak için daha farklı yöntemler gerekiyor.

‘Hiçbir şey yapılmasa da iktidarın kendi yarattığı enkazın altında kalarak gideceği’ varsayımı üzerinden bir muhalefetin yürütüldüğü görülüyor. Bu risksiz muhalif siyasetin yakın dönemde başarılı olması oldukça zordur. ‘Aklı başında insanların apaçık gördüğü gerçekleri halkın tamamının bir gün bir şekilde yaşayarak göreceği’ varsayımına da çok da itibar edilmemelidir. Zira iktidar, gitgide yoksullaşan tabanını inanç, dış güçler paranoyası, irrasyonel milliyetçilik ” gibi siyasal araçlarla öngörülemeyen bir süre daha yönetmeye devam edecektir.

DEMOKRATİK SİYASETİN TÜM MEŞRU KANALLARI KULLANILMALIDIR
Popülist iktidarların yarattığı bu tür illüzyonlarla geniş kitlelerin uzun yıllar inandırıldığı ve iktidarın devamının sağlandığı bilinmektedir. Seçmenlerinin yarısından fazlasının oylarını bu yöntemlerle alıp çok uzun yıllar yönetimi bırakmayan yoksul ülke popülist liderlerine dünyada yeterince örnek vardır.

Bu döngünün kırılması için öncelikle (iktidarın kendi geleceği için kurgulayıp dayattığı) daraltılmış siyasal mücadele çerçevesinin kırılması ve genişletilmesi gerekiyor. Demokratik siyasetin tüm meşru kanalları zorlanarak harekete geçilmeden başarı kazanılamaz. İktidarın en büyük umudu, muhalefetin parçalı yapısının asla birleşememesidir. Bunun için tüm demokratik muhalefetin temel ilkeler çerçevesinde korkmadan birleşmesi elzemdir.

AKP’nin 2002’de iktidara gelirken yaptığı gibi sokağa inip halka dokunmak, onlara gerçekleri olduğu gibi söyleme cesaretini göstermek ve yılmamak gerekiyor. Muhalefetin geniş kitlelerin güvenini kazanması ve toplumu sarsarak kendine getirmesi başka şekilde mümkün olmayacaktır.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü