Değerli okuyucularım,

İki gün…
İki şehir…
İki okul…

Şanlıurfa’da bir lise. Elinde pompalı tüfek olan bir saldırgan okulun kapısından giriyor, ateş açıyor. Yaralılar var, öğretmenler var, öğrenciler var. Ardından kendi yaşamına son veriyor.

Henüz bu olayın şokunu atlatamadan, bu kez Kahramanmaraş’tan haber geliyor. Ortaokul çağında bir çocuk… Çantasında silah ve mühimmat… Okula giriyor ve rastgele ateş açıyor. Hayatını kaybedenler var, yaralananlar var. O çocuk da yaşamını yitiriyor.

Şimdi durup şu cümleyi açık açık kuralım:
Bu bir “okul olayı” değil.

Bu, ülkenin ortasına düşmüş bir gerçeğin adıdır.

Bir liseye pompalı tüfekle girilebiliyorsa…
Bir ortaokul öğrencisi çantasına silah koyabiliyorsa…
Sorun ne güvenlik kapısıdır ne de tek bir kurumun ihmaliyle açıklanır.

Burada daha büyük bir mesele var.

Bakın, gün boyu ekranlara…
Savaş görüntüleri kesintisiz akıyor. Gazze’den gelen patlama görüntüleri, haritalar, hedefler… Alt yazılar kısa ve net: “vuruldu”, “imha edildi”, “karşılık verildi.”
Bir başka kanalda tartışma programı; insanlar birbirini dinlemiyor, herkes kendi cümlesini bağırarak kuruyor.

Akşam kuşağına geçin…
Dizilerde silah, güç, hesaplaşma, intikam…
“Güçlü olan kazanır” mesajı haftalarca, aylarca tekrar ediliyor.

Telefonu eline alan bir çocuk için tablo daha da başka.
Bir kavga videosu… Binlerce izlenme.
Bir zorbalık görüntüsü… Yüzlerce paylaşım.
Birini aşağılayan içerik… En çok etkileşim alan başlık.

Bu çocuk, gün içinde kaç kez şiddetle karşılaşıyor, hiç hesaplayan var mı?

Ev tarafında durum farklı mı?
Geçim derdi almış başını gidiyor... Anne-baba uzun saatler çalışıyor. Çocukla kurulan temas sınırlı kalıyor.
Okullarda sınıflar dolu. Öğretmen aynı anda onlarca öğrenciyle ilgilenmeye çalışıyor.

Ortaya çıkan tabloyu yalnızca “disiplin sorunu” diye anlatmak, gerçeği örtmek olur.

Şanlıurfa’daki saldırgan eski öğrenci…
Kahramanmaraş’taki saldırgan ise çocuk…

İkisi de aynı sorunun iki ayrı yüzü.

Siyaset sahnesine bakıldığında ise tanıdık bir görüntü var.
Açıklamalar peş peşe geliyor. Sorumluluk tartışmaları başlıyor. Kim neyi eksik yaptı sorusu öne çıkıyor.

Peki şu soru nerede?

Bu çocuklar neyle büyüyor?

Bir çocuk, sorunu konuşmak yerine silaha yöneliyorsa…
Bir öğrenci, öfkesini kontrol edemeyip şiddeti çözüm olarak görüyorsa…
Bu yalnızca o anın meselesi değildir.

Yıllardır biriken bir tablo var.

Ekrandaki dil…
Sokaktaki üslup…
Sosyal medyadaki içerik…
Evdeki yük…
Okuldaki kalabalık…

Hepsi aynı yere çıkıyor.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, bir gerçeği yüzümüze çarpıyor:
Çocuklar kendilerine sunulan örneklerin dışına çıkamıyor.

O yüzden asıl soru şu:
Biz onlara ne gösterdik?

Sakin kalmayı mı…
Konuşmayı mı…
Yoksa bağırmayı, bastırmayı ve güç kullanmayı mı?

Bu sorulara net bir cevap verilmeden, yalnızca soruşturmalarla, görevden almalarla, açıklamalarla yol alınamaz.

Bugün Şanlıurfa’da yaşanan yarın başka bir şehirde karşımıza çıkar.
Bugün Kahramanmaraş’ta yaşanan acı, başka bir okulun kapısında tekrar eder.

Bu tabloyu değiştirebilmek için önce gerçeği kabul etmek gerekir…
Ayrıca, ekranların yıllardır yaydığı şiddet dilinden çocukları korumanın yollarını ortak akılla bulmalıyız.