"Eğitim, dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silahtır." - Nelson Mandela¹
*
Tarih, 23 Nisan 1920.
Yer, Ankara...
O gün,
Osmanlı İmparatorluğunun elde kalan Anadolu toprağının üzerinde "Ya İstiklal Ya Ölüm" diyerek verilen varoluş mücadelesinde açılan o "Meclis" çatısının altında toplanabilen sadece 115 kişinin amacı sadece düşmanı kovarak Türk milletinin haysiyetini koruma ve kendi kaderini tayin etme hakkının dünyaya ilan edilmesi değildi.
Milli Egemenliğin ancak güçlü ve eğitimli, nesillerle korunabileceğini bilenler için geleceği karartan "karanlığı" kovmak kutsal bir görev olmuş ve adeta bir hastanedeki "Cehalet Kanseri" operasyonunda o neşteri vuran Başhekim Mustafa Kemal ve çalışma arkadaşları; tarihte bir ilk olanı gerçekleştirdiler ve geleceğin özgür akılları, dünya barışının elçileri gördükleri çocuklara bu günü armağan ettiler.
Devam eden süreçte;
Zorlu geçen 1930'lu yıllar; 1940'da çocuğu sanatla, tarihle, Shakespeare’in evrensel derinliğiyle buluşturan Köy Enstitülerinin açılması; 23 Nisan 1948’de Topkapı ve Arkeoloji müzelerinin halka açılması vs. her çocuğun eğitim, sağlık ve korunma hakkına sahip olduğu ve fikirlerini serbestçe ifade edebildiği bir Türkiye inşa etme çabasına rağmen araya giren yıllar "üreten ve düşünen" nesil ideal ve ruhunu maalesef yok ediyordu ve önce öğretmeni sınıfta, çocuğu sokakta yalnız bıraktık sonra gerileyen zihniyetin getirdiği şiddetin kucağında da savunmasız bıraktık.
Öyle ki,
Yine bir 23 Nisan günü dönemin Adalet Bakanı: “İstiklal Marşı söylenmiyor, Atatürk resmi çamura atılıyor, öğretmen mâni olmaya kalkmış, öldürmüşler” dediğinde yıl 1979'du ve o gün çamura atılan sadece bir resim miydi yoksa bir milletin geleceği miydi, düşünmemiz gerekir.
Bilmelisiniz ki,
23 Nisan, bir milletin; kendi kaderini yazıp "çocuğun masumiyetine" güvenle emanet edilen devrim olduğu kadar; Mustafa Kemal'in ifadesiyle: "Türkiye için milli tarihin başlangıcı, bir cihan husumete karşı kıyam eden Türk halkının Türkiye Büyük Millet Meclisini vücuda getirme hususunda gösterdiği harikayı ifade eden" bir vizyonun da adıdır.
Değerli okurlar,
Hayat devam ediyor ve cehalete karşı savaşıyorduk; siyah beyaz TV'lerde
"bugünkü gibi sosyal medya, sınırsız iletişim, vurduğu kırdılı diziler, toplumsal çürümüşlük öykülerinin normalmiş gibi gösterildiği kavgalı küfürlü sabah kuşağı programlar yoktu"² hatta 1982 yılında yine bir 23 Nisan günü renkli yayına geçildiğinde çağ atladığımızı dahi düşündük ama günümüz teknolojisi yediden yetmişe hepimizi esaret altına aldı. Bilgi kirliliği ve ruhsal kopuşlar sonucunda da çocuklarımızın hayal dünyası artık "gri"leşti.
Zira,
Onları her türlü istismar, ihmal ve şiddetten uzak tutacak huzurlu zemini hazırlayamadık ve şiddet kusan bir nesil yarattık ve ortaya çıkan kutuplaşmalar maalesef çocuklarımızı birer "taraf" haline getirdi ve bugün ellerinde kitap yerine silah, dilinde bilim yerine nefret var ise "sanatın, kültürün, sporun ve başka yararlı etkinliklerin okul dışına itildiği günümüzde akışa kapılarak kendilerine ve başkalarına zararlı olan bireyleri, ailelerini, yakın ve uzak çevrelerini suç odağı olarak da tanımlayabiliriz"³ ama, "nerede hata yaptık?" diye düşünmemiz ve sorgulamamız da gerekmez mi?
Bakınız,
"Çocuk yetiştirme ve eğitimi, sadece okula ve aileye bırakılacak bir konu değil; ailenin, okulun, geleneksel ve güncel kültürün, görsel işitsel sosyal medyanın ve siyasî karar alıcıların ortak sorumluluğunda olup bu sorumluluktan kaçılamaz ve bu görev bir diğerine devredilemez. Zaten sorumluluklardan kaçarak sorunu büyütmedik mi? Bakın, eline telefon verilen bebekler yaş aldıkça sosyal medya bağımlısına dönüşüyor, ruhsal ve bedensel hastalıklara yol açıyor, anti sosyal bir varlığa dönüşüyorlar."²
Demek ki,
Ülkemizin beka sorunu eğitim ve uygulanabilir bir reform da zorunlu. Bu meyanda, 23 Nisan'ı her zaman çocuk haklarının 365 gün hatırlandığı bir gün olarak görmeli ve şiddetin dilinden kurtulmuş; sanatı, bilimi özümsemiş bir neslin yetiştiği bir dünya kurma görev ve sorumluluğumuz olduğunu bilmeliyiz.
Ne yapabiliriz?
Mesela, Köy Enstitüleri'nin ruhunu modern bilimle yeniden buluşturabilir ve onların ektikleri tohumları "toplumsal bilinç" ağacına dönüştürebiliriz.
Neden olmasın?
Neticede öğretmeni öldüren değil, elindeki kutsal "ışığı" koruyan, fikri hür, vicdanı hür nesilleri yeniden ortaya çıkaramaz mıyız?
Bakınız,
"Bir toplumun en büyük güvencesi, kendi içindeki o görünmez dengedir: Yanlışı ayırt edebilen, kötülüğe direnç gösterebilen, çürümeyi fark ettiğinde alarm veren o iç mekanizmadır."⁴
Lütfen,
"Çocuğa bakıp mutluluğu, veliye bakıp başarıyı, sürece bakıp sonucu, okula bakıp öğretmeni, öğretmene bakıp iyi insanı, iyi insana bakıp toplumun hassasiyetini, toplumun hassasiyetine bakıp laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti’ne bakıp Atatürk’ü görün!..."⁵ O, “vatanı korumak, çocukları korumakla başlar; vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır" demişti. Gerçekten "çocuklarımızı, kadınlarımızı, ormanlarımızı, göllerimizi, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi koruyamadan, vatanımızı koruyabilir miyiz?"⁶
Lütfen,
Tekrar tekrar bakın ve görün,
çocuklarımız ölüyor, öldürüyor. Oysa "daha yaşanacak çok şey varken, bir çiçek gibi kopartılan çocuklarımız. Ne desek, neyi nasıl anlatsak bilmiyoruz. Toprak sizi incitmesin; ancak bu vebal bizi çok incitecek. Belki daha güzel ve başka bir dünyada… Bu da yanan ormana bir bardak su dökmek gibi bir temenni işte…"⁷ Katılmamak mümkün mü?
Neticeten,
Siyasetçisinden aydınına, ana babadan sokağın her bir ferdine seslenelim;
Yeter artık, kendinize gelin!
Çocuklarınıza insanı ve insanlığı öğretin ki, yaşasınlar ve yaşatsınlar...
Son bir not;
23 Nisan aynı zamanda Dünya Kitap Günü'dür. Çocuğunuzun elindeki bir kitap onun zihnindeki kapalı kapıları açacaktır.
İnanın!...
*
"Güçlü çocuklar yetiştirmek, bozulmuş yetişkinleri tamir etmekten daha kolaydır." - Frederick Douglass⁸
Dipnotlar;
¹ Nelson Mandela: Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığı rejimine karşı mücadelenin efsanevi lideri ve ülkenin ilk siyahi devlet başkanıdır (1994-1999). Barış ve uzlaşma çabaları nedeniyle 1993 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görülmüştür.
² İlhami Arslan: Eğitimci Yayıncı ve Ne-Der Kurucu Üyesi olup aynı zamanda Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda öğretmenimdir. Saygılarımla.
https://www.facebook.com/share/p/1FwE1HZFZ6/
³ Ceyhun Balcı, doktor ve köşe yazarı.
https://www.facebook.com/share/1CcWxUPRpE/?mibextid=wwXIfr
⁴ Sadık Çelik, Cumhuriyet Gazetesi yazarı.
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/sadik-celik/atesin-ve-dumanin-tadi-bir-cagin-uzerinde-2496566
⁵ Yusuf İpekli: Eğitimci, yazar.
https://medyasiyaset.com/milli-egitim-bakani-bak-an-degil-goren-olmali-yusuf-ipekli-yazdi/
⁶ Suay Karaman, akademisyen yazar.
https://www.azimvekarar.net/dehset/
⁷ Melih Demirel
https://medyasiyaset.com/turkiye-okul-saldirilari-cocuklar-neden-siddet/
⁸ Frederick Douglass: 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nde kölelik karşıtı hareketin en önemli liderlerinden biridir.