İktidar desteği ile CHP’ye çöken, polis baskını ile makamına kavuşan KK (harf israfı olmasın diye Kılıçdaroğlu için artık bu rumuzu kullanacağım) sadece tüm CHP’lilerin değil halkın büyük ekseriyetinin nefret objesi olmayı içini sindirmiş görünüyor. Herkes kendisinin akla-vicdana sığmaz bu kararlığının motivasyonunu çok merak ediyor. Sebebin olsa olsa ‘arkadan hançerlenme ve intikam duygusu’ olabileceği tahmin ediliyor.

İktidarın kayyumu olarak atanmayı içine sindiren KK ve yanındakiler kendilerinden ne beklendiğini; partiyi fiilen ikiye bölsünler, muhalefetin moralini ve motivasyonunu bozsunlar diye atandıkları gerçeğini tabi ki biliyorlar. Özgür Özel ise büyük emeklerle büyüttüğü mücadelenin ivmesinin kırılmaması ve iktidar yürüyüşünün aksamaması için “bir an önce kurultay” diyor. Bunun için başlatılan delege imza toplama sürecinde gerekli sayıya şimdiden ulaşıldı. Önceliğinin “arınma” olduğunu söyleyen, seçimleri kazanmak gibi bir derdi olmayan KK’nın basın sözcüsü Müslüm sarı ise (beklenildiği gibi) “CHP’nin kurultay yapma şansı yok” dedi.

KK ilk günlerde umutlu görünüyordu. Partide konum arayışında olan bir kısım profesyonel siyaset erbabının, yargı operasyonundan tırsan CHP belediyelerinden bazılarının lehine döneceğini ümit ediyordu. Ancak mutlak butlan kararının üzerinden geçen iki haftalık süre KK’nın bu iyimser beklentilerinin kolay gerçekleşmeyeceğini gösterdi.

Butlan kararı sonrası gösterdiği temkinli tutumuyla akılları biraz karıştıran Mansur Yavaş’ın bayramlaşma mitingine katılması ve Özgür Özel’in yanında kol kola Anıtkabir’e yürümesi CHP yönetimi ve tabanın yüreğine su serpti. Atanmış yönetimde olmaları beklendiği halde, kokladıkları siyaset havasının lehlerine esmeye devam etmeyeceğini hissetmiş olan bazı deneyimli siyasetçiler birer ikişer KK’dan uzaklaşmaya başladılar. Bu gelişmeler, rüzgârın KK lehine esmediğini gösteriyor.

“Yerli ve Milli Muhalefet” Oluşturma Yolunda En Kritik Adım Atılmış Oldu

İktidarı çok sert sıkıştıran güçlü iktidar adayı Özgür Özel liderliğindeki CHP yönetimini tasfiye eden Erdoğan çok arzuladığı “yerli ve milli bir muhalefet” yolunda çok önemli bir adımını daha atmış oldu. Mutlak butlan kararı ve sonrasında yaşananlar sadece muhalif bir partinin yönetiminin değiştirilmesi değil, Türkiye siyasi tarihinde demokratik siyasal dönemin kapatılması girişimi oldu.

Toplumsal talepleri siyasete taşıyan, halkın sorunlarını çözmek için alternatif oluşturan ve iktidara ciddi şekilde talip muhalefeti meşru siyaset alanında asla istemiyorlar. Üstelik tüm siyasi operasyonlarının amacının “muhalefetsiz sandık” olduğunun herkesçe bilinmesini umursamıyorlar. 19 Mart İmamoğlu operasyonu sonrası yaptığı açıklamasında Erdoğan; Bakalım cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li telef olup gidecek derken tam da bu niyetini kastediyordu. CHP’li Cumhurbaşkanı adayından sonra şimdi de partisini “telef” etme yoluna gittiler.

Etkisiz Muhalefet Ve Yetersiz Direnç Yeni Rejim Sürecini Hızlandırdı

Bugün muhalefete karşı sürdürülen darbe süreci ayrıntılarını hukuki perspektiften tartışmaya çalışmak, hedef şaşırtma ve zaman kaybından başka işe yaramaz. Ortada kendi mecrasında yürüyen bir adli süreç ve hukuk varmış gibi yapılan tüm yaklaşımlar tam da bu operasyonları düzenleyenlerin beklentilerine uyar. Dolayısı ile gelişmeleri ancak siyasi perspektiften yorumlayarak anlamak mümkün olacaktır.

Ülkemizde son yıllarda yeni bir rejim inşası yürütülüyor. Erdoğan sonrasını da kapsayacak olan yeni rejimin kodlarını anlamadan yaşadığımız süreçleri doğru yorumlamak mümkün değildir. Peki süreç bu günlere nasıl evrildi?

Türkiye’de yeni rejimin kuruluş süreci kendiliğinden olmadı. İktidarın otoriterleşme yönünde attığı çeşitli adımlara gösterilen suskunluklar ve/veya verilen etkisiz cevaplar bu süreci hızlandırdı. Hukuksuzlukların normalleşmesi ve kanıksanmanın yaygınlaşması siyasal alanın daralmasını büyük ölçüde kolaylaştırdı.

Bu sürece etkisiz muhalefet liderleri ve parti yönetimleri de çeşitli şekillerde katkıda bulunmuş oldular. Karşı direncin yetersizliğini gören iktidar gitgide vites artırdı. KK’nın mühürsüz oy zarflarını sineye çekerek yeni anayasa değişiminin önünü açması, muhalefetin sokağa çıkışını engellemesi, mecliste vekillerin dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy verilmesi gibi siyasi kararlar doğrudan otokrat yönetimin amacına hizmetti. Böylece 19 Mart İmamoğlu operasyonları sonrasında Türkiye’de “rekabetçi otoriter sistem”den “hegemonik otoriter sistem”e geçiş süreci başlatılmış oldu.

Yeni Rejim Gün Gün Olgunlaşıyor

Şu anda iktidarın oturtmaya çalıştığı yeni rejim Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilen 2017 Anayasa referandumu ile olmuş bitmiş değil. Bu rejim gün gün, hareket halinde olgunlaşıyor, pekişiyor. Yeni sistem kaosla, düşmanlıklarla, sert kutuplaşmalarla oturtuluyor.

Bu rejim ülkenin var olan ve olmayan tüm kaynaklarını tüketerek kendini fonluyor; yerleşmeye ve hayatta kalmaya çalışıyor. Bu kaynaklar ekonomik, siyasal, sosyal, insani, doğal, çevre kaynakları ve hatta bugün var olamayan geleceğin kaynakları…

Hegemonik Otoriter Sistem İnşa Süreçleri Nasıl İşliyor?

Dünyada tüm hegemonik otoriter rejimlerin inşa süreçleri ortak özellikler gösteriyor.

· * Bu özelliklerden ilki (daha önceki birçok yazımda değindiğim gibi) varlıkları süresince sürekli artan otoriterleşme ihtiyacıdır. Otoriterleşme eğiliminde yavaşlanırsa veya geriye dönülürse, elde ettikleri tüm kazanımları ve sonunda iktidarı kaybedeceklerini düşünüyorlar. Bu yüzden her yeni günde önceki günlerimizi arar oluyoruz.

· * İkinci özellikleri; kümülatif (birikerek artan) otoriterleşme eğilimi. Halkın elinden bir hakkı, bir kazanımı geri alınmışsa bu müdahale orada kalmıyor, diğer alanlara da mutlaka sıçrıyor. Ayrıca bu hak gaspları sadece bir kesime karşı değil, zamanla tüm siyasal-sosyal kesimlere yaygınlaştırılıyor. Gasp ettikleri bu haklar ve kazanımlar hukuki, siyasal, kültürel, ekonomik vb. olabiliyor. Bu şekilde el koydukları haklar ve kazanımlar asla geri verilmediği gibi kümülatif olarak (üstüne konularak) sürekli artıyor. Başta ifade ve protesto özgürlüğü olmak üzere, hak özgürlük gasplarının artışı bu sürecin sonuçlarındandır.

Önce “marjinal” dedikleri sert muhaliflere uygulanan yaptırımlar zamanla hakkını arayan tüm kesimlere yöneliyor. Hak arayan öğrencilere, gençlere, işçilere, toprağını suyunu savunan köylülere, sokakta yürüyen sıradan halka kadar yayılıyor. Kısacası hiçbir sosyal-siyasal kesim bu müdahalelerin hedefi olmaktan kaçamıyor.

· * Üçüncü özellikleri ise; her gün ufak ufak artırılan baskıları ve hak gasplarını yeterli görmüyorlar. Tarihi dönemeç sayılabilecek, zaman zaman şok nitelikte sert uygulamalar yapıyorlar. Yani, otoriterleşme sürekli yükselen düz bir çizgi şeklinde değil, zaman zaman ani ve sert sıçramalarla yürütülüyor.

Bu sert sıçramalar çoğu zaman büyük çaplı operasyonlarla veya hak-özgürlük gaspı niteliğinde geniş çaplı yasal düzenlemelerle olabiliyor. Bu sert ataklarla yeni rejim bir üst seviyeye atlıyor. 17-25 Aralık 2015 ve 15 Temmuz 2016 sonrası yapılan karşı operasyonlar, 19 Mart 2025 İmamoğlu operasyonu ve son olarak 21 Mayıs 2026 CHP’ye butlan kararı dönemleri bu sıçramalara örnektir.

En Büyük Desteği “Kanıksama” Duygusundan Alıyorlar

Her yeni sert sıçramaya gösterilen tepkiler ne yazık ki bir öncekine göre daha düşük seviyede kalıyor, ekonomi ve para piyasaları daha az etkileniyor. Yaşanan sıradışılıklar gitgide sıradanlaşıyor, şaşırma refleksi gitgide azalıyor.

Rejim işte bu “kanıksama” olgusuna güvenerek, geleceğine emin adımlarla ilerliyor. Bu gidişata halkın kararlı, kökten ve sonuç alıcı bir karşı koyuşu olmadığı sürece karanlık gidişatın bir müddet daha süreceği görülüyor. Şimdi de sıranın Özgür Özel ve yakın ekibinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve tutuklanmalarına geleceği söyleniyor.

Tüm yaşananlara rağmen umudu yitirmeye, enseyi karartmaya ve karamsarlığa hakkımız yok. Otokratların evdeki hesapları çoğu zaman çarşıya uymuyor. Butlan kararı ile “yerli ve milli muhalefet” kurma ve seçimlere rakipsiz girme planı önündeki en büyük engel halk iradesi olacaktır. Büyük çoğunluğun rızası hilafına yürütülen tüm siyasal çabalar önünde sonunda toplumun kararlı iradesine çarpıp sonlanacaktır.