“Veri, gözle görünmeyen zincirdir; onu kim tutarsa, geleceği o yazar.”
**
Kodlanan Gelecek: İnsan mı, Esaret mi? başlıklı yazımızda¹, teknoloji devlerinin kodlanan bir geleceği inşa ettiğini, insanlığın özgürlük ile esaret ikilemi arasında savrulduğunu belirtmiştik. Küresel dönüşümün tam ortasındayız; gelişmeleri izlemek zorundayız.
Türkiye bu kaçınılmaz yarışta nerede duruyor? İnsanlığın özgürlük umudunu taşıyor mu, yoksa dijital esaretin yeni bir halkası mı örülüyor?
Ve,
Her şey görülebilir mi? Görülüyorsa kimin gözünden? sorusu, artık edebi bir metafor değil; hayatımızın ortasına yerleşmiş bir hakikat...
2003’te Peter Thiel ve Alex Karp tarafından kurulan Palantir Technologies şirketi, adını Yüzüklerin Efendisi’ndeki “her şeyi gören taş”tan almış. CIA’in yatırım kolu In-Q-Tel’den destekle doğan şirket, Gotham, Foundry ve Apollo platformlarıyla devletlerden şirketlere, savaş alanından uzaya kadar veri kontrolü sağlayan küresel gözetim imparatorluğuna dönüşürken, adı gibi bizi izliyor: Savaş alanında, hastane koridorlarında, şehir meydanlarında…
Deyim yerindeyse, "Ayının inine saklansan bile, o veri gözü seni buluyor."
Gotham Platformu: CIA, FBI ve Pentagon gibi kurumlar, terörizmden savaş stratejilerine kadar veri analizi için kullanıyor. ICE ile göçmen takibi anlaşması ise “dijital pranga” tartışmalarını alevlendiriyor.
Foundry Platformu: Morgan Stanley, Airbus gibi devler, iş süreçlerini optimize ediyor. NHS ile hasta verisi analizi de “Veri kimin elinde?” diye sorduruyor
Apollo Platformu: Uzay projelerinde kullanılıyor. ABD Uzay Kuvvetleri ile iş birliği ise “galaksi korkusu”nu somutlaştırıyor ki, Palantir, kurulduğu günden beri istihbarat, savunma, sağlık ve uzay gibi hayati alanlarda devletlerin ve şirketlerin “dijital beyni” olmuş!...
Dünyada yeni bir dönem mi?
ABD;
Pentagon’un Maven projesiyle yapay zeka, savaşta “süper silah”a dönüşürken, ICE ile göçmen takibi de, bireyleri dijital zincire vuruyor. Aynı zamanda etik tartışmalar da sürüyor: AI Güvenlik Zirvesi gibi platformlar, regülasyon arayışında.
İngiltere;
NHS ile Palantir anlaşması, sağlık verilerinin mahremiyetini tartışmaya açmış. 2023 AI Safety Summit ile etik çabalar sürse de Palantir’in askeri geçmişi güveni sarsıyor.
Çin;
Sosyal kredi sistemiyle vatandaşlarını sürekli izleyen, puanlayan ve davranışlarını bu puanlara endeksleyen Çin, açık bir dijital pranga uyguluyor. Baidu ve devlet destekli AI platformları, bireyi bir veri puanına indirgiyor. İşte, bu Otoriter kontrol, “pranga” metaforunu ete kemiğe büründürüyor.
Suudi Arabistan;
Neom projesinde Palantir ile çalışıyor, veri analitiği geleceğin şehirlerini şekillendiriyor.
Ukrayna;
2022’de CEO Alex Karp, Zelensky ile görüşerek Gotham platformunu devreye soktu. Palantir, savaşta hedef belirlemeden mülteci yerleştirmeye kadar birçok alanda aktif:
Uydu görüntüleri ve drone verileriyle hedef analizi,AI tabanlı mayın temizleme planlaması,savaş suçlarının belgelenmesi,eğitim altyapısının dijitalleştirilmesi vb.
Ukrayna, belki de Palantir’in hayat kurtaran yüzünü gösteriyor, ancak tehlikeli bir bağımlılık riski de taşıyor. Gotham platformu olmadan Rus hedeflerini belirleyemez, mayınları temizleyemez hale gelmek demek bir ülkenin dijital egemenliğinden vazgeçebileceğinin çarpıcı bir örneği değil midir?
Soralım;
Palantir, Ukrayna’nın geleceğini mi yazıyor? Veri egemenliği kimde?
Değerli Okurlar,
Asıl tehlike, yalnızca verinin değil, karar verme mekanizmalarının da devredilmesi. Bir devletin egemenliği, başka bir ülkenin askeri desteğiyle mi, yoksa bir şirketin algoritmalarıyla mı şekilleniyor?
Ukrayna bir istisna olsa da: savaş, yapay zekayı hızlandırırken çoğu ülke, altyapı ve uzman eksikliği nedeniyle bu yarışta geri kalıyor. Bugün ABD’de göçmenler, İngiltere’de hastalar, Çin’de vatandaşlar birer veri setine indirgenmiş durumda.
Artık,
Sadece savaşta değil, gündelik yaşamda da “dijital pranga” sessizce ve derinden sıkılıyor.
Peki bu pranga hukuki mi?
Palantir’in ICE ile göçmen takibi, NHS ile hasta verisi işleme anlaşmaları, teknolojinin etik sınırlarını zorlarken,
Bireyin mahremiyeti ve temel hakları, büyük veri analitiğinin hızı karşısında geri planda kalırken,
Algoritmaların nasıl kararlar aldığı, verilerimizin kimlerle paylaşıldığı genellikle karanlıkta kalmıyor mu?
İşte bu belirsizlik, hukuki düzenlemelerin teknolojik gelişmelere yetişemediği bir ortam yaratıyor. Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası (AI Act) gibi çabalar belki umut verici, ancak küresel bir denetim mekanizması henüz yok.
Yani,
Teknoloji tarafsız değil; onu kim elinde tutuyorsa onun ideolojisini taşıyor.
O halde,
Palantir’in gücü, özgürlük mü getiriyor, yoksa insanı veri zincirine mi hapsediyor?
Ve,
Biz neredeyiz?
Türkiye, 2021–2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ile iddialı hedefler koysa da önünde yapısal bir duvar var: liyakatsizlik.
AI projelerinde, yetkin gençlerin kenarda bırakılması söz konusu mudur?
Devletin elindeki veri hazinesi (MOBESE, UYAP, e-Devlet) şeffaflık eksikliği nedeniyle “dijital korku” taşıyor, yaşatıyor olabilir mi?
Veri, halkın değil, sistemin elinde. Ve sistem liyakatsizse, veri zincire dönüşmez mi?
Dikkat edemediğimiz noktalar da var elbette...
Mesela, Dijital Eşitsizlik ve KOBİ’ler...
Palantir gibi sistemler, büyük devletler ve şirketler için tasarlanmışken, KOBİ’ler bu yarışın dışında. Bu, yeni bir dijital eşitsizlik biçimi ve teknoloji, yalnızca güçlüye hizmet ediyor demektir.
Kültürel Kodlar ve Algoritmik Yozlaşma mı?
AI modelleri, kültürel değerleri şekillendiriyor. Türkiye’de geliştirilen modeller, yerel dil ve kültürle uyumlu değilse, kültürel erozyon kaçınılmaz. Zira, algoritmalar, yalnızca veri değil, değerleri de işler.
Ne diyorsunuz, ne yapmalıyız?
Liyakati öne çıkaralım ve TÜBİTAK gibi kurumlar da yeteneği destekleyen merkezler olsun...
Şeffaflığı zırh yapalım. Vatandaş verilerinin kullanımı denetlensin, her adımda “neden, nerede, nasıl?” sorusuna da yanıt verilsin...
Bağımsızlığı kodlayalım, Ukrayna’nın Palantir bağımlılığı da bize ders olsun ve milli yazılımlara yatırım yapalım.
Halkı bilinçlendirelim.Dijital okuryazarlık seferberliğiyle veri haklarını öğretelim,zira farkındalık en güçlü kalkandır.
Kodlanan gelecek bizimle yazılırken sadece verimli değil, vicdanlı da olmalıdır.
SON SÖZ;
Değerli Okurlar,
Veri, her yerde peşimizde.
Palantir’in Apollo’su, uzayda veri analitiğiyle galaksi korkusunu bize yaşatıyor. Türkiye, TUSAŞ ile uzayda, ancak AI yarışında geri kalmamalıyız...
Çin’in sosyal kredi sistemi, İngiltere’nin sağlık verileri skandalı, Ukrayna’nın Palantir bağımlılığı vs. Bunlar verinin zincire dönüştüğü bir dünyanın ayak sesleri ve Türkiye, bunun eşiğinde duruyor. Eğer liyakati şiar edinip şeffaflığı ilke haline getirirsek, insanlığın yanında saf tutabiliriz.Aksi halde kendi verilerimizin karanlık ininde kaybolma riskimiz büyük...
Zaten,
“İnsanlık ölüyor” çığlığı, artık sadece bir uyarı değil; veriyle şekillenen bir hakikat demiştik. Ama bu çığlık, aynı zamanda bir çağrı da:
Direnişin, etik kodlamanın, dijital adaletin çağrısı...
Düşünün,
Yapay zekânın etkisi sadece devletlerle sınırlı değil ve büyük şirketler Palantir benzeri sistemlere entegre olurken, ekonominin omurgası olan KOBİ’ler maliyet ve teknik zorluklar yüzünden dışarıda kalıyor ki, yeni bir eşitsizlik ortaya çıkıyor: Dijital aristokratlar ve dijital köleler.
Üstelik işsizlik riski de kapıda;
Mavi yakadan beyaz yakaya, doktorlardan avukatlara kadar birçok meslek, algoritmalar karşısında tehdit altında...
İşte, insan onurunu zedeleyen bu tablo, “İnsanlık ölüyor mu?” sorusunu daha da yakıcı hale getiriyor ki, bu çağrıyı duyarsak, anlarsak o ayının ininden çıkabiliriz. Zira, kodlanan gelecek kaçınılmaz değil ve onu belirleyen ise insanın iradesi, ahlakı ve tercihleri olacaktır.
Tekrar edelim;
Palantir’in “her şeyi gören taş” metaforu, artık sadece bir teknoloji değil; küresel güç mimarisinin dijital omurgası. Gotham savaşta hedef belirliyor, Foundry sağlık sistemlerini yönetiyor, Apollo uzaya çıkıyor. Ama bu “görme” eylemi, sadece gözlem değil, yönlendirme, biçimlendirme ve hükmetme anlamına geliyor.
Yani veri kolonyalizminin yeni çağını işaret ediyor: Egemenlik, artık toprakla değil, algoritmayla ölçülüyor.
Kısaca,
Ya özgürlüğümüzü kodlayacağız ya da esaretimizi…
Esaretten Cesarete²;
"Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık” sözü, sadece edebiyat için değil, hayatın kendisi için edilmiş bir kelam: Bir alışkanlık, bir düzen, bir ilişki, bir düşünce, belki de bir hayal...
Bizi biz yapan, o eskimiş paltolardan sıyrılma cesaretimizdir. Yeni bir palto dikilmedikçe, soğuğun altında titremeye mahkûmuz.
Belki de asıl soru şu: Hâlâ yamalı paltoların içinde mi yaşamaya razıyız, yoksa kendimize yeni bir palto diktirecek cesareti bulabilecek miyiz?"
O palto, umudumuz olan gençlerimizle dikilecektir.
Unutmayın,
"Kod, yalnızca makineyi değil, insanın kaderini de yazabilir. Ama kalem hâlâ elimizde.”