Kader,
Alın yazısı- yazgı …
Yani,
Olayların “ yaradan “ tarafından önceden planlanması olayı olarak inanılan bellek …
Kaderin,
Önce magazinsel…
Sonra da yaşamsal ve acısal yönlerine bakalım ?…
*
Cumhuriyet tarihinin,
En önemli kalemlerinden olan,
Bekir Coşkun ağabeyden dinlediğim bir anıyı paylaşayım ?…
“ Bak İsmet’ciğim ?
1970’li yılların sonuna doğruydu.
En çok satan gazete Günaydın gazetesiydi …
Yazı yazmaya başladım,
İstanbul’daki dostlarım “ yahu Bekir magazinsel bir röportaja imza at dediler…
Ankara Tuna caddesindeki,
Sanat sevenler lokalinde,
Zeki Müren ile hayat kadınlarıyla ilgili sohbetlerimiz olurdu…
O yüzden,
Hayat kadınlarının yaşamlarına kafayı taktım !…
Bent deresindeki genelevde 6 kadınla söyleşi yaptım…
Yaklaşık 10 pavyon dolaşarakta 10 kadınla yine söyleşiler yaptım…
İşin ilginç tarafı ?
Kadınları yarısından bir fazlasının takma adı ?
Kader idi …
Hepsinin ilk anlattığı,
Ne yapalım abi ?
Kader bu,
Kaderimiz böyleymiş oldu …
Sonra kendi kendime dedimki ?
Ah ulan kader ahhh !…
Sen neymişsin beee !… “ …
*
Yukarıdaki anı,
İşin magazinsel yönüydü …
Şimdi gelelim işin,
Yani Kaderin,
Yaşamsal…
Acısal…
Aldatımsal…
Kandırımsal…
Cahilsel…
Yönüne ?…
Akıldan,
Akıl fonksiyonlarından yoksun olunca,
İnsan - insanlar !…
Yani,
Bilimden - sanattan …
Toplumsal çürüme kaçınılmaz hal alıyor …
Böyle olunca da !
Yalana…
Talana…
Dolana…
Köle yaşama…
Açlığa şükretmeye…
Sömürülmeye…
Güdülmeye…
Ve hepsine birden,
Kanıp kandırılmaya da kader diyorlar …
*
Merhum,
Bekir Coşkun ağabeyin dediği gibi,
Ah ulan kader ahhh !!!…
İnanıp uysan bir türlü,
İnanmayıp yürüsen bir türlü …
Ama yinede siz,
Aklınızın yürüttüğü kaderle yol alın …
Kandırıkçıların ürettiği,
Kaderden uzak durun …