Mehmet Ali Kulat’ın MAK Danışmanlık şirketinin yaptığı bir araştırmada insanlara “iki adaydan birinin rakip adaya göre daha dindar olması siyasi tercihlerinizi olumlu anlamda ne düzeyde etkiler?” diye (10 yıl ara ile 2 kez) soruluyor. Verilen yanıtlarda “çok etkiler+ etkiler” diyenlerin oranı on yıl önce yüzde 62 iken bugün bu oran yüzde 31’e düşmüş. Görülüyor ki dindar aday profili seçmenin siyasi tercihlerini eskisi kadar etkileyemiyor. Bu gerçeği siyasal iktidar da çok iyi görmüş olmalı ki Bilal Erdoğan konuya el atmış.

Görsel1

Son zamanlarda sık sık kamuoyu önüne çıkan mahdum Bilal Erdoğan’ın 10 Ocak’ta yaptığı konuşma bir nevi ‘itiraf ve günah çıkarma’ olarak değerlendirildi. Babası Erdoğan’ın halefi olacağı söylenen Bilal bey konuşmasında; Yeniden bu toplumda ‘dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız. Müslümanlar olarak bizim dinimizi doğru temsil etmemizin yolu, bu toplumda iyiliklerin kaynağının yine Müslüman insanlardan geldiğini, yine dindar insanlardan geldiğini muhakkak ve kesin şekilde yerleştirmekten geçtiğini düşünüyorum.” dedi.

Görsel2

Konuşmasında “yeniden-yine” sözcüklerini sıkça ve hayıflanarak kullanması, Bilal beyin ülkedeki ‘Müslümanlarla’ ilgili genel kanaatin eskisinden daha kötü seviyelere geldiğinin itirafı niteliğindeydi. Kendilerini ‘ülkenin Müslümanları’ olarak tanımlayan ve sunanların ne gibi hataları olmuştu da “dindar olan insan iyidir’ yargısı ciddi ölçüde zarar görmüştü?

Bilal Bey bu detayı açıklamadı ancak itirafının sebebini tahmin etmek zor değil. Zira son zamanlarda fuhuş, uyuşturucu, karapara gibi iddialar sebebiyle yürütülen adli soruşturmalarda adı geçenlerin çoğunun kendilerini ‘iktidar yanlısı ve dindar’ olarak konumlandırmış olmalarının İslamcı kesimlerde alarm zillerinin çalmasına sebep olduğu biliniyor.

Türkiye’de Toplumu İslamlaştırma Çabalarının Tarihi

Görsel3

Türk toplumunun hep daha fazla İslamlaştırılması ve ‘dindar nesil’ yetiştirme hayalleri bu iktidar döneminde icat edilmiş değil. İslamcı siyaset açısından bakıldığında, devlet eliyle dindar nesil yetiştirme 1876-1909 yılları arasında 33 yıl hükümdarlık yapan II. Abdulhamid döneminde başlıyor. Bu dönemde pan-İslamizm, dönemin tabiriyle İttihâd-ı İslâm (ümmettin birliği) fikri öne çıkartılmıştı. Abdülhamit imparatorluğu ancak bu yolla ayakta tutabileceğini düşünüyordu ancak Osmanlı imparatorluğu tarihinin en büyük toprak kayıpları bu dönemde yaşandı.

Abdülhamit döneminin İslamlaştırma dayatmaları beklenen sonucu vermediği gibi okullu gençlerde ve inançlı entelektüellerde dinden uzaklaşma eğilimi ağır bastı. Abdülhamit’in açtığı modern okullarda yetişen gençler beklentilerin tersine dönemin batılı fikirleri olan pozitivist, bilimsel ve modern fikirleri tercih ettiler.

İlahiyatçı Prof.Dr. Mustafa Öztürk’ün aktarımına göre II. Abdülhamit döneminde açılan Darül Muallimin (öğretmen) okulunda öğrencilerin din ile ilişkilerinin tespiti amaçlı bir araştırma yapılıyor. 90 öğrencinin 80’den fazlası dinle aralarının pek barışık olmadığı yönünde yanıt veriyor. Yani, devlet eliyle yürütülen ilk İslamlaştırma projesi o dönemde de ters tepti. Kendilerine dayatılanı değil de dünyadaki gelişimi okumayı tercih eden, askeri ve idari bürokrasiyi oluşturan bu gençler Abdülhamit’i tahtından indirdiler.

Toplum İdeolojik Dayatma Projelerine Tepki Veriyor

Görsel4

Cumhuriyetin kuruluşu ile ara verilen bu dincileşme serüveni 1950’de çok partili hayata geçişle yeniden başladı. Demokrat parti ve sonrasında gelen sağ iktidarlar döneminde İmam Hatip okullarının ve camilerin sayılarının arttırılması bu yönde atılan önemli adımlardı. Bu zoraki çabalar 2002’de AKP ile birlikte (tabiri caizse) nirvanaya ulaştı ancak sonuç yine hüsran oldu.

Netice itibariyle, siyasi iktidarın yirmi dört yıllık dindar nesil projesi error verdi. Bu sonuç mukadderdi, yaşanması gerekiyordu ve yaşandı. İnsan ve toplum psikolojisi merkezinden bakıldığında görülen, toplumsal dönüşüm dayatmalarında aşırı dozun her zaman ters teptiği gerçeğidir. Bu gerçeklik görülmek istenmedi, çünkü öncelikli beklenti dindarlaşmadan umulan siyasal kazanımdı.

İktidarın dayattığı, inançlı insanların devlete ve millete yararlı insanlar olacakları iddiaları çoktan ve tümüyle boşa düşmüştü zaten ancak son adli vakalar bunun tuzu biberi oldu. Bu gerçeği, İslami kesimin aklı erenleri ve vicdanlıları dâhil herkes çoktan gördü.

İslamcı Yazar Mehmet Ocaktan; “Dindar Nesil Hayalleri Çöktü”

Görsel5

İslamcı kesimin yazarlarından Mehmet Ocaktan “Dindar nesil hikâyemiz ya da sosyolojinin yeni haritaları” başlıklı yazısında; Bugün yaşanan kirlilik operasyonları, aslında büyük bir toplumsal krize işaret ediyor. Hiçbir sosyolojik ve kültürel temele dayanmayan, sadece siyasal getirisine bakılarak kurulan bu ‘dindar nesil’ hayallerinin en küçük rüzgârlar karşısında bile savrulması kaçınılmazdı. Nitekim son dönemde, bizim mahallede cereyan eden ahlaki çürüme görüntüleri, her mahalleye bir İmam-Hatip açmakla dindar nesiller yetiştirmenin mümkün olmadığını gösterdi” diyerek mahallesi adına özeleştirisini getiriyor.

Yazar Ocaktan yazısının devamında, bir zamanlar açık destek verdiği iktidarı sert şekilde eleştiriyor. “(…) görüntü dindarlığının arkasına saklanarak kolay para kazanma hevesine kapılanların, kendilerini hiçbir hukuki ve ahlaki kurala bağlı hissetmemeleri son derece doğaldır” diyor ve şöyle bitiriyor. “Şimdi geldiğimiz noktada, artık kimsenin ‘dindar nesil’ hamaseti yaparak ya da ’dış güç masalları’ anlatarak, yaşanan bu ahlaki krizi görmezden gelme gibi bir lüksü bulunmamaktadır. Bu konuda öncelikle adım atması ve de gerçeklerle ilk yüzleşmesi gereken AK Parti iktidarıdır.”

Ahmet Taşgetiren; “Kapanın Elinde Kalıyor Nesiller”

Görsel6

İslamcı iktidarın ülkeyi getirdiği bu yerden yakınan bir diğer İslamcı kalem de Ahmet Taşgetiren oldu. Yazar “Kapanın elinde kalıyor nesiller” başlıklı yazısında AKP’nin yeni kuşaklar üzerinde uygulamaya çalıştığı siyasal mühendislik projesinin sonuçlarını ciddi şekilde eleştiriyor.

Taşgetiren; “Bir de baktık ki uyuşturucu kullanma yaşı 12’lere inmiş, okulların önünde uyuşturucu pazarı kurulmuş. “Dindar nesil” arayışı ile yola çıkan siyasi iktidar, en kötü performansı milli eğitim ve kültür alanında sergilediğini itiraf etmiş. Bilâl Beyimiz Palet okulları ile, Berat Beyimiz Nûn okulları ile, Selçuk Beyimiz Tekno - Festlerle devreye girip ikame eğitim çalışmalarına soyunmuş. Her cemaat çocuklarla ilgileniyor. Süleyman Efendi dünyası, İsmailağa dünyası, Menzil dünyası her fraksiyonu ile nesil inşa etme arayışında… Acaba herkesin “Dindar nesil”i buluşacak mı sonunda? Ülkeyi yönetenler on yıllar sonra bir gün gelip “Ne yapalım milli eğitimi başaramadık” deyince bütün hesabın verilmiş olacağı kanaatinde midirler? İşte, “Dindar nesil” mottosu ile çıkılan yolun 24’üncü senesinde de “Bir de baktık ki…” dediğimizde gördüğümüz manzara hemen hiç kimseyi mutlu etmeyecek nitelikte” diyor.

Dindar Nesil Projesi Tutabilir miydi?

24 yıllık iktidarında dindar nesil yetiştirme gayesi peşinde koşan AKP’nin bu hedefi zaten ulaşılması imkânsız bir hedefti! Bunun sebeplerini özetleme çalışacağım.

· Henüz ‘kültürel köylülük’ aşamasını geçememiş iktidar eliti, ülkedeki hızlı şehirleşmenin yarattığı kaçınılmaz toplumsal değişimi kavrayamadan dindarlaşmaya start verdi.

· Projesini alelacele ve hevesle devreye sokan taze iktidar şehirlerin çeperlerinde oluşan yeni kentlilerin modernleşmeden kendilerince pay alma beklentilerini doğru okuyamadı.

· Görece yoksul kesimlerin inançlarının istismarı iktidara oy getirdi belki ancak bu dayatmaların onları “dindar” yapmaya yetmeyeceği öngörülemedi.

· Alt-orta kültürel ve sosyal kesimlerden oluşan siyasal tabana “inancını yaşama özgürlüğü” vermekle, tüm okulları imam hatipleştirmekle toplumun dindarlaştırılamayacağı öngörülemedi. Sosyal ve ekonomik hayatın dayattığı dönüşüm ve gerçeklikler okunamadı.

· Ahlakı dindarlıkla özdeşleştiren sığ anlayış, dindar olmanın otomatikman ahlaklı olmayı getirdiği savunusuna sığınarak başkaca bir insani ilkeye ve özene gerek duymadı.

· Yoksul topluma din ve kanaatkârlık dayatanların aşırı şaşalı ve savurganca yaşamlarını görgüsüzce sergilemelerini toplumun görmezden gelmeyeceği gerçeği önemsenmedi.

· Tüm bunlar sonucunda “bunlar Müslüman ise ben değilim” diyenlerin, dinden soğuyarak örtünmeye son veren kadınların, camiye gitmekten uzaklaşanların tepkileri bir uyarı olarak okunamadı.

· İktidara yancı olmanın maddi ve kamusal getirilerini keşfeden yeni nesil Müslüman tayfanın lümpen yaşam pratikleri “bizdendir” denilerek, sonu hesap edilmeden tolere edildi.

· Sonradan görme yandaş zenginlerinin iktidar-güç-para denkleminde elde ettikleri ‘dünya nimetlerinin keyfini çıkarma” pratikleri rezilliğe dönüşünce konuya el attılar ancak iş işten geçmişti.

Bitirirken şu bakış açısını da eklemem gerekiyor. İktidarın bu yola çıkarken hedefinin ulaşılmaz olduğunu bildiğini ve asıl amaçlarının dindar nesiller yetiştirmekten çok dönemsel siyasal kazanımlar olduğunu düşünenler de var. Temel hedefleri ‘karşı mahalleyi’ düşman görecek kadar kutuplaştırılmış ve iktidarlarını sürekli kılacak kadar inançlı bir toplum ve siyasal taban yaratmaktı. Çeyrek asırdır iktidarda kalmayı başardıklarına göre AKP bu asli projesinde başarısız sayılmaz. Bu arada birkaç kuşak heba olmuş; kurumsal-toplumsal çürüme, yozlaşma, niteliksizleşme ülkeyi esir almış vs… Çok da dertlerinde değil bunlar! Devleti tüm kurumlarıyla ele geçirme, Cumhuriyet döneminin en uzun iktidarını sürdürme amaçları hâsıl olmuş mu, olmuş, daha ne olsun!