Değerli okuyucularım,
Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba…
Açık söylemek gerekirse, yazmaya pek de hevesli değildim. Hatta kalemi elime alma konusunda içimde ciddi bir isteksizlik vardı. Ancak son zamanlarda sokakta, kahvede, berberde, toplu taşıma araçlarında karşılaştığım manzaralar; kimi zaman dahil olduğum, kimi zaman da sadece kulak misafiri olduğum sohbetler beni yeniden yazmaya itti.
Ve bu sohbetlerin büyük bir kısmında dönüp dolaşıp aynı konuya geliniyor: Ana muhalefet.
Halkın dilinde dolaşan ortak bir kanaat var. Farklı cümlelerle ifade edilse de özünde aynı noktaya çıkıyor:
“Benzeşerek iktidar olunmaz.”
Gerçekten de sorulması gereken soru şu değil mi?
İktidar olmak isteyen bir yapı, mevcut iktidarın bir benzerine dönüşerek nasıl alternatif olabilir? Kendi farkını ortaya koymadan, kendi kimliğini net bir şekilde inşa etmeden, sadece eleştiriyle bir yere varılabilir mi?
İnsanlar artık sözden çok duruşa bakıyor. Söylenenle yapılan arasındaki mesafeyi ölçüyor. Ve bu mesafe açıldıkça güven de aynı oranda eriyor.
Bir diğer dikkat çeken konu ise, halk adına siyaset yaptığını iddia eden bazı kadroların halktan giderek uzaklaşması…
Halkın içinden çıktığını söyleyenlerin, zamanla halka yukarıdan bakmaya başlaması…
Öyle ki bazen insan şu soruyu sormadan edemiyor:
“Halkçı olduğunu söyleyen bir yapı, halktan bu kadar kopuk olabilir mi?”
Üstelik bu kopuş sadece söylemde değil, tavırda da kendini gösteriyor.
Kimi zaman öyle bir üslup kullanılıyor ki, sanki karşılarında seçmen değil, yönetilmesi gereken bir kitle varmış gibi…
Hani eskilerin bir sözü vardır:
“Kraldan çok kralcı olmak…”
İşte tam da bu durumu tarif ediyor.
Elbette örnekleri çoğaltmak mümkün. Dün cebinde yol parası olmayanların, bugün geldikleri makamlar üzerinden kurdukları ilişkiler, sergiledikleri sadakat anlayışı ve bunun sonucunda elde ettikleri imkânlar…
Bunların her biri ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken meseleler.
Ama mesele kişileri tek tek saymak değil. Mesele, ortaya çıkan zihniyeti görmek.
Çünkü asıl sorun burada başlıyor.
Toplum artık şunu çok net görüyor:
İktidar olmak, mevcut düzenin bir kopyası haline gelmekle değil; o düzene alternatif bir duruş ortaya koymakla mümkündür.
Benzeşerek değil, farklılaşarak…
Taklit ederek değil, özgün bir yol çizerek…
Kısacası;
İktidar, farkındalıkla kurulur.