Merak etmeyin delirmedim. İzin verin de neden şeriat yasasının uygulanmasını istediğimi açıklayayım:

Türkiye, kılıfına uydurulmuş yöntemlerle soyuluyor. Yasaya uydurulan hırsızlıklar yüzünden ülkemiz büyük bir ekonomik krize girmiş durumda. Post-modern hırsızlar para ve etki sahipleri oldukları için günümüzün laik yasaları bunlara karşı kullanılamıyor. Bu yüzden gerçek anlamda bir şeriat düzeni olsun da hırsızlar cezalandırılsın, istiyorum.

Bakın şeriat uygulansa hırsızlara ne yapılır?

“Hırsızlık edenin ilk seferde sağ eli kesilir. İkinci defa hırsızlık ederse bu defa sol ayağı kesilir. İki elini de kesip hayati ihtiyaçlarını görmekten büsbütün mahrum bırakılmaz. Yine hırsızlık ederse artık kesilecek bir şey yoktur. Tövbe edinceye kadar hapsedilir.”

Bu kural Kuran-ı Kerim’in Maide Suresi’nin 38. Ayetine dayanır ve orada şöyle denilir: “Hırsızlık eden erkeğin ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ders olarak ellerini kesin!”

Elbette ki burada Ziya Paşa’nın dile getirdiği temel gerçek dikkate alınmalıdır: “Bir kuruş çalan arkasızı cezalandırıp milyonları çalanı beyefendi yapmak yanlıştır.”

Eğer gerçek hırsızlar şeriatın (Kuran’ın) bu hükmüne göre cezalandırılmış olsaydı; siyasette başa güreşenlerin çoğunun elleri-ayakları kesilirdi. Yine bunlara hizmet ediyor görünerek hazineyi soyanlar  aynı biçimde cezalandırılırdı. Türkiye’de böyle bir şeriat uygulansaydı bundan en büyük zararı da AKP’liler görürdü. Ortalıkta sakattan, kötürümden geçilmezdi.

O yüzden şeriatın böyle uygulanmasına en çok bu siyasal dinciler karşı çıkacaklardır. Bunların teorisyenleri de Allah adına konuşuyor görünerek hırsızlığı normal göstereceklerdir.

HZ MUHAMMET REİSLERE KARŞI SAVAŞTI
AKP çevresinde kümelenen iki grup, Tayyip Erdoğan’ı kutsallaştırarak onu neredeyse Allah konumuna yükselttiler. Bunlardan birincileri, bildiğimiz siyasal dinciler oluşturuyor. Bu ekip, Meclis’teki çoğunluklarını kullanıp yasalarla oynayarak ülkenin kaynaklarını dibine kadar sömürüyorlar. Bu işi de “Reis” diyerek kutsadıkları Erdoğan’ın liderliğinde götürüyorlar.

İkinci kümeyi ise, kamuoyunda “Beşli Çete” diye anılan beş müteahhitlik şirketinin sembolize ettiği örgütlenmiş ihaleciler oluşturuyor. İhale yasası değiştirilerek, ticaret yasalarıyla oynanarak, diğer yasalar değiştirilerek kamudan partizanlara milyarlar akıtılıyor. Bu işleri de Reislik sistemi altına saklıyorlar.

İşin acı tarafı, bu Reis’in “Allah’ın özellikleri donatılmış olduğu” iddiasının yaygınlaştırılması ve onun İslam’ı temsil eden Reis olduğu…

Ama tarih tam tersini gösteriyor. İslam dini denilen yeni düzeni kuran Hz. Muhammet, bu işi “Mekke’deki Reisler”e karşı savaşarak başardı.

Bugün Türkiye’de Reis ne ise 610 yılında Mekke’deki “Reis” Ebu Süfyan oydu.

Hz. Muhmmet, buradaki dinsel sistemden çok reisliğe dayalı sömürü sistemine savaş açtı ve reislik düzenini yıktığı için de peygamber konumuna yükseldi.

Hz. Muhammet’in öbür dünyaya  göçmesinden sonra reisler harekete geçerek 60 yıl sonra yeniden toplumun başına çöktüler. Emevi Reisi Muaviye ile başlayan süreç İslam dünyasını bugünkü perişan duruma getirdi.

Reisler gitmeden ne Türkiye ne İslam dünyası adam olabilir. Gerçek Müslüman olmanın yolu da reislere karşı çıkmaktan geçer. Başka tutumlar, dini kullanarak milleti aldatmadan başka şey olamaz.