Zühtü Arslan’a açık mektup

Giriş

Anayasa Mahkemesinin internet sitesinde güncel siyasi davalarda kullanılmak üzere şablon kararlar olduğuna ilişkin haberler üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Zühtü beyin konuyu anlaması için mektuptan önce olayı hukukçu olmayan vatandaşlara anlatır gibi tane tane anlatan bir giriş yapalım.

Düşünün ki babadan oğula geçen padişahlık, krallık veya sultanlıkla yönetilen bir ülkede yaşıyorsunuz.

Her şeyin tek sahibi ve hâkimi olan yöneticinin yetkilerinin bir sınırı var mıdır? Yoktur, peki o’nun icraatlarını sınırlayacak olan bir şey var mıdır? Belki varsa yardımcısı veya işine gelince danıştığı yüksek din adamı veya varsa vicdanı onu biraz sınırlayabilir, o kadar.

Düşünün ki zaman geçti ve ülkede bir anayasa yapılarak yöneticiler seçimle işbaşına gelmeye başladı. Vatandaşlar olarak sandığa gidiyor ve seçim yapıyorsunuz. Diğerinden farklı olarak yönetici doğrudan karar vermek yerine emrindeki vekiller eliyle çıkardığı yasaları yine emrindeki bakanlar eliyle uyguluyor. Türk siyasi hayatında görüldüğü gibi bu sistemde azınlığın bir yasa çıkarması veya çıkmasını engellemesi mümkün olmadığı gibi adı milletin vekili olup, aslında parti liderinin vekili olanlar (istisnaları saygıyla anıyoruz) liderlerinden gelen talimatın dışına çıkmadan her şeyi onaylıyorlar.

Peki, bu halde yani anayasa varken, seçim varken, meclis varken lideri sınırlayacak olan nedir? Var mı bir güç?

Cevap verelim; yoktur efendim yoktur.

Böyle bir süreçte liderler yaratıcılıkta tanrıyla yarışabilir. Hani tanrı “ol der olur” ya lider de “ben yaptım oldu der”. Mesela, o il bana oy vermedi ilçe yaptım der; en az beş çocuk yapılacak der; herkes sakal bırakacak der; memurların suçları yoksa da idari tasarrufla attım der; nefes almak dışında hiçbir şey yapamazlar der; yurt dışına çıkamazlar der; çalışamazlar der; ağaç kökü yiyin der yani der oğlu der.

Yöneticilerin dayanması gereken temel ilkeleri gösteren anayasaya aykırı olan ve yukarıda tamamen hayal ürünü olarak verilen bu icraatlar karşısında vatandaşlar nasıl korunacaktır? Yöneticilerin anayasanın çizdiği sınırlar içinde kalmasını, ülkenin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve hukukun evrensel ilkelerine uymasını kim nasıl temin edecektir?

Bu noktada çözüm; yürütmenin güdümündeki yasamanın bağımsız ve tarafsız bir kurum tarafından denetlenmesi olup, 1920 Avusturya, 1948 İtalya ve 1949 Almanya’dan sonra Avrupa’nın dördüncü Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasasıyla Türkiye’de kurulmuştur (Kemal Gözler, anayasa.gen.tr).

Yani sorumuzun cevabı bugün başkanı olduğunuz Anayasa Mahkemesidir.

Anayasa Mahkemelerinin görevi yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyerek iktidarların hukuk çerçevesinde kalmasını sağlamaktır. Gerektiğinde devletin en yüksek yöneticilerini dahi yargılayacak olan Mahkeme sıradan bir mahkeme değildir, yargının en üstünde olduğu gibi yöneticilerin de üstündedir.

Mektup

Sayın Başkan!

Bu mektubu size bir nebze olsun dikkatinizi yaşananlara çekmek, halen var olduğuna inanmak istediğim vicdanınıza hitap etmek ve tarihi sorumluluğunuza dikkat çekmek için yazıyorum.

Bakınız, bu ülke 15.07.2016 tarihinde 12 saat dahi sürmeyen ve başarısız olacağı baştan belli olan menfur bir darbe teşebbüsü yaşadı. Sonrasında 20.07.2016 tarihinde ilan edilen OHAL süreci eşi benzeri görülmemiş hukuksuzlukların başlangıcı oldu. Bu süreçte neler yapıldı, bir bakalım;

  • 140 binden fazla memur sorgusuz sualsiz gece yarısı resmi gazetede adlarına yer verilerek terörist ilan edildi ve işlerinden edildi.

Oysa bir memura en düşük disiplin cezası olan “uyarı” cezasının verilmesi için dahi öncelikle kanunda yazan bir suçu işlemiş olması sonrasında ise savunma hakkı tanınması ve yargı yolunun açık olması gerekiyordu.

  • 40 bin askeri öğrenci subay/astsubay olmak için girdiği okullardan gönderildi, hayalleri çalındı hatta müebbet hapis verildi. Asker olmak için devletin şefkatli kollarına teslim olan çocuklar hayallerini süsleyen rütbeleri omuzlarına takmayı beklerken ellerine kelepçe alınlarına terörist yaftasıyla cezaevine veya kapı önüne atıldılar.

Oysa bu çocuklar aileleri tarafından daha 13 yaşında devlete teslim edilmişlerdi, onların bir kısmı yanlışa girmişse bile bunun sebebi onlar değil onlara sahip olmayanlar, görevini yapmayanlardı, çünkü onlar çocuktu!

  • Silahsız terör örgütü diye dünyada olmayan bir örgüt türü icat edildi.

Oysa terörün olmazsa olmazı cebir ve şiddet kullanılmasıydı. Yasal ve rutin faaliyetler terör faaliyeti oldu, dünya hukuk tarihine terör örgütünün; bankası, sendikası, televizyonu, üniversitesi, okulu, dershanesi, yurdu, şirketi vb. saçma kavramlar sokuldu.

  • 511 bin kişilik dev bir terör örgütü yaratıldı, mahkemeler sıradan vatandaşlardan terörist imal etme yeri oldu.

Oysaki en büyük terör örgütleri bile ancak birkaç bin kişilik mevcuda sahipti. Kandırılmış ve emir altındaki erbaş/er ve askeri öğrencileri çıkardığınızda menfur darbe teşebbüsüne katılan darbeci sayısı bin kişi dahi değildi. Hayatında değil eline silah almak silah dahi görmemiş “başörtülü bacım” terörist ilan edilirken, lohusalı kadınlar hastanede gözaltına alınıp cezaevine gönderilirken, emir altındaki 18 yaşında askeri öğrenciler darbecilerle aynı müebbet hapis cezasını aldı.

Peki, bunlar olurken sizler ne yaptınız;

  • İşin başındakiler “31 Martta teröre bulaşanlar seçilirse görevden alırız” diyerek hoşlarına gitmeyen bir şey olursa yapacaklarını 8 ay önceden ilan ederken “bunu neden terör örgütünün bankası, derneği, sendikası, okulu için de yapmadınız, yoksa siz vatandaşa tuzak mı kurdunuz”
  • Bir parti başkanıyla çay toplamaya giden, iktidarı selamlama ve övme yarışına giren yüksek yargıçlara bir şey demediniz.
  • Kardeşimin facebook sayfasındaki sözde teröristler benim ihracıma gerekçe olurken darbecilerin kardeşlerinin büyükelçi, bakan, dekan, bürokrat olmasına ses çıkarmadınız.
  • Mesai arkadaşınız Alparslan Altan ile olmayan telefon kaydım benim açımdan suç unsuru olurken ne onu oraya katakulliyle atayanların irtibatı ne de sizin mesai arkadaşınız olmasının suç olarak görülmemesini sorgulamadınız.
  • Meslektaşlarınız kürsüden alınıp tutuklandığında “hani nerede hâkim güvencesi, ağır cezalık suçüstü hal olmadığı sürece hakimler tutulamaz, yargılanamaz, sorgulanamaz, bu hakimler hangi ağır cezalık suç üstünde yakalandı” demediniz.

Aslında bu olanlarda çok da bir sorun yoktur çünkü iktidarlar özellikle de belirli amacı olanlar amaçlarına ulaşmak için her fırsatı illaki kullanacaklardır ne de olsa 15 Temmuz onlar için Allah’ın bir lütfudur. İdareyi yani gücü elinde tutanlar özellikle bizim gibi sistemi değil şahısları öne çıkaran toplumlarda her istediğini yapma gücünü kendinde gördüğü gibi hukuku ve kuralları da kendilerine engel olarak görmektedir. Bu konuda onlardan etik, ahlak, ilke beklemek içinde bulunduğumuz toplumun bu değerlere olan ikiyüzlü yaklaşımı nedeniyle pek mümkün olmasa gerektir.

Sizlerin de gayet iyi bildiği gibi işte tam da bu noktada devreye yargı girmektedir. İdarenin hukuk ve kural tanımazlığına karşı vatandaşın ve kurumların güvencesi yargıdır.

Şimdi diyeceksiniz ki darbe dönemlerinde hukuk askıya alınır ama 15 Temmuz başarısız olmamış mıydı? Yoksa başarılı mı oldu? O halde olan nedir sizce?

Ancak siz görevinizi yapmayarak bu hukuksuzluklara sebep oldunuz. Nasıl mı?

Anayasaya göre OHAL ilanını gerektiren konularla ve OHAL süresiye sınırlı tedbirler alınması gereken ve aslında anayasal bir rejim olan OHAL’i dokunulmaz, sorgulanmaz, iktidar için sonsuz ve sınırsız bir yetki alanı olarak görerek hem de bunu önceki içtihatlarınızdan vazgeçerek yaptınız.

Basit bir örnekle açıklayalım; Kapalı bir kutunun içinde ne olduğundan veya kutunun üstünde yazanın gerçekten içinde olup olmadığından üstündeki etikete bakarak değil ancak içini açarak anlayabilir ve emin olabilirsiniz. Evet, her şey bu işleminizle başladı ve buraya geldi. Tüm olan bitenden, masumların gözyaşından, aç kalan çocuklardan, anaların eşlerin ağlamasından, kararan hayatlardan, Meriç’te Ege’de boğulan çocuklardan sorumluluğunuz var.

Bugün insanlar uyduruk evet tam ifadeyle uyduruk iddianamelerle aylarca tutuklu kalıyor, en aşağı ceza alan 6 yıl 3 ay ceza alıyor. Mesela; telefonundan giriş yaptığı internet siteleri, sosyal medya paylaşım ve yorumları, sosyal medyada takip ettikleri hatta etmedikleri kişiler, telefonlar konuştuğu kişiler, alış veriş yaptığı marketler, izlediği kanallar, tüketici tercihleri, siyasi tepkileri velhasıl yasal ve rutin faaliyetleri teröristlik delili oluyor ve siz sadece seyrediyorsunuz.

Anayasa Mahkemesi iktidarların aşırılıklarını, hukuk dışına çıkmalarını engelleme, onlara dur deme, vatandaşların güvencesi ve ihlal edilen haklarını verme yeridir. Yoksa hukuksuzlukların onaylandığı veya uzun süre karar vermeyerek göz yumulduğu yer değildir. Aksi halde Mahkeme kendi varlık gerekçesine aykırı davranmış ve inkâr etmiş olacaktır. Ancak maalesef ki önceki dönemlerde ve özellikle son dönemde Mahkemeniz bu görevini layıkıyla yerine getirmiş değildir. Yüksek yargıçlar olarak hukuk fakültesi öğrencisinin dahi hayır diyeceği birçok uygulamaya onay verdiğiniz gibi bazı önemli konularda ise uzun süre karar vermeyerek, tabir yerindeyse, kulağınızın üstüne yatarak hukuksuzluğa göz yumuyorsunuz. Adalet devletin temelidir ve geciken adalet adalet değildir sözleri sizin açınızdan bir slogan değil uygulama ve kararlarınızda doğrudan dikkate alacağınız ilkelerdir.

Bakınız AİHS, Anayasa ve Kanunlar varken OHAL KHK’ları hakkında “adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğu” (04.08.2016 tarih ve 2016/12 sayılı kararınız) dediniz daha doğrusu uydurdunuz.

Bakınız, bu kararınız, 367 kararı gibi, tarihe yüz karası olarak geçecek bir karardır. Böyle devam ederseniz eninde sonunda yazılacak olan “Türkiye’de Adaleti Katledenler” adlı kitapta adınıza mutlaka yer verilecek ve kıyamete kadar adınız lanetle anılacak, belki de torunlarınız soyadını değiştirecektir.

Tercih sizin; hak hukuk adalet doğrultusunda karar vermek mi yoksa muktedirlerin istediği “uyumlu yargı” olmak mı?

Ergenekon işbirlikçileri (4)

İlhan Bahar ve Erdal Şimşek, “Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT” adlı kitabın yazarları…

İlköğretimde suratımıza tokat gibi vuran gerçekler

Geçtiğimiz haftalarda Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye genelinde binlerce 4’üncü ve 8’inci sınıf öğrencisine yönelik yapılan Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi (ABİDE) eğitim araştırmasının veri analizleri tamamlandı.

Ergenekon işbirlikçileri (3)

Gelin size Ergenekon tertibinde gizli tanık Mart üzerinden yürütülen bir başka tertip, bir başka tezgâh, bir başka tuzak daha anlatayım:

2023 hedefleri havlu attı

İçinin zaten boş olduğu çok iyi bilinen AKP’nin 2023 hedeflerinin bittiği, bu hedefleri koyanlar tarafından da kabul edildi.