Değerli okuyucularım,
Cumhuriyet Halk Partisi bugün öyle bir eşikte duruyor ki, tartışılan mesele artık sadece kurultay hesapları, delege dengeleri ya da parti içi koltuk mücadeleleri değil.
Görünenin arkasında daha sert, daha sarsıcı bir süreç işliyor: Kendi gerçeğiyle yüzleşme süreci… Ve belki de daha önemlisi, bir yol ayrımı.
Son aylarda yaşananlara bakın…
İstanbul’da belediye yönetimlerine yönelik operasyonlar, bazı başkanların gözaltına alınması, yerel yönetimler üzerinden yürüyen siyasi gerilim…
Parti yönetimi bu süreçte “hukuk” ve “demokrasi” vurgusunu yükseltti.
Ancak sahadaki vatandaşın tepkisi sadece bu başlıklarla sınırlı kalmadı. Sokakta konuştuğunuzda, minibüste yan yana oturduğunuz bir emeklinin ya da pazarda file doldurmaya çalışan bir annenin sorduğu soru çok daha hayatın içinden: “Bu tartışmalar benim hayatıma neyi değiştiriyor?”
Çarşıda pazarda tablo net
Emekli maaşıyla ay sonunu getiremeyen insanlar, kira artışları karşısında ev değiştirmek zorunda kalan aileler, üniversite mezunu olup aylarca iş arayan gençler…
Belediyelerin dağıttığı sosyal destek kartları, ucuz ekmek büfeleri ya da dönemsel yardımlar elbette bir nefes aldırıyor; ama kimse artık bunun kalıcı bir çözüm olmadığını da gizlemiyor.
İşte tam bu noktada CHP’ye yönelen beklenti değişiyor
İnsanlar sadece eleştiren değil, örneğin kira krizine karşı bir model ortaya koyan, genç işsizliği için somut projeler açıklayan bir siyaset görmek istiyor.
Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken kritik bir gerçek daha var
Parti içerisinde makam ve mevki sahibi olan bazı isimlerin, yılların emeğini veren parti neferlerine üst perdeden bakması…
İlçe örgütlerinde yıllarca afiş asmış, sandıkta nöbet tutmuş insanların, randevu alamadığı, telefonlarına dönüş yapılmadığı örnekler hâlâ konuşuluyor
Bir mahalle temsilcisinin, kendi yöneticisine ulaşamaması; bir partilinin, seçilmiş bir isme derdini anlatamadan kapıdan dönmesi…
İşte bu tablo, sahada kurulan o yeni dili zayıflatan en önemli unsurlardan biri.
Çünkü seçmen sadece ne söylendiğine değil, nasıl davranıldığına bakıyor
Bu durum yalnızca iç mesele değildir; doğrudan seçmene yansıyan bir kırılmadır
Kendini değersiz hisseden parti emekçisi, sandığa gittiğinde artık eskisi kadar heyecan duymaz.
Bu da CHP tabanında uzaklaşmayı beraberinde getiriyor. Yani mesele sadece bir organizasyon sorunu değil, bir aidiyet meselesine dönüşüyor.
Ama işin bir de diğer tarafı var Partinin en zor dönemlerinde geri adım atmayan, yağmurda çamurda sandık başını terk etmeyen o sadık seçmen kitlesi…
Onların içinde de sessiz bir sorgulama büyüyor
Değişelim ama ne pahasına?
Çünkü bu seçmen, sadece isimlerin değişmesini değil, partinin ruhunun korunmasını da önemsiyor. Bir siyasi yapıyı ayakta tutan sadece yeni yüzler değildir.
Onu ayakta tutan; yıllar içinde oluşan duruş, refleks ve aidiyet duygusudur. Eğer bu bağ zedelenirse, ortaya bir dönüşüm değil, savrulma çıkar.
Bugün CHP’nin önündeki en kritik soru tam da burada duruyor:
Gerçekten neyi değiştirmek istiyor?
Sadece vitrin mi yenileniyor?
Daha iyi hazırlanmış konuşmalar, daha profesyonel iletişim ekipleri, daha görünür isimler… Yoksa vatandaşla arasına mesafe koyan o eski yaklaşım gerçekten terk edilecek mi?
Ve daha da önemlisi, parti içindeki o “ulaşılamazlık duvarı” yıkılacak mı?
Örneğin bazı belediyelerin attığı somut adımlar dikkat çekiyor. Kent lokantalarında uygun fiyatlı yemek uygulamaları, şeffaf ihale yayınları,
öğrencilere yönelik burs ve ulaşım destekleri…
Bunlar toplumda karşılık buluyor. Çünkü vatandaş uzun konuşmaları değil, cebine dokunan, hayatını kolaylaştıran uygulamaları önemsiyor.
Bir emeklinin uygun fiyata yemek yiyebilmesi ya da bir öğrencinin ulaşım desteği alması, saatler süren siyasi tartışmalardan çok daha etkili oluyor.
Bugünün seçmeni sabırsız
Uzun analizleri değil, doğrudan hayatına dokunan çözümleri önemsiyor. Siyasetçinin ne söylediğinden çok, ne yaptığına bakıyor.
Bu yüzden kullanılan dil kadar, atılan adımlar da belirleyici hale geliyor.
Eğer CHP bu süreci doğru okur, gerçekten sahaya iner, vatandaşla aynı düzlemde konuşmayı başarır ve kendi içindeki bu mesafe sorununu çözebilirse; mesele sadece seçim kazanmak olmaktan çıkar.
O zaman insanlar sadece oy veren değil, kendini o yapının bir parçası hisseden bireylere dönüşür.
Ama aksi olursa…
Yani değişim söylemi sadece sözde kalır, iç çekişmeler ve yukarıdan bakan anlayış yeniden ön plana çıkarsa…
O zaman bugünkü fırsat, yarının hayal kırıklığına dönüşür.
Unutulmaması gereken bir gerçek var: Siyasette en hızlı tükenen şey güven, en zor kazanılan şey ise samimiyettir.
Ve halk artık çok daha dikkatli bakıyor.
gerçekten dertleniyor, kim sadece konuşuyor…
Ayırt etmek eskisi kadar zor değil.