Yusuf Fidan yazdı | Rantiyeci ekonomik sistem neden yürümez

Bir önceki “İktidar Geleceğini Yeni Rantlarda Görüyor“ başlıklı yazımda “ekonomik kalkınmanın ancak üretim ile olduğunu bildikleri halde neden illa şehir rantlarının talanı ile büyüme yolunda ısrar ediyorlar?” diye sormuş ve sorunun yanıtını bir sonraki yazımda aramaya çalışacağımı yazmıştım.

İktidarımız nitelikli ekonomik büyüme için sanayi, tarım, teknoloji vb. üretimi artırmak yerine sürekli tüm kaynakları inşaata ve mega projelerle yatırmakta neden bu kadar ısrarlı? Belki de bir mecburiyetten böyle yapıyorlardır.

Bu konuyu açmadan önce iktisat tarihinde “ponzi finans sistemi” diye bilinen kavramı anlamamız lazım.

SAADET ZİNCİRİ; PONZİ FİNANS SİSTEMİ

1920’lerde ABD’de ortaya çıkan İtalyan asıllı Charles Ponzi adında mali bir dolandırıcıdan almış sistem adını. Sonradan gelen para ile ilk alınan paraların faizini ödemek üzerine kurulan bu sistemin yürümesi için paranın sürekli ve geometrik şekilde artarak gelmesi gerekiyor. Ancak aslında ortada kâr olmadığından oyun daha fazla sürdürülemiyor ve sistem kısa sürede çöküyor. Bizde bir zamanlar yaşanan banker faciası, Titan zinciri ve yakın geçmişte Çiftlikbank olayı da bir ponzi türüdür.

Ponzi sistemini kurmak için önce inandırıcı bir hikâye, sonra inandırıcı vaatler ve etkileyici-karizmatik bir şahıs gerekiyor. Sistem sürekli büyümek zorunda olduğundan zamanla potu sürekli artırmak ve en sonunda çılgın projelere kadar gitmek gerekiyor.

Bu sistem siyasete de aynen uygulanabildiğinden, siyasal popülizm de bu sisteme benzetiliyor. Ekonomide artı değer üretimi olmadan zenginlik ve kâr olmaz normalde. Ama popülist siyaset almadan vermeyi de içerdiğinden, bu yanıyla bir ponzi sistemi olarak görülüyor.

Bu popülist politikalar, siyasal ve ekonomik ponzi sistemi çok uzun süreli olamayacağı bilindiği halde iki sebepten yapılıyor;

Birincisi siyasetçiler kısa erimli düşünme eğilimindeler. “Hele şu seçimleri bir kazanalım da, sonrası Allah kerim” diyorlar ve bu iş böyle devam edip gidiyor.

İkincisi, siyasiler sorumlulukları üstlenmeme eğiliminde olduklarından “nasıl olsa bir şekilde yırtarım” diye düşünüyorlar.

Liderler çok güçlü bir hale geldikten sonra, sorunların sebebini dış etmenlere, muhalefete vb. atarak “ne yapalım, bizim dışımızdan sebeplerle işler kötüye gitti, biraz kemer sıkılacak” diyerek sorumlulukları üstlenmeme yoluna gidiyorlar. Ponzi sistemi tıkandığında ve sona gelindiğinde güçlüler hep daha az, güçsüzler daha çok sıkıntı üstlenmek durumunda kalıyorlar.

BİR PONZİ SİSTEMİ OLARAK AKP POPÜLİZMİ

Ekonomi yazarı Cüneyt Akman AKP popülizmini bir ponzi sistemi olarak ele alıyor. Dünya’da başka örnekler de var. Ponzi finans faaliyetleri sürdüren ülkelerden ilk olarak Yunanistan akla geliyormuş. Bu ülkenin ciddi istatistikleri oldukça yanlışmış, aslında sanıldığından çok daha borçluymuş. Bir başarı hikâyesi uydurarak dünyadan ödeyemeyeceği kadar para çekmiş. Ülke iflas edince halk bu borçları hala ödemeye devam ediyor.

AKP’nin iktidara geldiği 2002’den itibaren Türkiye bu siyasal ve ekonomik Ponzi sistemini başarıyla uygulayan bir ülke olarak görülüyor. Üretim olmadan dağıtmaya dayanan bu sistem üç yöntemle hayata geçiriliyor;

  1. Ülkenin mevcut kaynaklarının yağmalanması; Kamu kaynaklarının ve kent arazilerinin yandaşlara ve seçmenlerine dağıtılması, ölçüsüz özeleştirmelerle varlıkların nakde çevrilip günün kurtarılması.
  2. Yurt dışından aşırı borçlanma; yandaş iş dünyasına dağıtılan sermaye, seçmene bolca sosyal yardımlar dağıtılarak oylarının alınması.
  3. Karşılıksız para basılması; Eski borçları ödemek için giderek daha çok para basılması.

Bütün bunların bir ponzi uygulamasına dönüşmesi için (yukarda da bahsettiğimiz gibi) bir hikâye, bir vaat ve karizmatik bir lider olması lazımdı. Bu üçü de sağlandı.

AKP’nin hikâyesi; Tek parti istikrarı ile AB’ye girme iddiası idi. Vaat olarak; demokratik batı dünyasına uyum ve neoliberal politikalara uyum vaatleri verdi. Karizmatik lider ise zaten hazırdı. Yani, ponzi şeması için tüm unsurlar sağlanmıştı.

Dışarıdan gelen sıcak para, iktidar eliyle yaratılan yandaş firmalara ve popülizm gereği sadaka ekonomisi çerçevesinde halka dağıtıldı. İçeriye başka, dışarıya başka hikâye sunuldu. Artık diğer İslam ülkelerine model ve demokratik dünya sistemine entegre bir Türkiye izlenimi ile yabancı sermaye cezbedildi. Yüksek faizler verilince karşı taraf da ponziye katıldı ve Türkiye’ye yüksek miktarda para girişleri oldu.

VAATLER TUTULAMAYINCA PONZİ SİSTEMİ ZORLANIYOR

Ama tutarsızlıklar da dikkat çekiciydi; AKP aynı anda hem muhafazakar, hem liberal, hem demokrat, hem gelenekçi, hem modern, hem de İslamcıydı. Yani muhataplarına göre tutum değiştiriyordu ve inandırıcılığı hep kuşkuluydu.

Dünyaya birçok vaatler verildi; kürt politikasında esneme, Kıbrıs sorununda çözüm, komşularla sıfır sorun, içerde demokratikleşme, AB standartlarına uyum vb. Ancak verilen bu vaatler vadeli çekler gibiydi, ödeme günü geldiğinde hepsi de karşılıksız çıkıyordu. İç dengeler ve siyasi beklentiler gözetilerek bu vaatlerin hiçbirisi tam yerine getirilemedi. Ponzi siyasal sisteminin kaçınılmaz gereği ve sonucudur bu; olmayacak vaatler zaten yerine getirilemez.

Böyle tıkanma durumlarından kurtulmak için ponzi siyasal-ekonomik sistemlerde sorunlar, liderin karizmasının öne çıkartılmasıyla aşılmaya çalışılıyor. Git gide pot yükseltiliyor ve böylece çılgın projeler başlıyor. Ponzi sisteminin işleyiş gereği bu aşamalarda ekonomik ve siyasi mantık aranmıyor. Mesela dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden birisi olduğumuz söylenerek yabancı yatırımcılar ikna edilmeye çalışıldı. Gerçeğe aykırı olduğu bilindiği halde “2023 hedeflerimizde Türkiye dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girecek” denilerek pot iyice yükseltildi. Fabrikalar tek tek kapanırken, yabancı sermaye ülkeyi terk ederken, işsizlik sürekli artarken hangi üretimle milli gelirin artırılacağı ve büyüyeceğimiz sorgulanmadı bile.

TÜM PONZİLER GİBİ SONA YAKLAŞILDI

2010-2017 arası Türkiye Çin’den sonra en hızlı borçlanan ülke oldu. Çin üretiyor ve tüm dünyaya ürün satıyor, Türkiye bu borçları ne ile ödeyecek diye kimse sormadı. Ekonomimiz hiçbir zaman aldığı borçları ödeyecek kadar artı değer yaratamıyor. Türkiye sadece rant üretiyor, oysa rant kağıt üstünde kardır ve mevcut kaynakların yağmasına dayanır.

Bir süre sonra gerçekte bir üretim olmadığı, sistemin ponzi olduğuna insanlar uyanınca para yatırmaktan vazgeçiyor. Biz de bu durumu yaşıyoruz şu anda. Yabancı yatırımcı gelmediği gibi, var olanlar da kaçma yollarına bakıyor.

Popülist politikalar günü kurtarmak ve süre kazanmak üzerine kurulur. “Evdeki son mücevherleri satmak” olan özelleştirmeler de, kentlerden rant yaratıp yandaşa ve halka dağıtmaya devam etmek de buna dahildir. Ucube proje Kanal İstanbul’da ısrarın sebebi şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım.

Her alanda büyük oynamaya çalışan AKP iktidarları bu oyunların hiçbirini kazanamadı. Rasyonel gerçeklere, bilime ve akla dayanmayan ekonomik ve siyasal sistemlerin kalıcı başarı elde etmesi zaten beklenemezdi. Tüm geçici kazanımların ponzi sisteminden elde edildiği ortadayken, bunlara bir de rejim değiştirme arzusu eklenmişti, bu da becerilemedi.

İlk başta sorduğumuz “neden illa şehir rantlarının talanı ile büyüme yolunda ısrar ediyorlar” sorusunun yanıtını biraz bulduğumuzu umut ediyorum. Kalkınma için üretimin olmadığı, sürekli dışarıdan gelecek borçlarla ve kaynaklarla sistemini yürütmeye çalışan ponzi ekonomik ve siyasal sistemin rant dışında başka seçeneği var mı ki?

80’lerin bankerler furyası, 90’ların Titan saadet zinciri ya da Çiftlik Bank’ın tosuncuğu sonuna kadar kazandırmaya devam edebilseydi, AKP’nin ponzi sistemi de hep başarılı olurdu.

Devlet yönetenlerin önceliği ne olmalı?

Bir devleti yönetenlerin sosyal, ekonomik ve kültürel öncelik anlayışları, o devleti “vezir de eder, rezil de” eder. Toplum yönetimi, bir aile yönetme sorumluluğuyla eşdeğerdir. Bir...

ÖSO’yu alana selefiler bedava!

Türkiye, başlattığı Suriye operasyonuyla birlikte yeni bir 'cihat' problemiyle karşı karşıya. Sadece Batı ve ABD değil, ÖSO'cular da kardeşleri Nusra ve IŞİD'cilerle birlikte; Türkiye'nin...

En büyük düşman ABD…

78 Kuşağı mensubu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ,çok şükür 45 yılı aşkın bir zamandır ABD'nin çirkin yüzünü görüp,emperyalizmin bir numaralı temsilcisi olduğunu farketmiş olduğumuzdan...

Koşa koşa bataklığa!

İktidarın yanlış politikalarıyla Suriye'de yıllardır debelenen Türkiye, şimdi emperyalistlerin kışkırtmalarıyla yeni ve devasa bir bataklığa doğru sürükleniyor. Erdoğan'ın BM'de başlattığı süreç, tam olarak "olabileceklerin...

Düşünme yetisini kaybetmiş bir toplum

Öğrenim hayatımızda gördüğümüz derslerde aklımıza kalan nedir diye sorsak herhalde hemen herkesin üzerinde mutabık olacağı hususlardan biri de “insan düşünen hayvandır” cümlesidir. Bu sözle...