Yusuf Fidan yazdı | “NANKÖRLER!”

Geçtiğimiz günlerde medyaya yansıyan üç gelişmeden kısaca bahsedip bunların ortak bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.

  1. Sosyal medyada Ekrem İmamoğlu’na destek amaçlı ‘Her şey çok güzel olacak’ paylaşımında bulunan bir grup ünlü isime iktidar ve yandaşı bir başka grup sert tepki gösterdi. Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı Muhammet Safi, bu sanatçıların isimlerinin yer aldığı bir listeyi “Kayıt” notuyla sosyal medyada paylaştı. Saray’ın bunları fişlediğini açıkça ilan ettiği listede adı geçen birçok sanatçının devlet ve belediyeler ile olan iş sözleşmeleri derhal iptal edildi.
  2. Erdoğan’ın partisinin bir toplantısında bir kısım seçmen için, ”Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz yine de oy vermiyor” dediği medyaya yansıdı.
  3. Son olarak Erdoğan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ı hedefe koyarak; “Ben sizin 12 yıl önce durumunuzu, bugünkü durumunuzu da biliyorum. Yeri gelirse bunu teşhir ederim” dedi. Özilhan buna karşılık “peki siz iktidardakilerin 17 yıl önceki serveti ve gücü neydi, bugün ne oldu?” diye düşünmüş olabilir, ama bunu ifade edemezdi tabi. Erdoğan’ı bu kadar kızdıran Özilhan’ın eleştirisi sadece “ekonominin düzelmesi için hukuk ve adalet sisteminin düzelmesi gerekiyor” çağrısıydı.

İktidar en küçük eleştiriye dahi neden bu kadar tahammülsüz, bunu biraz açalım.

“YEDİĞİ KABA PİSLEYEN NANKÖRLER!”

Bu gelişmelerde muhalefete göz kırpanlara iktidar bakışını motorcu AKP milletvekili Kenan Sofuoğlu’nun bir paylaşımı özetledi; “Yazıklar olsun nankörler! Bu ülkeyi yaklaşık 20 yıldır yöneten Recep Tayyip Erdoğan sayesinde her biriniz milyonersiniz. Fırsatı yakaladık hadi Ak Partiyi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı indirelim diye birlik olan, yediği kabı pisleyen ünlü nankörlersiniz.

Buradaki “Yediği kaba pisleyen…” teşbihi, zihinlerinin altındaki temel bakışlarının bir itirafıdır aslında. Burada “kap”, iktidarın “sunduğu” imkânlar oluyor. Ülkedeki tüm varlıklar devletindir, dolayısıyla bunların idaresi ve paylaşım inisiyatifi de doğrudan Devlet’in başındaki Lider’e aittir. Sanatçılar, iş insanları iktidarın lütfettiği bu “kap”ı kendisine sunan sahiplerine karşı uslu uslu itaat ettikleri sürece değer görürler, aksi halde “yediği kaba pisleyen nankörler” olarak ilan edilirler. O size lütfedip bir şeyler sunmuşsa yalnızca şükretmeli, mırın kırın etmemelisiniz. Yoksa o “kap” önünüzden çekilir, “bedel ödemek” zorunda kalırsınız.

Evet, görüldüğü gibi Sofuoğlu’nun duygu yüklü dile getirdiği bu düşünce, iktidar cenahının konuya temel bakış açısını çok iyi ortaya koyuyor.

Kime nankör denir peki? Beklediğiniz bir fayda için birisine yaptığınız iyiliğe karşılık alamama duygusu bu nitelemeyi kullandırır. Beslediğiniz kedinin sizi tırmalaması gibi görülüyor bu durum. Bir garibanın karnını doyuruyorsun, sana oy vermiyor! İş adamının ve sanatçının önünü açıyorsun, hep kazanmalarına izin veriyorsun ama seni eleştiriyor! Bu kişiler bu bakış ve anlayış çerçevesinde tabi ki “yediği kaba pisleyen nankörler” olarak görülür!

Peki devlet bu şekilde, al-ver ilişkisi içinde mi yürür, böyle mi olmalı? Son 17 yıldır böyle yürüdüğünü hepimiz biliyor ve görüyoruz.

KAYBEDENLE KAYBETMEK İSTEMİYORLAR;

Biraz da uzun zaman gücün yanında konumlanıp şimdi gaz kesenleri anlamaya çalışalım. İş insanları ve sanatçılar için zaten değil muhalif olmak, iktidara mesafeli durmak bile tüm kapıların kapanması, dükkâna kilit vurmak ya da yokluklar içinde yaşamaya razı olmak anlamına geliyordu. Bu dayatma ile karşı karşıya kalan iş ve sanat dünyasından insanların önemli bir kısmı Saray cenahında boy gösterme seçeneğini kullandılar. Diğer bir kısmı ise, kişisel duruşlarını ve onurlarını daha çok önemsediler, onların da iki yakası bir araya gelmedi. Bu ülkede hem muhalif hem de güçlü olmak zaten mümkün olamazdı.

AKP iktidarları yükselme dönemlerinde toplumun değişik kesimlerine çok özel ayrıcalıklar tanıyarak onların desteğini aldı ve her iki taraf da gücünü sürekli artırdı. Bu dönemlerde iktidarın tüm demokrasi, hukuk ve vicdan tanımaz uygulamalarına tanık oldular ama yine de desteklerini sürdürdüler. İktidar bugün artık topluma hiçbir yeni şey söyleyemiyor, umut veremiyor, sadece düşüşünü olabildiğince ertelemeye çalışıyor. Tüm saadet zincirleri gibi bu hikâyenin de bir şekilde sonuna gelinecekti ve bu sonun yaklaştığını artık her kesim görüyor.

Şurası açık ki, iktidar hep kazanırken onunla birlikte kazananlar, iktidar inişe geçtiğinde onunla birlikte kaybetmek istemiyorlar. Bu sebeple, düne kadar iktidarın yanında boy göstererek işlerini rahatça yürütme şansı elde eden bu iş ve sanat dünyası insanlarının bugün muhalefete göz kırpmalarını anlamak mümkün.

Bu kişilere iktidar cenahından gelen aşırı tepkileri de kendi rasyonalitesi içinde anlayabiliyoruz. Dönemsel menfaatleri çerçevesinde yanınızda olan kişilerin, siz zayıfladığınızda yanınızdan derhal koptuğunu hissederseniz çok üzülür ve öfkelenirsiniz. Ama devlet işlerinde konuya buradan, yani insani zafiyetler açısından bakmak temelde sorunlu bir yaklaşım ve zaten problemin asıl kaynağı değil mi?

İKTİDAR DA BU KOPUŞLARI GÖRÜYOR;

Doğrusu şu değil mi? iktidarlar hukuk ve demokrasi çerçevesinde işlerini yaparken ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden kalkınması için yasalar çerçevesinde, eşit ve adil şekilde tüm hizmet alanlarının önünü açar. Milletin, devletin ve ülkenin menfaatleri tek hedeftir, hukuk ve demokrasi ise tek araçtır. İş insanları ve sanatçılar “sarayın yanında ve karşısında olanlar” diye devlet eliyle ikiye ayrılmazlar, ayrılırlarsa işte bu olur. İktidarın bu sonuca bu kadar şaşırması ve paniklemesi de, rasyonel düşünemiyor olmalarının ayrıca bir kanıtı.

Yaşanan bu “nankörlük” tartışmasının yegâne sebebi ve kaynağı; iktidarın adil olmayan ayrımcı ve ayrıştırıcı “saadet zinciri” temelli uygulamalarının ta kendisidir. Bugün ufaktan yaşanan kopuş emareleri, er-geç ortaya çıkacak sonucun ilk işaretleridir. Erdoğan bunu görüyor, tabanı ve dayandığı güçleri toparlamaya çalışıyor, bunu başaramadığını görünce çok kızıyor, “nankörler” diyor.

“Dönemsel menfaatler mi insan onuru mu?” ikileminde bir takım insanlar tercihlerini “güç ve çıkar” tarafında kullandılar. Dönemsel başarı için iktidara biat tercihini kullanan kişilerin, bu dönemlerin sonunda bir tarafın “nankörlük”, diğer tarafın ise “döneklik” suçlamaları ile muhatap olacaklarını önceden öngörmüş olmalarını umarız. Kaybetmeye başlayan iktidarın yanından ufaktan sıvışmaya başlayan bu kişileri de çok yıpratmamak gerektiğini düşünüyorum. Ülkenin geçtiği zorlu dönemlerde herkesin çok dik bir duruş göstermesini beklemek de pek gerçekçi olmazdı.

“Her şey çok güzel olacak” diyen onlarca sanatçının listesini tutan Saray bu listeyi niye yayınlıyor? Tabi ki giderek artacak olan bu tür karşı çıkışların önünü kesmek için. Nitekim bu gözdağı sonrası muhalefete duygusal yakınlık hisseden sanatçılarda bir gaz kesme durumu görüldü. Bu küçücük karşı duruşun bile iktidarı ürkütmeye, panikletmeye ve ön almaya yönlendirdiğini gördük. Demek ki siyasal rüzgar ve duygusal atmosfer her an yön değiştirebiliyor. Ülkenin değişik kesimlerinden tanınan kişilerce muhalefete sempati içeren bu paylaşımların binleri, yüzbinleri bulduğunu düşünsenize! O zaman bunun önünde hangi güç durabilir. İktidar işte bundan ölümüne korkuyor.

Çözülme henüz yeni başlıyor, daha çok şey göreceğiz! Sıra hukuk insanlarına ve yargıya, akademik dünyaya, medya sektörüne, sendikalara, sivil topluma ve diğer toplumsal kesimlere gelecek, ama bu umarız çok sürmez. Her zaman gücün yanında konumlanma becerisi gösterenlerin, yeni durumlara adaptasyonda ilkeli insanlardan daha çevik ve mahir olduklarını yakın geçmiş göstermiştir bize sık sık.

Eğitimin AKP’si

Ders kitaplarını artık biz veriyoruz: Bu sayede bir kısım yandaşlarımızı zengin ediyoruz, her sene herkese yeni kitap vererek kitapların başkası tarafından kullanılmadan tek kullanım...

Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkan“Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz...

Adli yıl açılışı: Adaletin teslimi

Mevzuata göre adli yıl; her yıl 01 Eylül'den 20 Temmuz'a kadar olan süredir. Adli yıl açılışı Yargıtay Kanununun “Her adli yıl, Ankara'da Yargıtay 1....

Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler...

Bi’ bitmediler

Kripto FETÖ'cüler, Atatürkçülere FETÖ'cü iftirası atmaktan bıkmıyorlar, usanmıyorlar üstelik utanmıyorlar...