Yusuf Fidan yazdı | İktidar seçimler uğruna ülkeyi gözden çıkardı

24 Haziran 2019 İBB seçimleri son beş yılda gireceğimiz altıncı seçim olacak, son on yılda ise dokuzuncu seçim. Her seçimde iktidarını bir şekilde koruduğu görülen AKP, uzun zamandır tüm ülke yönetim icraatlarını seçim ekseni üzerine kuruyor. Ulusal ve uluslararası çerçevede ülkede iyiye giden hemen hiçbir şey olmadığı halde, iktidar ülkenin tüm enerjisini ve kaynaklarını seçimi bir şekilde almak için heba ediyor. İşsizlik, yoksulluk, enflasyon gibi ekonomik veriler dibe çakılırken bunu hiç umursamıyor, varsa yoksa “iktidarım da iktidarım” diyor!

Krizin göstergeleri devletin resmi rakamlarında da açıkça görülüyor. Açıklanan büyüme rakamları son çeyrekte Türkiye ekonomisinin % 3 daraldığını, yani üretimim için ekonomide yeni işlerin yaratılamayacağının gösteriyor. İşsizlik rakamları Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine çıktı, 2009 Dünya Ekonomik Krizi sırasında görülen yüzde 14,7 oranına geldi. Son bir yılda işsizler ordusuna yaklaşık bir buçuk milyon kişi eklenerek beş milyona yaklaştı sayı. Dört gençten birinin işsiz olduğu Türkiye’de intiharlar, cinnetler ve kendini işsizlik sebebiyle yakan yurttaş olayları besleme basında haber dahi olamıyor. Belediye kaynaklarından yandaş vakıf ve cemaatlere milyarlar vicdansızca aktarılırken, “işsiziz, açız, batıyoruz!” çığlıkları görmezden geliniyor.

Tüketici güven endeksi, Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 13 oranında azalmış; Nisan ayında 63,5 olan endeks Mayıs ayında 55,3 olmuş. Yani durum, damat Albayrak’ın “Mart Şubat’tan, Nisan Mart’tan, Mayıs Nisan’da iyi olacak” dediği gibi olmamış. Ekonomi dış borçlarla yürüyor, ama dünyada en yüksek faizle borçlanan ülke haline gelerek oluyor bu. Çünkü dünyada para piyasaları Türkiye’yi son derece riskli ve güvensiz görüyor, günlük sıkıntıları idare edebilmek için yüzde 8’ler civarı tefeci faiziyle borçlanıyor devlet.

“TÜRKİYE’YE EKONOMİK OPERASYON”MUŞ!

Bunların sebebini Erdoğan “Türkiye’ye ekonomik operasyon çekildiği” şeklinde açıklasa da durumun hiç de öyle olmadığını kendileri dâhil herkes biliyor. Son yaşanan döviz kurlarında artışın sebeplerine bakıldığında, dış operasyona filan da gerek olmadığı tespiti yapılıyor. Türk vatandaşları, hane halkı ve şirketlerin döviz tevdiat hesapları son 3 ayda 15 milyar dolar artmış, tarihimizde ilk kez bankalardaki döviz tevdiat hesapları % 52 oran ile Türk lirası mevduatlarını geçmiş. Bu durum, Türk insanının mevcut ekonomiye ve gidişin düzeleceği iddialarına güvenmediğini gösteriyor.

Ekonomistlerin şu tespitleri önemli; krizi aşmak için son dönemlerde ÖTV-KDV oranları indirildi ve bunların süreleri hep uzatıldı, böylece iç piyasada tüketimin artırılması beklendi, ama bu da çare olamadı. İstihdamın artması için yeni işe alınacaklarda stopaj vergileri ve SGK primlerini belirli sürelerde devlet üstlendi, ancak işsizliğin artmasına da engel olunamadı. Şirketlere kredi garanti fonundan 250 milyar lira dağıtıldı, bu paraların % 90’dan fazlası dönmemek üzere gitti. Krizin sonuçları bu şekilde ötelenirken bir taraftan da krizi çözecek ciddi bir şeylerin de yapılması gerekiyordu, ama bunlar hiç yapılmadı. Bir krizin yönetilebilmesi ve çözülebilmesi için önce krizin varlığının kabul edilmesi gerekiyordu. Bu gerçek kabul edilmediği gibi atılan panik adımlar, iyi giden işleri bozmak yanında krizi daha da kökleştirmek dışında işe yaramıyor.

Siyasetçi ve ekonomist Nesrin Nas bir değerlendirmesinde; “Bu kriz 2001 de yaşanan finans krizi gibi başlamadı, benzetmek gerekirse o kriz bir kalp krizi gibiydi. Bankacılık ve kamu açıkları damarı tıkalıydı, bir ameliyatla bu damarlar değiştirildi, biraz diyetle sorun atlatıldı. Bugünkü kriz ise tabanda, yani reel sektörde başladı, imalat sanayini çökerte çökerte geliyor. Yani hasta bu sefer kalp krizi geçirmiyor, ağır kanser. Şimdiki tedavi çok uzun ve kararlı süreçleri gerektiriyor. Nasıl başlarsa başlasın tüm krizler güven krizi ile derinleşirler, bunu aşabilmek kolay değildir. Krize sebep olan iktidarlar o güveni tekrar oluşturamayacakları için krizi de çözemezler” tespitini yapıyor.

“EKONOMİK TEDBİRLER HELE BEKLESİN, SEÇİMLER VAR!”

İktidar hızla gelen krizi gördüğü için Kasım 2019’da olması gereken genel seçimleri 24 Haziran 2018’e almıştı. Böylece, genel seçimlerden 9 ay sonra Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerin muhtemel olumsuz sonuçlarının genel seçimleri de riske sokmasını engellemek istemişti. Bunu başardı, Cumhur ittifakı meclisin çoğunluğunu, Erdoğan Cumhurbaşkanlığını aldı. Sırada 9 ay sonraki yerel seçimler vardı ve ekonomik krizin belirtilerini bir süre daha ötelemek gerekiyordu.

Yerel seçimlere gidilirken krizin etkileri iyice görünür olmaya başlamıştı. Bu dönemde piyasa ekonomisi kurallarının iyice dışına çıkılarak perakendecilere ve fiyatlara baskılar yapıldı. “Tanzim satış” noktaları kurulda ama buralardaki uzun kuyrukların hep inkar edilen krizi daha da görünür hale getireceği hesaplanamadı. “Enflasyona karşı indirim kampanyaları” düzenlendi, hiçbirinden beklenen sonuçlar alınamadı. Zaten iktidar krizi yönetmiyor, sadece yüzdürmeye ve ötelemeye çalışıyordu. Halk yerel seçimlerde iktidara anlayacağı dilden bir ders verdi, ama onlar bu dersi almamakta ısrarlıydı.

İktidar 31 Mart’ta sandıkta kaybettiği İBB seçimlerini YSK’ya baskı kurarak iptal ettirdi, seçim ekonomisini 24 Haziran’a kadar uzatmak zorunda kaldı. Önü alınamayan doların uçuşunu durdurmak için Merkez Bankası döviz kaynaklarını kuruttu, “kefenlik” denilen, Merkez Bankası’nın kanun gereği olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere kenara ayırdığı rezervler olan “Yedek Akçe”ye sıra geldi. Kısacası, deniz bitti, gidecekleri hiçbir yer kalmadı!

AH ŞU TOPLUMSAL UNUTKANLIK!

Yukarıda aktardıklarımı günlük gelişmeleri alternatif medya kaynaklarından takip eden her duyarlı yurttaş zaten biliyor. Oldukça unutkan ve günlük yaşayan bir toplum olduğumuz da bilinen bir gerçek maalesef. Güncel siyasal konuların analizlerinin ve gelecek konusunda rasyonel öngörülerin yapılabilmesi için, bu toplumsal unutkanlığın mutlaka yok edilmesi gerekiyor. Ben de kendi çapımda bunu yapmaya gayret ediyorum.

Biraz sık tekrarladığım ve yaygın bilinen bir gerçeği yinelemek zorundayım; iktidarın umurunda olan tek ve en önemli şey; iktidarının sürmesidir. Dünyada ve ülkede hiç, ama hiçbir şey bu kadar önemli değildir onlar için. Bu sebeple ülkenin, bütçenin ve Merkez Bankasının olan ve olmayan tüm kaynakları hiç tereddüt edilmeden bu yolda feda edilir ve edilmektedir. İstanbul’un kaybı ile iktidarlarının köklü şekilde sarsılacağı ve düşüşlerinin hızlanacağını biliyorlar. Bunların hepsi tamam. Ama bu gerçekler, onların hiç yenilmeyeceği, ilelebet tepemizde kalacakları manasına gelmiyor. “Yenilmez” asla değiller, çünkü zaten yenildiler ama bu sonucu değiştirmek için tüm kudretleri ile abanıyorlar sadece. Tüm çabaları düşüşlerini olabildiğince yavaşlatmak ve ötelemek için.

Halka verebilecekleri hiçbir umut kalmayanların, yalanı sistematik araç haline getirenlerin kumdan kaleleri, halkın demokrasi taleplerinden oluşan dalgalar ile mutlaka yıkılacaktır. Hikâyelerinin artık sonuna gelinmiştir. Onlar da görmeye başladılar kaçınılmaz sonucu. Yükselen moral, umut, kararlı mücadele, inanmışlık ve samimiyet hep kazanmıştır, yine kazanacaktır.

Eğitimin AKP’si

Ders kitaplarını artık biz veriyoruz: Bu sayede bir kısım yandaşlarımızı zengin ediyoruz, her sene herkese yeni kitap vererek kitapların başkası tarafından kullanılmadan tek kullanım...

Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkan“Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz...

Adli yıl açılışı: Adaletin teslimi

Mevzuata göre adli yıl; her yıl 01 Eylül'den 20 Temmuz'a kadar olan süredir. Adli yıl açılışı Yargıtay Kanununun “Her adli yıl, Ankara'da Yargıtay 1....

Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler...

Bi’ bitmediler

Kripto FETÖ'cüler, Atatürkçülere FETÖ'cü iftirası atmaktan bıkmıyorlar, usanmıyorlar üstelik utanmıyorlar...