Yusuf Fidan yazdı | İktidar için ‘winter is coming!’

Seçim sonuçlarının açıklanması ardından İmamoğlu’nun Beylikdüzü Yaşam Vadisinde İstanbullulara seslendiği gece mitingine katılma, bu tarihi ana tanıklık etme şansına sahip oldum. Onbinlerin yüzündeki mutluluk, tüm vücut dillerine yansıyan umut, heyecan ve neşe görülmeye değerdi. Bu ete kemiğe bürünmüş sevinç, dokunulabilir coşku, yaşadıkları şehrin Belediye Başkanını seçen halkın dışa vuran heyecanından çok daha farklı bir şeydi.

Ayrımcı, tepeden bakan, kibirli, öfkeli, soluk aldırmayan, artık iyice bıktırıp usandıran otokratın pekâlâ yenilebileceğini görmüştü bu coşkulu kitle. Despotik bir iktidara önemli bir ders verilmişti, “bunlar yenilmez ve yıkılmaz” değillerdi ve daha önemlisi bu mitin yıkılabildiğini görmüşlerdi.

Buradaki coşku ve sevincin kaynağı, sadece iyi çalışacağını düşündükleri bir belediye başkanını seçmiş olma duygusu ile açıklanamazdı. O gece ellerinde bayrakları, omuzlarında çocukları ve gözlerine yansıyan mutluluklarıyla, coşkuyla Yaşam Vadisine toplanan onbinler bu gerçeği görmüş insanlardan oluşuyordu. Kitlelerin umudunun ve özgürlük arzusunun bir siyasal lider figüründe somutlanması İmamoğlu üzerinden gerçekleştirilmişti. Zafer sevincinin önemi asıl bundan kaynaklanıyordu.

TARİHİ YANILGILARI; SEÇİMİN TEKRARI KARARI

“13 bincik oy farkıyla koca İstanbul’u kazandık diyemezsiniz” dediler, seçmen 807 bin oy fazlasıyla tarihi derslerini verdi. Seçimden bir gün önce Yurt Gazetesindeki köşemde, “Neden Kaybediyorlar” başlıklı yazımda (Konda araştırma sonuçlarına dayanarak) 9 puanlık öngördüğümüz fark yüzde 9.22 olarak gerçekleşti. Araştırma şirketlerinin ve bizim gördüğümüzü Reis ve çevresi görmemiş miydi peki?

Yukarıda linkini verdiğim yazımda da tartıştığım gibi, Erdoğan’ın siyasi hayatının en yanlış kararı bu seçimlerin yeniletilmesi oldu. İstanbul’u kaybettikleri için kendilerine hesap kesileceğini düşünen bir gurup partilinin iknası sonrasında verdiği kararın hatalı olduğunu görmüştü aslında Erdoğan, ancak geriye dönüş yoktu artık. Tüm çabaları puan farkının olabildiğince azaltılması yönünde olmuştu, bu kadarını yapabildiler.

PUAN FARKINI AZALTMAK İÇİN NELER YAPMADILAR?

Akla en gelmeyecek şeyleri dahi yaptırıyor demek ki iktidarın gidici olması riski! Son günlerin paniği içinde terör örgütü lideri Öcalan’dan medet umar hale gelmeleri, PKK liderinin sözünü dinlemiyor diye HDP’yi seçmenine şikayet etmeleri, ne kadar zorda olduklarının en somut kanıtıydı. Bahçeli’nin, Öcalan’ın talimatını dinlemiyorlar, millet ittifakına desteğe devam ediyorlar diye HDP’ye atarlanması da MHP liderinin siyasi kariyerine koyu harflerle işlendi. Devletin TRT’si Apo’nun kırmızı bültenle aranan kardeşi Osman Öcalan’ı bile devreye soktu; yaptıkları röportajda kürt seçmene dönük “CHP ye oy vermeyin” mesajından umutlandılar, ancak bunların hiçbirisi beklediklerini vermedi.

İktidarın siyaseti ve muhalefeti dar bir alana sıkıştırarak, bu alan dışındaki tüm demokratik kanalları ve söylemleri kriminalize ve terörize etmekte pek usta olduğu bilinir. HDP’nin dışarıdan destekleme kararı üzerine Millet ittifakına karşı “terörle işbirliği içindeler” söylemi üzerinden çok ağır saldırıya girişmişlerdi. Sıkışan iktidar pragmatizm gereği Apo’yu seçimlerde kullanmakla istemeden de olsa siyasetin meşru alanını genişletmiş oldu. Artık HDP veya PKK üzerinden muhalefete ayar vermek ve vurmak eskisi kadar olay olamayacak.

BELEDİYE BAŞKANI SEÇİMİNDEN DAHA FAZLASI

23 Haziran seçim sonuçlarının İstanbul’a Belediye Başkanı seçmenin çok ötesinde anlamlar taşıdığı muhakkak. Türkiye’nin homojen bir yansıması olarak kabul edilen İstanbul seçmeni, bu seçimle iktidarın gidişatını oyladı. Konda’nın başkanı Bekir Ağardır seçim öncesi yaptıkları araştırmada bu seçimlerin iktidara güven-güvensizlik niteliğinde olduğunu tespit ettiklerini, öyle ki AKP seçmeninin önemli kısmının da aynı kanaatte olduğunu söylüyor.

Cumhur İttifakı 31 Mart sürecinde bu seçimlerin yerel seçimler olduğu, sadece Belediye Başkanlarını seçecekleri tezini işledi. Buna karşın Erdoğan tüm seçimlerde olduğu gibi karizmasından ve kitlesini etkileme gücünden çok emin şekilde, bir referandum havasında toplumu seçimlere götürdü. 23 Haziran sonuçlarına göre seçmen iktidara ve Erdoğan’a “madem referandum, o zaman al sana anlayacağın dilden kocaman bir HAYIR dedi.

İmamoğlu’nun seçmen kitleleri üzerinde olumlu etkisi, ona bağlanan umutlar ve duyulan güven çok açık görülüyor. Ancak seçimin tekrarında alınan yüzde dokuz oy farkı bir başka ve çok önemli gerçeğin altını ısrarla çiziyor; “bu kadar ayrımcı dil, öfke, kin, nefret ve kibir bitsin, yeter artık” diyenlere AKP’li seçmenler de katıldı.

13 binin 60 katına çıkarak 807 bine ulaşan oy farkı içinde çok önemli oranda AKP seçmeni olduğu konusunda kuşku yok. Seçime katılım 31 Mart’ı da geçerek yüzde 85’e çıktı. AKP seçmeni sandığa gitmeyerek değil, bizzat muhalefete oy vererek liderlerine açık bir mesaj verdi. Hırstan gözü kararmış ve rasyonel düşünceden uzaklaşmış iktidar bu olasılığı öngörebilmiş miydi bilemiyoruz. Ancak seçim sonuçlarını okurken Reis kendi seçmenini bu kadar kızdırmış olduğu gerçeğini görmezden gelemeyeceklerdir.

ERDOĞAN AYRIMCI DİLİNİ DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?

Seçim öncesi TV’de canlı yayında kadın gazeteci Erdoğan’a (İmamoğlu’nun adının anılmasına konulan yasağa uyarak) önce; “Millet ittifakı adayı insanlara umut aşılıyor, kucaklayıcılık vaatlerinde bulunuyor ve haliyle kamuoyu da bundan çok etkileniyor” diye objektif bir tespitte bulunuyor. Ardından temkinli ve sözcükleri özenle seçerek soruyor gazeteci; “Efendim beni mazur görün, siz bu ülkenin cumhurbaşkanısınız, sizin diliniz keskin mi efendim, sert mizaçlı biri misiniz, bu noktadan sonra biraz daha kucaklayıcı, daha yumuşak bir dile mi ihtiyaç var acaba?” diyor. Erdoğan soruyu pek mazur görmüyor ve “bu soruyu bana niye sorduğunuzu anlamakta zorlandım. Benim Ordu valime it diyenle beni mukayese etmeye kalkıyorsanız ben buna üzülürüm” diyerek yanıtında aynı öfkeli ve kutuplaştırıcı dilini devam ettiriyor.

Peki Erdoğan neden bu negatif dilde ısrarcılığını sürdürüyor? Bence yanıt o kadar da karmaşık değil; on yedi sene önce iktidara gelirken yerleşik sisteme karşı bu öfke ve rövanş diliyle seçmen kitlesini etrafında topladı. Bu dilin işe yaradığını gördü, seçmende de karşılık bulan öfkeyi ve negatif kutuplaşmayı tüm dönemlerinde artırarak kullandı. Herkes her zaman en iyi bildiği dili kullanmayı tercih eder. Erdoğan da böyle yapıyor, çünkü mizacı da buna uygun ve başka bir dil de bilmiyor zaten.

Biraz uzlaşmacı ve kucaklayıcı dile dönerse bunun zayıflık, yenilmişlik ve teslimiyet olarak algılanacağını düşünüyor Erdoğan. Bildiği yoldan ve dilden dönmeden iktidarının gittiği yere kadar gitmesini sağlamaya çalışıyor, tüm yaptığı bu. Şu ana kadar ki en düşük performansıyla bile yine de yüzde 45 oy almayı başarıyorsa, sonucundan emin olamayacağı ve karizmasına zarar getirme riski olan yeni bir söyleme neden girsin ki?

“UMUDU KAYBETMEYİN” DİYENLER HAKLI ÇIKTI

Yazılarımı takip eden okurlar, dostlar bilirler; hep umutlu olmayı, yaşanan olumsuzlukları asla kanıksamamayı ve mücadele azminden geri düşülmemesini savundum hep. İktidarlarının çoktan inişe geçtiğini bildiklerini, İstanbul’un kaybının bu inişi görünür hale getireceğini ve düşüşlerini hızlandıracağını düşündüm, söyledim ve yazdım. Bu gerçeğin görünürlüğü iyice arttı artık.

Halkın önemli bir kesimini etkisi altına alan umutsuzluk ve çaresizlik duygusu yerini “bunlar da pekâlâ yenilebiliyorlar, demek ki yılmadan mücadeleye devam edersek gidişleri hızlanır” düşüncesine bıraktı. İşte onların da asıl korktukları bu duygunun yaygınlaşmasıydı. Muhalefetteki umudun ve mücadele azminin artmasıyla baskılar da devam edecek bir süre daha. Tüm diktatoryal rejimlerin gidişlerinde böyle olmuş ve artan zulümleri sonlarını hızlandırmıştır.

Meral Akşener bugünkü Meclis Gurubu konuşmasında seçim sonucunun iktidar için ifade ettiği anlamı özetlerken, “AK Parti için o mahur beste çalıyor!” diyor ve durumu ikonik “Game Of Thrones” dizisinin sloganlaşan repliğine bağlıyor; “kış geliyor, yani ‘winter is coming’!”

Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkan“Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz...

Adli yıl açılışı: Adaletin teslimi

Mevzuata göre adli yıl; her yıl 01 Eylül'den 20 Temmuz'a kadar olan süredir. Adli yıl açılışı Yargıtay Kanununun “Her adli yıl, Ankara'da Yargıtay 1....

Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler...

Bi’ bitmediler

Kripto FETÖ'cüler, Atatürkçülere FETÖ'cü iftirası atmaktan bıkmıyorlar, usanmıyorlar üstelik utanmıyorlar...

Aydın ve Aydınlıların düşmanları

En zeki, akıllı, uyanık, Ateş gibi insanlar çoğunlukla Aydın’dan çıkardı. Hoş hala da öyle… Ondandı, ÖSYM birincilerinin de Aydın’dan olması… Bunun yanında az da olsa, Aydın’da...