Yusuf Fidan yazdı: “Din Üzerinden Siyaset Toplumsal Barışa Zarar Verir”

Yukarıda tırnak içinde alıntılayarak bu yazının başlığı yaptığım cümle, önemli bir siyasi liderin sözü. Bu sözün kime ait olduğunu söylemeden önce, son günlerde tekrar tartışma konusu olan dinin siyaseten istismarı konusunda nereden nereye geldik, biraz açalım;

AKP Milletvekili eski bakan İsmet Yılmaz’ın partisinin Sivas Belediye Başkan adayı için oy isterken sarf ettiği “ Hilmi Bilgin’e vereceğiniz destek, yarın ruz-i mahşerde (kıyamet günü) beraat belgelerinizden (kurtuluş) biri olacak diye düşünüyorum” müjdesi (!) yoğun tepkiyle karşılandı.

AKP’nin siyasetini uzun süredir inanç üzerinden yürüttüğü zaten bilindiği için, “bunda şaşılacak bir şey yok, hep yaptıklarını yapıyorlar zaten” diyenler olabilir. Ama biz yine ve ısrarla şaşırma ve alışmama hakkımızı kullanarak bu konuyu irdeleyeceğiz. Bu çerçevede, olan bitenleri kanıksamanın ve normalleştirmenin tehlikeleri üzerine yazdığım “Alışmama ve Şaşırma Hakkıbaşlıklı yazımı okumayanlara öneririm.

“DİN ÜZERİNDEN SİYASET YAPMAK TOLALİTARİZMDİR”

Ülkemizin bu önemli siyasi lideri bakın başka ne demiş;

* “Ülkemizde de maalesef dinin istismarına açık yöntemlerle siyaset yapıldı ve bunlara maalesef göz yumuldu. Bir defa siyasete asla dini istismar etmek suretiyle, kırmızı çizgilerimiz diyoruz ya, bir tanesi budur, bunu yapamayız, bu kamplaşmaları getirir.’’ Altına imzamızı atacağımız bu değerlendirmeyi yapan siyasi lider bir başka konuşmasında da şunları söylemişti;

* “Her ülke ve toplum kendine özgü demokratik kurumlar yaratabilecek olmakla birlikte, demokrasinin dayandığı evrensel bazı ilke ve ölçütler bulunmaktadır. Bunlar, siyasi katılımcılık, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, çoğulculuk, eşitlik ve şeffaflık olarak belirmektedir”.

* “Bugün Müslüman toplumların büyük bir bölümünde karşılaştığımız durum da İslamiyet’in özünde yatan yüksek-toplumsal değerlerin siyasi amaçlar doğrultusunda istismar edilmesi ve dogmatik bir sistem içinde yanlış uygulanmasından kaynaklanmaktadır.”

* “Din üzerinden siyaset yapmak, dini ideolojik bir araç haline getirmek, dini düşünceyi dogmalaştırmak ve din adına dışlayıcı siyaset yürütmek hem toplumsal barışa hem de siyasi çoğulculuğa zarar vermektir. Belki de en kötüsü, dini yozlaştırmak ve amacından saptırmak anlamına gelmektedir.”

* “Dolayısıyla bu bana göre dine, demokrasiye ve insanlığa karşı ‘suikast’ düzenlemekten farksızdır. Dini bir ideoloji haline getirerek, devlet aygıtı marifetiyle toplumu zorla dönüştürmeye çalışmak, hem topluma hem dine yapılabilecek en büyük kötülüktür. Burada söz konusu olan din değil, totalitarizmdir.”

SİYASETEN DÖNÜŞÜM MÜ, YOKSA HEP BÖYLE MİYDİ?

Bu alıntıladığımız tespitler, dinin siyasal amaçla kullanımının hem topluma hem de dine nasıl zararlar vereciğini çok iyi ortaya koyuyor. Özellikle “dini ideolojik bir araç haline getirmek ve din adına dışlayıcı siyaset yürütmek hem toplumsal barışa hem de siyasi çoğulculuğa zarar vermektir” tespiti çok önemli. Sizce kim söylemiştir bu sözleri? Sıkı durun; Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait bu sözler.

Yukarıda alıntıladığım sözlerin ilk paragrafındakileri Erdoğan Mart 2004’de Kanal 7’de yayınlanan ‘‘İskele Sancak’’ Programı’nda söylemiş. Erdoğan din istismarına dayalı siyaset ile ilgili ayrıca “Hatta zaman zaman bu hatayı belki bizde yapmış olduk. Ama şu anda olay böyle değil” diyerek, öz eleştiride de bulunmuş.

Alıntıdaki son dört paragraftaki cümleleri ise, 6 Temmuz 2005’de, dünyanın en büyük 250 şirketinin üst düzey yöneticilerinin bir araya geldiği ABD’de Sun Valley Konferansında “Demokrasi, İslam ve Siyasal Laiklik Ekseni Üzerinde Türkiye Modeli” başlıklı konuşmasında söylemiş Erdoğan.

Bu konuşmanın aktarıldığı “Başbakan Erdoğan dini siyasete alet etmeye çalışanlara ateş püskürdü. Başbakan din istismarcılarının topluma ve siyasi çoğulculuğa zarar vereceği uyarısında bulundu.” başlıklı haber, “Erdoğan’ın gizli ajandası mı var?” sorusunun sık sorulduğu döneme ait.

17 yıllık iktidarları süresince Erdoğan’ın demokrasi anlayışı dönüştü mü, demokratlıktan otokratlığa mı evrildi? Yoksa önceden planlanmış “gizli ajanda”nın aşama aşama uygulanması ile, karşı devrimin bir sonucu olarak mı bu günlere gelindi? Bu soruya farklı yanıtlar getirenler olabilir, ancak yukarıda alıntıladığım Erdoğan’ın 15 sene önceki sözleri ile bugünkü uygulamalarının taban tabana zıt olduğu çok açık.

DİN ARTIK SİYASETİN TAM MERKEZİNDE

2005 yılında Dini bir ideoloji haline getirerek, toplumu zorla dönüştürmeye çalışmak, hem topluma hem dine yapılabilecek en büyük kötülüktür” diyen Erdoğan, elinde Kur’an-ı Kerim’ ile (Mayıs 2015’de Batman’da Cumhurbaşkanlığı seçim öncesi) mitinge çıkan ilk lider oldu

Erdoğan ayrıca Başkanlık Sistemi Anayasa referandumu propagandası döneminde, Nisan 2017 de başkanlık sistemine karşı çıkacağım derken, dünyanızı da, ahiretinizi de tehlikeye atmayın” demişti. Bu olayın, İsmet YILMAZ’ın Ruz-i Mahşer uyarısından farklı olmadığı ortada.

Yürürlükteki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıç bölümünde; “(…) laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” hükmü ile madde 68’deki; “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, (…), demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz;” hükümleri artık kâğıt üzerinde kalmış durumdadır.

DİNİN SİYASETEN İSTİSMARI ASIL İNANÇLILARIN SORUNUDUR

Dinin siyasal güç devşirme amacı ile kullanılması en çok samimi inançlı insanları rahatsız etmesi gereken bir hal değil midir?

Her bir konuda ortaya çıkan koca Diyanet Kurumu, dini duyguların doğrudan bir siyasal partiye oy talebi amacıyla kullanılması ile ilgili çıkıp bir şeyler söylemesi gerekmez mi?

Sabah akşam tüm dünyevi konulara dini pencereden yorumlar getiren meşhur “din âlimleri (!)”, “bir partiye oy vermenin mahşer günü berat belgesi almakla bir ilgisi yoktur!” neden demezler?

Dolandırıcılık suçunu düzenleyen TCK Madde 158, bu suçun “Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesini, cezayı ağırlaştırıcı durum olarak kabul ediyor. Ayrıca Seçim Kanunu Madde 58’de, “Propaganda yayınlarına ilişkin yasaklar” başlığı altında “Propagandada dini ibareler bulundurulması yasaktır” hükmünü koyuyor.

Seçmenin oyunu almak için yalanlar söylemek bir tür dolandırıcılıktır. “Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” oy istemek ise bu suçun en ağır halidir. Sadece muhalif kesimler değil, “inançlıyım” diyen tüm insanlar dinin siyasete bulaştırılmasına karşı sesini yükseltmeli, konunun ardı bırakılmamalıdır.

SONUÇ: Siyasetin insanların inançları üzerinden yürütülmesi, siyaseten çaresizliğin ve tükenmişliğin en somut kanıtıdır. İnancın siyasal amaçla istismarı tüm hukuki, ahlaki ve insani değerlere çok açık olarak aykırıdır, inanç istismarının dibidir. Dinin siyaseten araçlaştırılması izah ve kabul edilemez, nokta.

Yazıyı beğendiyseniz dostlarınızla paylaşın lütfen. Yusuf FİDAN

Yusuf Fidan’ın daha eski yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

İnsan neden hayvana işkence yapar

İnsanın şiddete olan eğilimi, küçük yaşlarda oluşmaya başlar. Eğer birey kendisini geliştiremez, duygularını kontrol altına alamazsa yeryüzündeki en korkunç varlığa dönüşebilir. Bir insan öldürmenin...

Erdoğan’ın İmamoğlu ile alıp veremediği

Yıl 1908… II. Abdülhamit istibdadı yıkıldı. II. Meşrutiyet ilan edildi… Türkiye 1908- 1918 arasında 10 yıl meşrutiyetle yönetildi. Atatürk 1923’te halk yönetimi olan cumhuriyeti kurdu. Cumhuriyet’in 79’uncu yılı 2002’de parlamentodaki üstünlüğü...

‘Konuşan kafasına tokmağı yer’ süreci

Gece saat 3 sularında, kapıya dayanıyor polisler. Çaldıkları kapı, ülkenin yetiştirdiği önemli iktisatçılardan birinin kapısı. Gözaltına alıyorlar, neymiş bir video paylaşmış falan fistan... Mustafa Sönmez'den...

Eğitimin dili sevgi olmalı

Yıllar önce okuduğum ve hiç unutmadığım, beni çok etkileyen bir okul müdürünün eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere göndermiş olduğu bir mektuptan bahsederek başlamak istiyorum. “Bir...

Mazbataya da çökeriz, kıdem tazminatına da

Benzin ve otogazda düzenleme... Elektrik ve doğalgaza fiyat ayarı... Üçüncü sınıf skeçlere bile konu oluyor artık kullanılan bu dil. Türkiye bunlara alıştı alışmasına ama...