Karşımdan bana doğru yaklaşan alfa erkeğinin yüz ve mimiklerinden ruhsal analiz geliştirmeye çalışıyorum. Eğer günü güzel geçtiyse küfürlü şakalarla ve iğrenç esprilerle yanımdan geçecek. Aksi ihtimalde zevkine dayak yememiz kuvvetle muhtemel. Antalya dendiği zaman akıllara mutlu insanların yaşadığı, eğlenceden başka bir bok bilinmeyen ışıltılı bir kent geliyor. Yüzyıllardır perdenin arkasındaki gerçekliği görmediğimiz için bitmeyen bir çileyle lanetlenmişizdir. Antalya’nın çeperlerinde yaşayan bir çocuksanız işler o kadar da kolay değildir. Şöyle tarif edeyim: vahşi doğayla özdeşleşen ‘Serengeti’den farksız bir ortamda bir grup Homo/Sapiens yavrusuyla baş etmeniz gerekir.

Zayıf çocuklar; her zaman alfa çocuklarının karılarıdır. İktidarsız bırakılan bu alfalar, iktidarlarını bu çocuklar vasıtasıyla ispat eder ve bir türlü bitmek bilmeyen şiddet patlamalarıyla bunu gösterirler. Bildiğiniz maymun refleksi işte. Yoksul mahallelerde erkek çocuklarının dünyasını oluşturan çeper, şiddet ve sevgisizlikle örülmektedir. İş yerinde patrona efelenemeyen baba, evde anneye, anne çocuklara, çocuklar da arkadaşlarına…

Bu zincirin son halkasını oluşturan çocukların yaşamı trajedilerle doludur. Bu çocuklar, cinsellik eğitimini kendi aralarında alırlar. Gizli köşelerde oluşturulan halkalar, ereksiyon halindeki penislerin karşılaştırılması, bu eğitimin bir parçasıdır. Kızlarla olan bağlarımız alabildiğine zayıftır. Kızlar, adeta aileler tarafından görünmeyen parmaklıkların arkasında tutsak edilmiştir. Cumhuriyet devrimleri çoktan yok edilmiş, Sovyetler birliği yıkılalı on yıl olmuş; kısacası posası çıkmış bir dünyanın çocuklarıydık. Doksanların sonunda Türkiye’nin güzide kentlerinden biri olan Antalya’da işler hiç de düşünüldüğü gibi iyi gitmiyordu. Ezcümle, Cumhuriyet bugün AKP tarafından yıkılmadı. O iş çoktan halledilmişti.

Sosyalizm, fakir bir çocuğun piyano başına oturtulabilmesinin hayalidir. Piyanoyu kanlı ve canlı bir biçimde Lara semtinde oturan zengin akrabalarımızın evinde görmüştüm. O evin çocukları Bach çalarken ve piyanodan çıkan tüm o melodiler çocuk ruhumu kanatırken, kendi cehennemimde sonu gelmez acılar çekiyordum. Mahallemizde, piyano kursundan ziyade merdiven altı kuran kurslarına ve cemaat evlerine gönderilirdi arkadaşlarımız. Orada beş vakit namaz kılınır, her vakitte Atatürk’e bir güzel sövülürdü. Devlet bu pislik yuvalarına izin verirken, yoksul çocuklara kızmak ne kadar kolay değil mi?

Evet, sevgili güç insanları, siz o çocuklara kızın, iyi halt ediyorsunuz. Erkekten başka bir şey görmeyen akranlarımız, cemaat evlerinde ilk cinsel deneyimlerini yaşar; tecavüz müdür, taciz midir, bilinmez yaralarla yanımıza dönerlerdi. Bir gün hiç unutmam Süleymancıların yurdunda kalan ve iyi futbol oynayan bir arkadaşımız, aramıza döndüğünde artık futbol oynamadığını ve bunun haram olduğunu belirtmişti. Bu saçmalıkları nereden çıkardığını sorduğumda, yurttaki hocasının futbol konusunda kendisini sert bir şekilde uyardığını belirtmişti. Hay senin hocanı si… Demiştim içimden. Neyse ki ailem beni bu pislik yuvalarına hiç göndermedi. Buralarda yetişen çocuklar ülkelerine, analarına, atalarına düşman yetiştirildiler; sevgisizdiler…

En çok da kadınlara bu kadar uzak olmak yaralardı beni. Ailevi iklimimizden ötürü bu uzaklık, şiddetli bir tepkiye dönüşmek yerine, romantik bir şeye dönüşmüştü. İlkokulda, ilk defa sınıf arkadaşımla yan yana geldiğimde, hissettiğim o gerilimi aklımdan çıkaramam. İlk buluşmada yaşanan kalp sıkışmalarını, el terlemelerini, konuşamayıp zırvaladığım anları asla unutamam. Hayır, böyle yazdığım için tüm bunları iyi şeylermiş gibi algılamayın. Çoğu arkadaşımız uzaktan baktıkları o kadınlara kin ve nefret duyuyordu. Derin ayrılıkların sonucu, büyük trajedilerdir. Kadınlar öldürülür, kadınlar yabancılaşır, erkekler sonsuz iktidar mücadelelerinde yoksunlaşır ve yoksullaşır. Tüm kötülüklerin kaynağıdır yoksulluk!  Şimdi, arkadaşlarımın içinde Üniversite okuyabilen tek kişiyim. Çocukluk arkadaşlarımızdan çoğunu ruhsal olarak tamamen kaybettik. Kendimi kaybetmemek için ise kitaplara ve mücadeleye sıkı sıkıya sarılmaya çalıştım. Şimdi, sizler! Çıktığı kabuğu unutan yoksul civcivler!

Türlü ahlaksızlıkların ortasından gelenler! Geldiğiniz sosyolojiyi unuttuysanız bu yazı size oraları hatırlatsın. Bilmem kim cemaatinin yurdunda tecavüze uğrayan yoksul çocuklarını hatırlatsın! Sahi ne oldu o çocuklara? Gerçekten rehabilite edilebildiler mi? Unuttunuz bile… Yarın, o çocuklardan biri, bir masumu öldürdüğünde rezil sisteminizi, riyakâr ve alçak sisteminizi mahkûm etmek yerine onları suçlayacağınızı biliyorum.

Not: Bir süre yazılarıma gömülüp; kendimi riyakâr ikliminizden arınmaya ve çalışmalarımın dingin sularına bırakacağım. O yüzden vicdanı olanlar! sağlıcakla kalın.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.