Türkiye Cumhuriyeti'nin 95. kuruluş yıl dönümü olan 29 Ekim 2018’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet tarihinin en büyük ihalesi olan İstanbul Havalimanı'nın açılışını yaptı. 

“Dünyanın en büyüğü” denilen Havalimanının dört etabından ilki açılırken hiç de o kadar büyük olmadığı da anlaşıldı. 2021 sonunda tamamlanması beklenen birinci faz sona erdiğinde yıllık kapasitesinin 90 milyona ulaşacağı söyleniyor ki, yıllık 80 milyon kapasiteli Atatürk Havalimanından sadece biraz daha büyük olacak. 
Tüm proje 2028 de tamamlanırsa (dünyadaki havalimanları da bugünkü kapasitede kalırsa) dünyanın en büyüğü olacağı söyleniyor. Ancak ileriye dönük kapasite kullanımı ile ilgili vaat edilen yolcu sayısı verilerinin hepsinde ciddi kuşku payları olduğu uzmanlarca belirtiliyor. 

ÇOK TARTIŞMALI İHALE VE İNŞAAT SÜRECİ

"Adrese teslim bir ihale süreci" ile verildiği söylenen İstanbul Havalimanı inşaatı boyunca İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre üç yılda teyit edilmiş 38 ölüm yaşandı. 
Kuşların göç güzergâhı üzerinde olması, hava koşullarının yılın önemli bölümünde iniş ve kalkış için elverişsiz olması gibi uzman tespitleri hiç ciddiye alınmadı.

Yabancı finans kurumları projeyi çevresel, teknik ve ekonomik yatırım yönlerinden uygun görmediği için kredi vermedi, kamu bankalarının finansmanı ile tamamlandı. Daha önceki büyük altyapı projelerinden farklı olarak İstanbul havalimanında hazine garantisi bulunmadığı söylense de, DHMİ (yani devlet) 12 yıl için toplamda 6,3 milyar euro yolcu gelir garantisi verdi. Sözleşmenin iptal olması veya beklenmedik bir durumun ortaya çıkması halinde DHMİ kalan borcu da üstlenmiş olacak. Yani, yatırımcı her durumda kendini garantiye almış durumda.

İstanbul Yeni Havalimanı ile ilgili CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun yolsuzluk iddiaları da ayrıca önemli. Erdoğdu, ihale sonrası yapılan değişikliklerle kamu aleyhine ve inşaatı gerçekleştiren İstanbul Grand Airport (İGA) firması lehine toplamda 4,59 milyar euroluk haksız kazanç elde edildiğini (Sayıştay belgelerine dayanarak) öne sürüyor.

2023 VİZYONUNA KAMU YARARI VE ÇEVRE FEDA EDİLDİ

Yeni İstanbul Havalimanı, Erdoğan'ın açıkladığı 2023 vizyonu kapsamında İstanbul'un Avrupa yakasının kuzeyinde kurulması planlanan yeni şehrin en önemli sacayakları arasında yer alıyor. Bu vizyonun diğer sacayaklarını da Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve ne işe yarayacağı bilinemeyen Kanal İstanbul oluşturuyor.

Yeni İstanbul Havalimanı'nın da bulunduğu bölge İstanbul’un son ormanlık alanını oluşturuyor. Zaten devasa boyutlara gelmiş nüfusuyla yaşanmaz hale gelmiş İstanbul’un nüfusunun ikiye katlanmasının getireceği onulmaz sorunlar iktidarın hiç de umurunda değil.

Üç pisti ile en az 10 milyar Euro’luk taşınmaz yatırımı olduğu bilinen Atatürk Havalimanı gibi hazır bir meydanın kapısına kilit vurulmasının tek sebebi “tamamen duygusal”, yeni havalimanının işletmecileri rakip istemiyor.

MEGA PROJELERDE HALKIN İKNA PROSEDÜRÜ 

Akademik bir çalışmada 5 kıtada 20 ülkeden birkaç yüz proje incelenerek 10 mega projenin 9’unda 4 özelliğin tekrarlandığı tespit edilmiş. Bu sayacağımız 4 özelliğin biri ya da birkaçı farklı araştırmalarda da öne çıkmaktadır:

Azımsanmış maliyetler: Projeler, hiçbir zaman öngörülen maliyette ve zamanda bitirilememekte, bütçeler katlanmaktadır. Aşılan maliyetler ise hükümetler, vergi ödeyenler ve tüketiciler tarafından sırtlanmaktadır.

Şişirilen gelirler/kazançlar: Projeler, öngörülen gelire asla ulaşamıyorlar; azımsanan maliyetler ve riskler nedeniyle 10 projenin 9’u zarar etmektedir. Türkiye’den bakarsak, 3. köprü, günlük 135.000 olarak garanti edilen araç sayısını bir türlü tutturamadı. Osmangazi Köprüsü ile Avrasya Tüneli de benzer durumdadır. Mega projelerin başına getirilen “en…” sıfatları sayesinde milli gurur okşanıyor ama zararı da “milli gurur sahipleri” ödüyor.

Ciddiyetleri azımsanan çevresel ve toplumsal etkiler: Yıkıcı çevresel/ekolojik ve toplumsal etmenler küçümsenmektedir. Projelerin saklanamayan zararlarının kamuoyunda tartışılmaları da engelleniyor. Devlete ve millete hayırlı işler yapıldığı, üstelik verilen zararların da telafi edildiği iddia edilerek, “şu kadar ağaç kestik ama şu kadar da diktik, şu kadar taşıdık” gibi temelsiz söylemlerle eleştiriler geçiştiriliyor. Böylece, bu projelerin olmazsa olmazlıkları kabul ettirilip; karşı çıkanlar gerici / gelişme karşıtı, hatta “dış mihrakların araçları” ve hain ilan ediliyor.

Abartılan bir ekonomik kalkınma/gelişme beklentisi: Bu projeler vasıtasıyla sermaye yatırımlarının geleceğine, toplumun tümünün zenginleşeceğine, “gelişmiş ülkelerin bizi kıskandığına” inanılıyor,  ekonomik kalkınma sağlanacağı varsayılıyor. “Kamu yararı” ve/veya “milli gurur” edebiyatı yanında “büyüme/gelişme” odaklı söylemlerle her kesimin yarar sağlayacağına halk ikna ediliyor. Böylece “Büyük devlet / güçlü millet” imajı yeniden ve yeniden üretiliyor; nicelik (çokluk) niteliğin (kalite)önüne geçiriliyor.  Oysa araştırmalar tam aksine bir gidişata işaret etmekte; dar bir elit kadronun dışında kimse kazançlı çıkmamaktadır. 

AKP MEGA PROJELERİ NEDEN ÇOK ÖNEMSİYOR?

İktidar son on beş yılda Türkiye'nin brüt dış borcunu, bugün itibarıyla yaklaşık 4 katına, yani 467 milyar dolara çıkardı. Tüm kaynakları inşaata, betona gömdü. Uzun dönemli sağlam ve köklü kalkınma yerine şişirilmiş niteliksiz ekonomik büyüme ile günü ve en yakın seçimi kurtarmayı tercih etti. Üretilen rantla iktidarını finanse edecek sermaye yaratmak, ülkenin toptan kalkınmasından çok daha öncelikli ve önemli görüldü. 

Mega yatırımlar tercihinin sebebi konusunda muhalif kesimde “iktidarın yandaşına rant aktarımı” temel amaç olarak görülmektedir. Bu tespit önemli ölçüde doğru olsa da, bunun yanında çok daha farklı dinamiklerin de iktidarın bu tercihini etkilediği bilinmektedir. 

MEGA projeler, Türkiye’nin de içinde olduğu neoliberal yaklaşımın bir parçasıdır. Rasyonel ekonomik politika, yatırım ve kalkınma parametrelerine uymayan bu mega yatırımların temel amaçları nedir peki? 

MEGA PROJELERİN EKONOMİ POLİTİĞİ

Uluslararası verilere göre her yıl dünyadaki GSMH bileşiminin %8’ine denk gelen 6-9 trilyon dolar arasında mega proje harcaması yapılmaktadır. Dünyanın ve Türkiye’nin hiçbir döneminde görülmediği kadar çok mega projeye bugün neden ihtiyaç doğmuştur? Araştırmalara göre bu yatırımlar iktidarların üç ana dürtüsünden kaynaklanmaktadır;

Birincisi, teknolojik dürtü; teknolojik gelişmeler nedeniyle mega projeler inşa etmek bugün artık oldukça kolaydır; 

İkincisi, siyasal dürtü;  anıtsal ve somut olduklarından siyaseten cezp edicidirler; oy getirir;

Üçüncüsü, ekonomik dürtü; büyük projeler çeşitli (yandaş) grupların büyük miktarlarda kazanç elde etmelerine fırsat verir. (Böylece iktidar ve sermaye arasında oluşan saadet zinciri iktidarın tutunma gücünü artırır.)

MEGA PROJELER: KAPİTALİST SİSTEMİN KENDİNİ VAR EDEBİLMESİNİN BİR AYAĞI 

Mega projeler günümüz neoliberal kapitalist sistemin devamını sağlamaya yarayan bir yatırım ve kalkınma modeli olarak görülüyor. Bu sistem neler içeriyor ve nasıl çalışıyor, bunu biraz açalım:

Mega projelerle kentler, üretim olmadan kazanç yaratmanın temel metası haline getirilmektedir: Kayda değer bir kazanç üreticisi olamayan “neoliberalizm”de kazancın büyük bölümü mal varlıklarının spekülasyonundan ve yatırım yapılacak yeni varlıklar yaratılmasından elde edilmektedir. Bu bağlamda, kentsel mekânın yeniden üretimi de önem kazanmaktadır. Kentler ve doğa, şimdi kendisi mega bir meta olarak sermayenin ihtiyaçlarına yönelik arazi üretmektedir. 

Günümüzde sayıları hızla artan mega projeler aynı zamanda neoliberalizmin içinden aktığı kanallardır. Ulusal ve uluslarüstü yönetimler, kamu-özel işbirliği ortaklıkları, özel sermaye ve kalkınma bankaları tarafından desteklenerek neoliberal küreselleşme dünya üzerinde hükümran kılınmaktadır. 

İktidarların kamu yararına ve öncelikle eğitim, sağlık, konut, istihdam gibi temel haklara yönelik çalışmaları beklenir. Ancak yönetimler mega projeler vasıtasıyla kentlerini sermayeye pazarlamak üzere çalışan girişimciler haline dönüşmektedirler.

Mega projelerde şeffaflık ve demokratik kontrol mekanizmaları yoktur: Otoriter ve Kapalı kapılar ardında “bağlanan” projelerin maliyetleri, getiri ve götürüleri  (İttifak sekteye uğramasın diye) kamuoyunda tartışılamaz. 

KÖİ’ler (Kamu Özel İşbirliği) özel sektöre düzenli ve garantili para akışı sağlamaktadır. Hangi altyapı projesinin ne zaman ve nerede inşa edileceğinin seçimi, özel sektörün uzun vadeli para kazanma çıkarlarına göre yapılır. Başarısızlıklarının maliyetleri de özel yatırımcıların değil kamunun sırtına bindirilmektedir.

Neoliberal düzenin araçları olan mega projeler doğayı, yeraltı ve yerüstü kaynakları tükete tükete sayı ve ölçek bakımından azmanlaşır. Bu süreçte iktidarlar şirketleşir, demokratik mekanizmalar kapanır, kamu yararı geri plana atılır, otokratik siyaseti tarzı git gide yerleşir. 

SONUÇ: AKP iktidarlarında kamunun yararı, doğa-çevre duyarlılığı ve insanca yaşam gerekleri yok sayılarak mega projeler kesintisiz olarak sürmek zorundadır.  Bunun sebebi ülkenin menfaatleri ve/veya liderin benzersiz öngörüsü değildir. Neoliberal kapitalizm içinde iktidarlarımız kendisinin kalıcılığı için sistem ne buyuruyorsa onları yapmaktadırlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
idriz özkaya 2018-11-03 19:18:17

Tüm sözlerinize % 100 katılıyorum anlamayanları da anlayamıyorum

Avatar
Ümit Adak 2018-11-05 12:44:04

Ucunda kara para kazanıp yandaşlarla paylaşım ve yönetiyormuş gibi yapmadıkları hiçbir adımları yok. Tüm sosyal, ekonomik ve teknolojik kazanımları mirasyedi gibi harcayıp ülke ortamını çölle çevirdiler. Farkındalığı gelişenlerin güç birliğinden başka kurtuluş yolu görünmüyor....