Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler haricinde Bakanlıklar düzeyinde de işbirliği protokolleri ile bu kurumlara kamu kaynakları sistematik şekilde ve artarak aktarılmaya devam ediyor.

İmamoğlu seçim öncesi vaatleri arasında bu kurumlara Belediye desteklerinin kesileceğini bildirmişti ve gereğini yaptı. İBB’den yapılan açıklamada özetle, “aralarında Ensar Vakfı, TÜRGEV, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, TÜGVA, Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı bulunan vakıflarla İBB arasındaki protokoller iptal etmiştir.” denildi. İlk tespitlere göre, bunlara aktarılan kaynak 357 milyon liraya yakın.

CHP’li belediyelerin bu konuya el atmaları zaten olması gereken bir gelişmeydi, ancak iş keşke bu belediyelerle sınırlı olsaydı.

BU “AL-VER” SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR?

Bu tür dernek ve vakıflar madem “hizmet” amacı ile kuruldular, kendilerini destekleyen hayırseverlerden aldıkları katkıları halka ve öğrencilere sunmaları gerekmez mi? Ama buralarda işler olması gerekenden çok farklı şekilde işliyor. İktidar kamu kaynakları ile bu vakıfları beslerken, bunlar da elde ettikleri ekonomik ve sosyal güçle hem iktidara siyasal destek sağlıyor, hem de toplumun ve yeni kuşakların “arzulanan vatandaş formasyonuna” sokulmasına hizmet ediyorlar.

Mevcut iktidarın siyasal amaçları doğrultusunda inanç eksenli faaliyetler yürüten vakıf ve dernekler neredeyse tüm bakanlıklarla işbirliği halindeler. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, birçok resmi kurumla önemli bütçeler içeren birçok protokoller yaptılar ve bu “al-ver sistemi” tıkır tıkır işliyor.

CHP’li belediyelerin bu tür din eksenli örgütlerle işbirliği protokollerini iptal etmesiyle çok ciddi bir mali gelirden yoksun kaldıkları ve kalacakları anlaşılıyordu. Koskoca iktidar yer mi bu tür manevraları, anında ve misliyle karşı atağını gerçekleştiriverdi!

TÜRGEV VE TÜGVA’YA DEVLET BÜTÇESİNDEN DESTEK

Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Kredi ve Yurtlar Kurumu, bu vakıfların öğrenci yurtlarına “beslenme ve barınma” yardımına ilişkin yönetmelik yayımladı. Bu kapsamda hükümetten dini vakıflara yeni bir bütçe kapısı yaratılmış oldu. Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun (KYK) yeni yönetmeliğiyle artık Ensar, TÜRGEV, TÜGVA ve İlim Yayma gibi dini vakıflara öğrenci başına bütçe aktarabilecek.

KHK yurtlarının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde yurtları bulunan vakıf ve derneklere öncelik verilecek. Bu da, devletin yurt açmak yerine tarikatlara bıraktığı küçük il ve ilçelerdeki dini vakıfların ‘öncelikli’ beslenmesine neden olacak.

Dünyanın (sözde) en büyük havaalanını ve mega projeleri yapmakla sürekli övünen kudretli iktidarımızın, sayıları belli üniversite öğrencilerinin barınma sorununu özellikle neden çözmediği son derece açık değil mi? Bu çocukları öyle veya böyle, illa dini cemaat ve tarikatların kucağına atmak istiyorlar ve bunda çok kararlılar.

MUHALİF ÖĞRENCİYE VE CEMAATE DESTEK YOK

KYK’nın bu yönetmeliğinde ayrıca çok önemli bir detay atlanmadı ve “devlet büyüklerine hakaret eden öğrenciler yararlanamaz” maddesine yer verildi. Böylece “yok öyle hem devleti eleştirip hem de ondan destek almak” denildi! Üstelik desteğin kesilmesi için mahkeme kararı da aranmayacak, öğrencinin hakkında kovuşturma açılması yeterli olacak. Kovuşturmayı açan da, iktidarın talimatları ile çalıştığı hakkında yaygın kanaat bulunan savcılıklar olacak.

Kamuda ve piyasada tüm alanlarda muhaliflere “ekmek” olmadığı zaten biliniyordu. Bu aşırı partizan vicdansızlığın en savunmasız, en çok korunmaya ve desteğe muhtaç öğrencilere bile katı şekilde uygulanmasına “yuh” kelimesinden daha geçerli bir sözcük biliyorsanız, onu oraya siz koyun!

Ayrıca her tarikat ve cemaat değil, iktidarın mutlak ve koşulsuz destekçisi olanlar bu ballı avantajlardan faydalanacaklar. Çünkü bu destekler, Bakanlar Kurulu tarafından vergi muafiyeti tanınan vakıf ve “kamu yararına çalışan derneklere” verilebilecek. İktidara azıcık mesafeli durmaya çabalayan cemaatlere ise (başta Süleymancılar olmak üzere) yakında operasyonun geleceği konuşuluyor kamuoyunda.

MEB’İN CEMAAT VE VAKIFLARLA İŞBİRLİKLERİ

Anayasal ve yasal düzenlemeler eğitim sisteminin halen laiklik ilkesi temelinde yürütülmesini çok sağlam şekilde tespit etmesine rağmen, iktidar siyasal amaçları doğrultusunda hukuk dışı tüm uygulamaları hayata geçirmekten hiç kaçınmadı. Çünkü onun bu hukuksuzluklarına ve Cumhuriyetin kazanımlarını yok edici uygulamalarına hukuk çerçevesinde karşı duracak hiçbir kurum bırakılmadı. TBMM, AYM, HSK, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay gibi anayasal kurumlar tamamen işlevsizleştirildikten sonra bu tür hukuk dışılıklara hız verildi, ne yapsalar yanlarına kalacaklarına çok eminler.

Geçen yıl yayınlanan ilk kitabım Evrim ve Bitmeyen Kapışma – Türk Eğitim Sisteminde Evrim” isimli kitabımda, eğitim sistemimizin bilime yaklaşımını ele almıştım. Önümüzdeki günlerde Destek Yayınlarından çıkacak olan “Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” isimli ikinci kitabımda işlediğim konulardan birisi de “Diyanet, Cemaat ve Milli Eğitim İşbirlikleri” konusu oldu. Kitabımda ayrıntılı olarak ele aldığım MEB ile Dini Vakıflar Arasındaki ilişkilere ve Protokollere Burada kısaca yer vereceğim.

MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında, Kur’an ve din eğitimi ile sosyal eğitimler konusunda hizmet veren vakıf ve cemaatler ile yapılan protokoller ayrıntısıyla sıralanıyor. Anlaşma imzalanan kuruluşlardan 15 tanesini ve protokol özetlerini kitabımda ele aldım. Bunlardan en bilinenleri; Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, TÜRGEV, İHH Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (Tügva), İlim Yayma Cemiyeti, ENSAR Vakfı, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Kadem (Başkan yardımcılığını Sümeyye Erdoğan’ın yaptığı Kadın ve Demokrasi Derneği) vb.

Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜRGEV ile öğrenci tacizleriyle hatırlanan Ensar Vakfı’na çok daha özel ayrıcalıklar tanındı. Bu vakıflar kendileri belirlediği mekânlarda, yani tarikat ve cemaat evlerinde ve kamplarında bu eğitim faaliyetlerini (devlet adına) yürütebilecekler ve vakıf çalışanlarına maaşları da MEB tarafından ödenecek.

MEB’in Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) gibi çağdaş, bilimsel ve modern eğitimi ilke edinen, aydınlanmacı ve laik demokratik Cumhuriyet ilkelerine sahip çıkan dernek ve vakıflarla hiçbir protokol yapmadığını gördüğümde şaşırmadım.

Oysa tüm bu olanlara, kamu kaynaklarının din istismarı uğruna yağmalanmasına şaşırmaya, şaşırdığımızı ve doğru bulmadıklarımızı söylemeye devam etmemiz gerekiyor, değil mi? Bu yazı da zaten kabullenmeme ve bunu dillendirme” eyleminin bir ürünü olarak ortaya çıktı.

Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkan“Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz...

Adli yıl açılışı: Adaletin teslimi

Mevzuata göre adli yıl; her yıl 01 Eylül'den 20 Temmuz'a kadar olan süredir. Adli yıl açılışı Yargıtay Kanununun “Her adli yıl, Ankara'da Yargıtay 1....

Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler...

Bi’ bitmediler

Kripto FETÖ'cüler, Atatürkçülere FETÖ'cü iftirası atmaktan bıkmıyorlar, usanmıyorlar üstelik utanmıyorlar...

Aydın ve Aydınlıların düşmanları

En zeki, akıllı, uyanık, Ateş gibi insanlar çoğunlukla Aydın’dan çıkardı. Hoş hala da öyle… Ondandı, ÖSYM birincilerinin de Aydın’dan olması… Bunun yanında az da olsa, Aydın’da...