29.04.2020, 22:45

Vahdettin bilmecesi

I. Dünya Savaşı sona ermiş, savaş kaybedilmiş ve Osmanlı İtilaf Devletleri ile Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamıştı. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelmeye başlayan düşman askerleri, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ettiler. Böylece 465 yıllık başkente ilk kez düşman askeri girmiş, İstanbul esaretle tanışmıştı. Adana’daki görevinden dönen Mustafa Kemal Paşa, trenden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığında, düşman askerlerinin zafer bayrakları açmış şekilde toplarını sağa sola çevirerek İstanbul limanına girdiklerini görünce, “Geldikleri gibi giderler!” tarihi sözünü de işte o an söylemiştir.

İşgale gelen Avrupa devletlerinin orduları, İstanbul’daki Müslüman halkın şerefi ve namusuyla oynamaktan çekinmiyor, hatta keyfi olarak insanların canını dahi alabiliyorlardı. Yunan askerleri, İstanbul’da olmanın sarhoşluğu içindeydi. Caddelerde dolaşırken “Ayasofya’yı alacağız, Türkleri kovacağız” diye şarkılar söylüyorlardı. Ayrıca gördükleri insanlara zulmetmekten çekinmeyen bu askerler yolda denk geldikleri kişilere eziyet etmekten de büyük keyif alıyorlardı. Kadıköy’de Rüsumat memuru Süleyman Efendi’nin elleri Yunan askerleri tarafından bağlanıyor ve ailesine gözlerinin önünde tecavüz ediliyordu. Caddelerde dolaşan Yunan askerleri, “Defolun gidin buradan. Biz sizi birden öldürmeyeceğiz, her gün birer parçanızı kesmek suretiyle öldüreceğiz.” diyerek halkı tehdit etmekten geri durmuyorlardı. Bir İngiliz polisi de İçerenköy’de bir kasabın yaşadığı evin kapısını kıracak ve karısına tecavüz etmeye kalkacaktı.

İstanbul’un işgalinden sonra Celalettin Arif, Rauf Orbay, Balıkesirli Müderris Abdülaziz Mecdi Efendi ve Yalvaçlı Ömer Vehbi Hoca’dan oluşan bir heyet, Vahdettin’i ziyaret ederek ülkenin içinde bulunduğu durum konusunda padişahı uyarmak istemişlerdir. Bu görüşme sırasında Padişah Vahdettin’le heyet üyeleri arasında çok ilginç bir diyalog geçmiştir:

Vahdettin: “Ecnebiler, her şeyi yapabilecek vaziyettedirler. Meclisi Mebusan müzakerelerinde sözlerinize fazlaca dikkat etmelisiniz.”

Vehbi Hoca, “Şevketmeab! Millet azimlidir; vatanını da sizi de kurtaracaktır.”

Vahdettin, “Hoca, Hoca! Sözlerinize dikkat ediniz! Fiili hadiseler meydandadır. Akıl için yol birdir. Bu adamlar isterlerse yarın Ankara’ya girerler.”

Abdülaziz Mecdi, “(Sarayın penceresinden görünen düşman donanmasını göstererek) Bu kafirlerin kudreti şu denizdeki topların menzili içindedir. Millet demir gibidir! Onu yıkamayacaklardır. Padişahım, müsterih olunuz! Millet sonuna kadar mücadele edecektir.”

Rauf Bey: “Hoca Efendiler, Zat-ı şahanelerine hakikati arz ediyorlar, Padişahım! Millet sınırları içinde bağımsızlığını ve makamınız kurtarmaya azmetti! Millet sizden bir anlaşmaya imza koymamanızı istirham ediyor! Aksi taktirde akıbet çok tehlikeli görünüyor. Siz mahzur durumda olduğunuz için imza etmeye mecburiyetiniz de yoktur.”

Bu sözlere sinirlenen Vahdettin, birden ayağa kalkarak soğuk bir ses tonuyla şöyle demiştir:

Bir millet var koyun sürüsü… Bir çoban lazım, o da benim!”

Bunlar Vahdettin’in heyete söylediği son sözlerdir. Heyet saraydan çıkarken Vehbi Hoca arkadaşlarına şunları söylemiştir:

Bu adam nefsini ıslah etmezse akıbeti fenadır! Allah büyüktür! Bu millet kurtarıcısını bulacaktır! Milleti koyun sürüsü olarak adlandırmak Allah’ın rızasına aykırıdır. Yaşarsak çok şeyler göreceğiz.”

Halkı “koyun sürüsü” olarak gören bir padişahın, o halka inanıp, o halkla birlikte vatanın bağımsızlığı için mücadele etmesi beklenebilir mi?

O sultan ki, atası Fatih Sultan Mehmet’in kemiklerini sızlatırcasına; tecavüze uğrayan, ezan okuyan müezzinine ateş açılan, halkına zulmedilen, bayrağı yakılan İstanbul’un dramını sarayından izliyordu.

İzlemekle kalmıyordu,

60 yaşına merdiven dayamış Sultan Vahdettin, devletin başında bin türlü bela varken, ülkesi işgal altındayken, Türk milleti kan ağlarken; saray bahçıvanı Şaban Efendi’nin 19 yaşındaki kızı Nimet Nevzat Hanım ile evlenmeyi de unutmuyordu!

Sultan Vahdettin “tahtını kaybetmemek” uğruna Anadolu halkına yaptığı gibi, İstanbul halkını da işgalcilerin kollarına bırakmıştı.

Peki, o sırada Anadolu’da neler oluyordu? Bir de ona bakalım.

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, kurtuluş mücadelesi vermeye başlamıştı bile. Silah arkadaşlarıyla birlikte Anadolu halkını Kuvayi Milliye çatısı altında toplayarak, vatanı kurtarmak için canla başla mücadele ediyordu. Vahdettin aklayıcılarının sıklıkla söyledikleri “Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin gönderdi” söylemiyle, Milli Mücadele’yi Vahdettin’in eseriymiş gibi göstermeye çalışanlara da o dönemde yapılanları hatırlatmak isterim.

İstanbul Hükümeti Atatürk’ü Samsun’a, halkın işgalcilere karşı direnişini durdurması için göndermiştir. Fakat Samsun’a gittikten sonra sarayı dinlemeyen, işgalcilere boyun eğmeyen, halkla beraber direniş ateşini körükleyen bir Mustafa Kemal’le karşılaşmışlardır. Bunun sonucunda işbirlikçi İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’i bir ay sonra (Haziran 1919) geri çağırmış, bu emre uymadığı için de iki ay sonra (Temmuz 1919) görevden almıştır.

Atatürk 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’yi açınca, Padişah Vahdettin, vatan haini-İngiliz işbirlikçisi Damat Ferit’le birlikte Milli Mücadele’ye ve Atatürk’e adeta savaş ilan etmiştir. Atatürk ve arkadaşlarının katledilmesinin dinen caiz olduğunu söyleyen fetvalar yayınlatmış, bu fetvaları uçaklarla Anadolu’nun her bir köşesine göndermiştir. Atatürk’ü ve mücadele arkadaşlarını idama mahkum etmiştir. Atatürk’ün rütbelerini ve nişanlarını sökerek onu halkın gözünde itibarsızlaştırmaya çalışmıştır. Yurtsever valileri ve komutanları görevden almıştır. Kuvayi Milliyecilerin telgraflarının çekilmesini yasaklamıştır. Kuvayi Milliye’ye karşı, İngiliz desteğiyle paralı Kuvayi İnzibatiye Ordusu (Hilafet Ordusu) kurup, Anadolu’ya göndererek Mehmetçik’e saldırtmıştır. Türk Milleti’nin idam fermanı olan Sevr Antlaşması’nı imzalamıştır. Türkiye’nin yönetimini 15 yıllığına İngilizlere bırakmayı teklif etmiştir. İngiliz temsilcileriyle gizli görüşmeler yaparak onlardan Atatürk’ü ve Milli Mücadele’yi ortadan kaldırmalarını istemiştir. Anadolu’da Milli Mücadele’ye karşı 20’den fazla iç isyan çıkmasına sebep olmuştur.

Değinmek istediğim bir diğer husus da, Atatürk Anadolu’ya giderken Vahdettin’in Atatürk’e 40 bin altın verdiği iddiasıdır. Bunu ısıtıp ısıtıp önümüze getiren bazı “tarihçi geçinen” kişiler vardır. Onlara en güzel cevap ise Turgut Özakman’ın “40 bin altın nasıl taşınır?” sorusu olmuştur. Yine Özakman bu konuya şu şekilde noktayı koymuştur: “Bir altın 7.6 gram olduğuna göre 40 bin altın 304 bin gram, yani 304 kilo eder. Doğal olarak altınların sandıklara yerleştirilmesi gerekir. Her sandık 50 kilo olsa, 304 kilo altın 6 sandık eder. Altı sandık dolusu altın saraydan Şişli’deki eve, Şişli’den Galata rıhtımına, rıhtımdan motora, motordan Bandırma Gemisi’ne, gemiden Samsun rıhtımına, oradan Mıntıka Palas oteline, oradan Havza’ya, Amasya’ya, Erzincan’a, Erzurum’a, Sivas’a, Kırşehir’e, Kayseri’ye, Ankara’ya nasıl taşınır? Kimler taşır? Hiç kimsenin ilgi ve merakını çekmez, biri bile ‘bunlar nedir’ diye sormaz mı? Mesela Refet Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey bu esrarlı sandıklardan neden hiç söz etmiyorlar? Mustafa Kemal sandıklarda altın olduğunu arkadaşlarına söylediyse neden hiçbiri bugüne kadar bu altınlar konusuna değinmedi? Neden gerektikçe altınları harcamayıp da ona buna muhtaç oldular?” Atatürk ve arkadaşlarının yanında üç küçük döküntü otomobil vardır. Sadece 3-4 kişinin binebildiği bu araçlara, ayrıca özel eşyaların, tüfeklerin ve dosyaların da konulduğu düşünülecek olursa 6 sandık altın nereye, nasıl konulmuştur? Bandırma Vapuru’nu arayan İngilizler bu altınları neden görmemiştir? Atatürk’ün yanında, yakınında yer alan yüzlerce kişiden hiçbiri neden bu altınlardan söz etmemiştir? Bunların cevabını düşündüğümüzde bile 40 bin altın mevzusunun uydurmadan ibaret olduğunu anlamamak mümkün değildir. Üzerine giydiği sivil kıyafeti emanet olan, otomobile alınan benzini borç para ile alan Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçtikten sonra büyük para sıkıntısı çekmiştir.

Anadolu’nun kurtuluş mücadelesi sürecinde TBMM’de Vahdettin ile ilgili söylenen sözlerden bazıları şunlardır:

- 8 Şubat 1921 tarihli gizli oturumda Muş Milletvekili Hacı Ahmet Efendi, Vahdettin’in Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını kabul ederek “ecnebilere boyun eğen bir mahluktan (yaratıktan) başka bir şey olmayacağını” söylüyor. (TBMM Gizli Celse Zabıtları, c.1, s.412)

- TBMM’nin 23 Nisan 1921 tarihli oturumunda Saruhan Milletvekili Mahmut Celal Bey, “Papaz Fru isminde bir casus, maalesef Sultan Osman’ın tahtında oturmakta olan bugünkü padişahı avucunun içine almış…” deyince, İstanbul Milletvekili Neşet Bey, “O da onun gibidir. Kahrolsun!” diye bağırıyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, c.10, s.71)

- TBMM’nin 9 Temmuz 1921 tarihli oturumunda Antalya Milletvekili Rasih Efendi, Bursa’da Osmanlı’nın kurucularının türbeleri üzerine Venizelos’un oğlunun ayak basarak fotoğraf çektirmesine sessiz kalan Padişah Vahdettin’e “Muzuriddin” adını takıyor. Bunun üzerine İstanbul Milletvekili Neşet Bey, “Bunu yaptıran o domuzdur.” diye bağırıyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, c.11, s.208)

-TBMM’de 30 Ekim 1922 Pazartesi günü saltanatın kaldırılması için yapılan görüşmelerde Antalya Milletvekili Hoca Rasih Efendi, Padişah Vahdettin’e “cani” ve “hain” diyor. Bununla kalmayıp bütün İslam dünyasının da ona “lanet ettiğini” söylüyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, c.24, s.272)

- Rasih Efendi bir ara Vahdettin için “zavallı” diyor. Konya Milletvekili Refik Bey, “haindir” diye bağırıyor. Meclisten “haindir” sesleri yükseliyor.

- Mardin Milletvekili Necip Bey ve Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey, “O, Papaz Fru’nun halifesidir” diye bağırıyorlar.

- Çorum Milletvekili Haşim Bey, “Hutbelerde adının anılmamasını” teklif ediyor.

- Ankara Milletvekili Ali Fuat Paşa padişahı ve sarayı “Milli Mücadele’nin düşmanları” olarak adlandırıyor.

- En çarpıcı ifadelerden biriyse: Diyarbakır Milletvekili Hoca Şükrü Efendi, meclise verdiği bir önergede “Padişah Vahdettin’in besmele ile şeytan gibi taşlanmasını” istiyor.

(TBMM Zabıt Ceridesi, c.24, s. 272-291)

- 30 Ekim 1922’de saltanatı kaldırmak için TBMM Başkanlığı’na verilen 78 imzalı önergede de açıkça Padişah Vahdettin’in, Milli Mücadele’de vatana, millete “ihanet ettiği” ifade ediliyor. “Türk milleti, saray ve Babıali’nin ihanetini gördüğü zaman anayasayı değiştirerek egemenliği millete verdi.” deniliyor. (TBMM Zabıt Ceridesi, c.24, s.292-293)

- Atatürk ise ilk olarak 25 Eylül 1920 tarihli meclis gizli oturumunda, “Vahdettin bu millet için hain bir adamdır.” diyerek Vahdettin’in ihanetinden söz ediyor. 1927’de kaleme alıp okuduğu Nutuk’ta da Vahdettin’den “hain”, “alçak” ve “soysuzlaşmış, aşağılık yaratık” diye bahsediyor.

İstanbul’da da durumlar Anadolu’dan farksızdı. Halk tramvaylara “Kahrolsun Vahdettin!” diye yazılar yazıyor, gazetelerde de Vahdettin’in kaçacağı yönünde haberler çıkıyordu. Nitekim Kurtuluş Savaşı kazanılmış ve egemenlik artık millete geçmişti. Yaptıklarının hesabını veremeyeceğini bilen Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Komutanı Harrington’a şu utanç kaynağı mektubu yazmıştır: “İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington Cenaplarına… İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devletine sığınır ve bir an önce İstanbul’dan başka bir yere götürülmemi talep ederim. 16 Kasım 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin.

Bundan tam 98 yıl önce; 17 Kasım 1922’de son Padişah Vahdettin, I. Dünya Savaşı’nda yüz binlerce askerimizin kanını döken, sonrasında Anadolu’yu ve Trakya’yı Yunan ordularına peşkeş çeken, Osmanlı başkenti İstanbul’u işgal eden ve İstanbul’daki halkın malına, ırzına, canına kasteden İngiltere’ye sığınarak Türkiye’den kaçtı.

II. Mehmet (Fatih), 1453’te Bizans İmparatorluğu’nu yenerek İstanbul’u fethetmişti. VI. Mehmet (Vahdettin) ise, 1922’de İstanbul’u işgal edenlere sığınıp kaçtı.

Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınıp kaçtıktan sonra; birçok gazete de Vahdettin’in “hain” olduğunu yazdı.

- Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, “Hilafet makamından İngiliz kucağına” diye başlık atmıştı.

- Tevhid-i Efkar Gazetesi, Vahdettin’in kaçışını “din ve millet düşmanı padişahın misli görülmemiş alçaklığı” olarak duyurdu.

- Yeni Gün Gazetesi, “Türk ulusunun utkusu, hain padişahı tahtını ve tacını bırakmaya zorlamıştır. (…) Cehenneme gitsin.” diye yazdı.

- Falih Rıfkı Atay, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ndeki “Korkak Kaçtı” başlıklı makalesinde Vahdettin’e, “Senin kanına hangi kirli su karıştı? (Senin adın Mehmet) Peygamber’in ve İstanbul Fatihi’nin adı değil miydi?” diye sesleniyor.

- Süleyman Nazif, 21 Kasım 1922’de İleri Gazetesi’nde “Malta’daki” başlıklı yazısında Vahdettin’i, “lanetli” diye adlandırıyor. Dünyanın her yerinde “Vahdettin adı lanetlerle anılsın. İlkokuldan üniversiteye her okulda, her kışlada, her fabrikada ve dükkanda sefil mahluk olan Vahdettin’in resmini teşhir etsinler.” diyor.

- Yine Süleyman Nazif, 30 Kasım 1922 İleri Gazetesi’nde “Vahdettin’e Mektup” başlıklı yazısında ise Vahdettin’e, “Başınızı yukarıya, göğe doğru sakın kaldırmayınız. Tüm ecdat ruhları sizden utanacaktır.” diye yazıyor. “Yere, daima yere… Yerin dibine geçeceğiniz dakikaya kadar yere bakınız, ey bu dünyanın en soysuz adamı…” diyor.

- 17 Kasım 1922 tarihli İleri Gazetesi’nde Ziya Gökalp, “İstida(Dilekçe)” başlıklı şiirinde Vahdettin’e “Kara Sultan” diye sesleniyor.

- 6 Kasım 1923’te Hüseyin Cahit (Yalçın) da Tanin Gazetesi’nde “Vahdettin, Osmanlı padişahları arasında ilk defa olarak vatana ihanet etti.” diye yazıyor.

Şimdi soruyorum size,

Vahdettin vatanperver mi, yoksa vatan haini mi?

Yorumlar (1)
Levent Çakan 1 yıl önce
Teşekkürler,emeğine kalemine sağlık.
Tüm emekçilerin mücadele ve dayanışma günü kutlu olsun.
YAŞASİN 1 MAYIS ✌️✊
11
açık
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 38 81
2. Fenerbahçe 38 79
3. Galatasaray 38 78
4. Trabzonspor 38 67
5. Hatayspor 38 60
6. Sivasspor 38 59
7. Alanyaspor 38 57
8. Gaziantep FK 38 55
9. Karagümrük 38 54
10. Göztepe 38 51
11. Konyaspor 38 48
12. Rizespor 38 45
13. Malatyaspor 38 44
14. Başakşehir 38 44
15. Kasımpaşa 38 43
16. Antalyaspor 39 43
17. Kayserispor 38 40
18. Ankaragücü 38 38
19. Erzurumspor 39 37
20. Gençlerbirliği 38 35
21. Denizlispor 38 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 35 80
2. M. United 34 70
3. Chelsea 35 64
4. Leicester City 35 63
5. West Ham 35 58
6. Liverpool 34 57
7. Tottenham 35 56
8. Everton 34 55
9. Arsenal 35 52
10. Leeds United 35 50
11. Aston Villa 34 48
12. Wolverhampton 35 45
13. Crystal Palace 34 41
14. Burnley 35 39
15. Newcastle 35 39
16. Brighton 35 37
17. Southampton 34 37
18. Fulham 35 27
19. West Bromwich 35 26
20. Sheffield United 35 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 35 77
2. Real Madrid 35 75
3. Barcelona 35 75
4. Sevilla 35 71
5. Real Sociedad 35 56
6. Real Betis 35 54
7. Villarreal 35 52
8. Celta de Vigo 35 47
9. Athletic Bilbao 35 46
10. Granada 35 45
11. Cádiz 35 43
12. Osasuna 35 41
13. Valencia 35 39
14. Levante 35 39
15. Getafe 35 34
16. Deportivo Alaves 35 32
17. Real Valladolid 35 31
18. Huesca 35 30
19. Elche 35 30
20. Eibar 35 29