Bu ülkede hemen herkesin hemfikir olduğu temel konular çok fazla değildir. Her türlü siyasal ve sosyal kesimlerin ortak kanaate sahip olduğu nadir konulardan birisi (en hafifinden) “ülkede hukukun iyi işlemediği” konusudur. Her dönemde yakınılan bu problem son dönemlerde çok daha ciddi şekilde yaşanmaktadır.

CHP’nin “Adalet Yürüyüşü” eylemine eleştiri getirenlerden hiç (iktidardakiler dahil) “niye yürüyorsunuz, bu ülkede adalet sorunu yok ki” diyen oldu mu? En fazla “yürüyerek adalet sorunları giderilebilir mi?” diyenler olmuştu.

NEDİR ŞU HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE YARGI “ERK”İ?

Demokratik sistemlerin birbirinden bağımsız üç erk (güç) üzerinde kurulu olması ana esastır; yasama, yürütme ve yargı. Parlamenter demokratik ve “demokratik başkanlık” sistemlerinde yasama, halkın seçtiği temsilciler eli ile yasaları yapar. Yürütme, yasaların verdiği yetki ve sorumlulukla hükümet olarak yönetim işlevini üstlenir. Yargı ise, “bağımsız” mahkemeler eliyle, “Millet adına” hüküm vererek adaleti sağlar, (en önemlisi de) yürütmenin eylem ve işlemlerini tarafsız olarak denetler.

Güç kullanma eğilimde olan liderler yargı erkini de kontrolü altında tutma arzusu içinde olurlar, ancak “demokratik sistemler” bunu yasalarla sınırlar. Yargının bağımsızlığı kazanımı, toplumların çok uzun dönemler mücadelelerle elde ettikleri en önemli haklardandır. Bizim anayasamızın 138. maddesi de “Türkiye'de yargı bağımsız ve tarafsızdır, hiçbir merciden emir ve talimat alamaz.” hükmü ile bu hakkı korumak için konulmuştur.

Demokratik sistemlerde güçlü liderler zaten elinde olan yürütme erki yanında yasama erkini de kolaylıkla kontrolü altına alır. Ama asıl önemlisi yargı erkini kontrolü altına almaktır. İktidarların tüm eylem ve işlemlerini hukuk çerçevesinde denetleyen, hukuka uymayan durumlarda derhal duruma el koyan, bağımsız ve kontrol edilemez bir yargı sistemini güç seven ve kullanan liderler hiç isterler mi?

Demokratik olsun olmasın, eski yeni tüm yönetim sistemlerinde yasama, yürütme ve yargı erkleri vardır. Totaliter sistemlerde bu erkler iç içe geçmiş şekildedir ve çoğunlukla güçlü yöneticiler (krallar, diktatörler vb.) tarafından kullanılır. Bu sistemlerde yargı erki gücünü çoğunlukla Tanrı buyrukları ve onun “yeryüzünde gölgesi” olan liderden alır. Gücünü Tanrı’dan ve liderden değil, halktan alan “Bağımsız yargı” ise ancak ve sadece demokratik hukuk sistemlerinde söz konusudur.

İşte bu “bağımsız ve tarafsız” yargıdan, hukukun üstünlüğünden iyice uzaklaştığımızın en açık kanıtlarından birisinden bahsedeceğiz şimdi.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ENDEKSİ'NDE TÜRKİYE 113 ÜLKE ARASINDA 101'İNCİ SIRAYA GERİLEDİ!

Dünya Adalet Projesi (JWP) tarafından ülkelerin hukuk sistemlerini değerlendirmek amacıyla hazırlanan Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nin 2017 verileri geçtiğimiz günlerde açıklandı. 110 bin hanede 3 bin uzman ile görüşülerek hazırlanan endeksin sponsorları arasında Avrupa Komisyonu, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yanı sıra Apple, Microsoft gibi uluslararası şirketler de bulunuyor.

 

Türkiye, "2017 Hukukun Üstünlüğü Endeksi"nde (Rule of Law), iki sıra daha gerileyerek 113 ülke arasında 101'inci sırada yer aldı. Türkiye aynı endekste 2014'te 59, 2015'te 80, 2016'da 99'uncu sırada bulunuyordu.

Ülkelerin bulundukları coğrafi bölgelere göre kategorize edildiği endekste Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki 13 ülke arasında sonuncu sırada yer alırken, orta üst gelir grubundaki 36 ülke arasında ise sadece Venezuela'nın önünde kendine yer bulabildi.

Türkiye açısından gerilemenin sürdüğü endekste, yalnızca Bangladeş, Honduras, Uganda, Pakistan, Bolivya, Etiyopya, Zimbabve, Kamerun, Mısır, Afganistan, Kamboçya, Venezuela Türkiye'den daha kötü durumda.

JWP endeksine göre, Türkiye 'iktidar üstünde en az denetimin olduğu ülkeler' arasında 3. sırada. Türkiye'nin üstünde sadece Zimbabve ve Venezuela bulunuyor. Yani, ülkemizde iktidar (yargı denetimsizliği dahil) “başına buyruk”lukta uzak ara önde.

Türkiye, temel haklar kategorisinde 107’nci (sadece İran, Zimbabve, Etiyopya gibi 6 ülke bizden daha kötü), kamu düzeni ve güvenliğinde106’ncı, hukuk mahkemeleri konusunda 94’üncü, hükümetin şeffaflığı kategorisinde 93’üncü (Örn. Senegal, Çin, Pakistan, Bangladeş, Ürdün bizden daha iyi) ve düzenleyici uygulamalar konusunda 84'üncü sırada yer aldı.

YARGITAY BAŞKANINA GÖRE YARGI TAM BAĞIMSIZMIŞ!

Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, 150'nci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla basın yayın kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle Yargıtay Evi'nde bir araya gelerek soruları yanıtlamış ve şöyle demiş hazretleri; "Yargı bağımsızlığının olmadığı ifade edilmekte. Ben de Türkiye'deki yargı bağımsızlığı ve en son Anayasa değişikliğiyle gelen yargı tarafsızlığının en iyi şekilde yapıldığını görmekteyim. Hakimler herkül gibi güçlü olmalıdır." diye konuşmuş, yani ortada hiçi bir sorun yokmuş.

Yargının başında ki zatın böyle dediği, başını kuma gömdüğü bir yerde, gelinen durumun sebebi daha iyi anlaşılmıyor mu? Eğer ortada bir problem görmezseniz, düzeltilecek bir konu da yoktur zaten. Demek ki yakın gelecek için yargıdan bir ümit beklenemeyecek maalesef.

YARGITAY BAŞKANI BİR BAŞKA ÜLKEDE Mİ YAŞIYOR?

Yoksa koskoca Yargıtay Başkanının,

* Enis Berberoğlu’nun davasında olduğu gibi, bir çok kritik dosyada karar duruşması öncesinde mahkeme heyetlerinin değiştirildiğini,

* İktidarın hazzetmediği sanıklar için tahliye kararı veren hakimlerin pasif görevlere atandığını,

* Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgede ki, HSK imzalı “Bize sormadan kimseyi tahliye etmeyin” rezaletini (nerede Anayasa 138.md.?),

* Adli soruşturmalarda kanuni “zaman aşımı” kavramının bir yana bırakılarak, Cumhurbaşkanının belirlediği “17-25 aralık öncesi ve sonrası” dayatmasının hakimlere yazılı talimat olarak gönderildiğini (nerede Anayasa 138.md.?),

* 275 sayfalık Cumhuriyet iddianamesinde 667 kez “haber” kelimesi olduğunu, “yayın politikası” sebebiyle başta Akın Atalay, Murat Sabuncu, Ahmet ŞIK gibi gazetecilerin 495 gündür rehin tutulduklarını,

* Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararlarının yerel yargı mercileri tarafından görmezden gelindiğini,

* Anayasaya, hukuka ve OHAL temel mantığına uymayan düzenlemelerin bile KHK olarak yayımlanması durumlarında, bunları denetlemeye doğrudan mecbur olan Anayasa Mahkemesi’nin kendisini “yetkisiz” ilan ederek varlığının temel sebebini inkar ettiğini,

* Aynı sözcükleri bir taraf diğerine söylediğinde yargı tarafından “hakaret-aşağılama” olarak görülüp hüküm verilirken, taraflar değiştiğinde o sözcüklerin “eleştiri hakkı” olarak değerlendirildiğini,

* Yargıda kumpas devrinin bitmediğini, tutuklulukların istisna değil ceza olarak uygulandığını,

* Gazeteci Deniz Yücel’in sebepsiz yere bir yıl rehin tutulduktan sonra Başbakanın bir açıklamasından sonra derhal salıverildiğini (Bu konudaki yazıma buradan ulaşabilirsiniz) (https://www.toplumsal.com.tr/gazeteci-deniz-yucelin-tahliyesi-ve-bagimsiz-yargi-makale,335.html )

* Siyasete doğrudan taraf Cumhurbaşkanının çay toplama etkinliklerine katılarak “bağımsız ve tarafsız” yargının üst yöneticisi olunamayacağını,

* Halkın Türk yargısına artık hiç güvenmediğini, herkesin kendi hukukunu gayrı meşru yollarla aramak zorunda bırakıldıklarını,

* Mühürsüz ve sahte oylarla bir Anayasa referandumunun oldu bittiye getirildiğini, “atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini, bu cinliğin yeni bir yasal düzenleme ile kalıcı hale getirilmeye çalışıldığını,

* Cumhurbaşkanı bile son konuşmalarında “Bir ülkede halk bunalmış ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse oradaki yargı sisteminde bir sorun var demektir.” demişti. Cumhurbaşkanı’nın niye, “adalet çığlığı” atılacak bir noktaya gelindiğini (öyle veya böyle) bir şekilde ikrar etmek zorunda kaldığını,

* Bu ve diğer birçok sebeplerle Türkiye’nin her yıl sistemli olarak gerileyerek, "2017 Hukukun Üstünlüğü Endeksi"nde 113 ülke arasında 101'inci sırada yer aldığını,

Bilmediğini mi sanıyorsunuz sayın Rüştü CİRİT’in?

Sayın Yargıtay başkanı bu saydıklarımızın ve sayamadıklarımızın hepsinin tabi ki farkında. Kendisinin o göreve getirilmesinin sebeplerini ve kendinden beklenenleri de çok iyi biliyor tabi ki. Ama, ülkedeki hukukun üstünlüğü ve yargı problemlerinin içte ve tüm dünyada bu kadar doruğa çıktığı bir dönemde bir şeyler söylemek durumunda kaldı sanıyoruz.

Ne diyecekti ki sayın başkan, “evet yargımız ve hukukumuz perişan, bunları düzeltmek yerine iyice dibe batırıyoruz git gide. Ama böyle yapmazsak, hukukun üstünlüğünü sağlamaya çaba sarf edersek yüce iktidarımız güç yitirir, maazallah gelecek seçimler daha çok riske girer, biz de yerimizden oluruz…” diyecek değil ya!

SONUÇ: “Bal bal” demekle ağız tatlanmıyor, “hukuk hukuk” demekle de hukukun üstünlüğü taçlanmıyor.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.