Beyin göçü, yetiştirilmesi için büyük kaynak sarf edilen iyi eğitim görmüş, kalifiye ve yetenekli iş gücünün  (beşeri sermayenin) çeşitli sebeplerle daha gelişmiş ülkelere göç etmesi olarak tanımlanabilir.

Zaten sınırlı olan kaynaklarıyla yetiştirmiş olduğu beyinleri kaybeden az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin beyin göçü ile gelişmeleri daha da yavaşlarken, göç alan gelişmiş ülkelerinki daha da hızlanmakta, ülkeler arasındaki farklar daha da açılmaktadır. Türkiye’de her dönemde bu olgu yaşanmakta ise de 2010’lu yıllardan sonra katlanarak artan bir gidişin olduğu artık net görülüyor.

TÜSİAD’ın raporuna göre Türk öğrencileri ABD ekonomisine yılda 824 milyon dolar katkıda bulunmaktalar. Bu rakam nasıl hesaplanıyor? 21-25 yaşlarında lisans eğitimini bitiren bir gencin ailesine toplam eğitim maliyeti 75-85 bin tl civarında oluyor. ABD, İngiltere, Almanya gibi beyin göçü alan ülkeler bu para kendi ceplerinden çıkmadan yetişmiş insan gücüne sahip olmaktalar. Göç veren ülkeler penceresinden olaya baktığımızda ise, Türkiye gibi ülkeler maddi-manevi önemli kaynaklar aktararak yetiştirdiği nitelikli insanlarını kaybetmektedir.

Yer altı ve üstü doğal ekonomik kaynakları, enerji üretimi ve ekonomik sermayesi kısıtlı Türkiye, en önemli kaynağı olan yetişmiş insan gücü sermayesini böylece önemli ölçüde kaybetmektedir. Ülke böylece ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden daha da gerilemektedir.

TÜRKİYE'DEN BEYİN GÖÇÜNÜN MALİYETİ 230 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE

Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Dany Bahar ve Paris School of Economics'ten Hillel Rapoport'un 2016 tarihli makalesine göre ortalama bir göçmen, bir ülkenin yurt dışına giden 30 bin dolarına mâl olurken, bu miktar yüksek kaliteli çalışanlarda 160 bin doları aşıyor.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nın yaptığı hesaplamaya göre, her beş gençten birinin işsiz olduğu Türkiye'den 20 OECD ülkesine verilen beyin göçü, yurt dışına doğrudan giden 230 milyar dolar anlamına geliyor. 2018 yılı itibari ile toplam dış borcumuz 466 milyar dolar. Bu beyin göçü ile ülke dışına taşınan değerimizin, toplam dış borcun yaklaşık yarısına karşılık geldi görülmektedir.

Beyin göçü kalifiye emek ve eğitimli göçüdür. Eğitimli kesim bir ülkenin demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük gibi temel kavramlarının da taşıyıcısıdır. Beyin göçü almak için tüm ülkelerin yarıştığı bir dünyada beyin göçü veriyor olmak, ülke için ekonomik, kültürel ve sosyal yönlerden çok önemli kayıptır.

GENÇLER NEDEN GÖÇÜYOR?

Fransız haber ajansı AFP'nin eğitimli Türk gençleriyle görüşerek hazırladığı haberde üç nedenin öne çıktığı vurgulanmıştı.

  1. Üniversite mezunlarına azalan iş imkânları,
  2. Artan muhafazakârlık,
  3. İnsan hakları ve özgürlüklerin azalması.

Bu üç sebebi açarsak şunlar da eklenebilir;

  • Politik sebeplerle sosyal hayata baskıcı müdahaleler, hukuk devletinin olmayışı, fikir ve ifade özgürlüğünün tanınmaması;
  • Eğitim sistemindeki gerici, inanç merkezli, kalitesiz olması, fırsat eşitsizliği;
  • Ülkenin ekonomik ve sosyal yönlerden istikrarsızlığı, işsizlik ve düşük ücretler;
  • Kendilerinin ve çocuklarının bu ülkede mutlu, huzurlu bir geleceğe sahip olabileceklerine ilişkin umutlarının tükenişi;
  • Türkiye’de artık herhangi bir şeyin iyiye gideceğine, siyasetin toplumu olumlu yönde değiştireceğine inancın kalmayışı;
  • Ülkenin görünen geleceği ile kendi gelecek tahayyülleri arasında paralellik görülmeyişi gibi sebeplerle insanlar göç ediyor.

Bu gidenler ülkenin çarklarını döndüren nitelikli insanlar, bu göçlerle Türkiye daha da zayıflıyor. Gidenlerin büyük çoğunluğu bilişim sektörü (IT), mühendislik ve akademik dünyanın başarılı, üretken çalışanları. 

Beyin göçü normalde gönderici ülke için ciddi sıkıntılar yaratan bir durum olduğundan, gönderici ulus-devletler bunun önüne geçmek için tedbirler almaya çalışırlar. Ama “Yeni Türkiye”nin yaratılmasında anlaşılan bu eğitimli, nitelikli insanlara çok fazla ihtiyaç duyulmuyor.

Türkiye’de eğitimlinin sadece eğitimli oluşundan kaynaklanan itibarı son yıllarda çok büyük zarar gördü. “Halkın değerlerine yabancı, elitist, beyaz Türk” yaftası ile nitelikli insanların küçümsendiği, örgütlü cehaletin kutsandığı garip bir dönem yaşıyoruz.

ERDOĞAN’IN BEYİN GÖÇÜNE YAKLAŞIMI

Cumhurbaşkanı Erdoğan da beyin göçü olgusunun farkında. Bu konu ile ilgili zaman zaman dile getirdiği düşüncelerine kısaca bakarsak, iktidarın konuya nasıl yaklaştığını daha iyi anlarız;

  • Nisan 2016: Erdoğan, İslam coğrafyasındaki eğitim sorununa dikkat çekerek "En zeki çocuklarımız, yetişmiş insanlarımız kendi vatanlarında önleri kesilince ABD’ye, Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldı. Batı başkentlerine eğitim için gönderilen çocuklarımız, kendi ülkelerinden utanç duyan yabancılar olarak geri döndü. Beyin göçü hayat damarlarımızın kurumasına yol açtı. Kendine özgü, özgün eğitim sistemleri geliştirmeyen toplumlar geleceği inşa edemezler" dedi.
  • Eylül 2017: Erdoğan ilimin ve felsefenin ikinci plana atıldığı her dönemde İslam dünyasının da gerilediğine değindi. İslam dünyasının eğitime ve enformasyona daha çok önem vermesi gerektiğini belirterek, "En parlak beyinlerimizi Batı'ya kaptırıyoruz. Kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenler maalesef Batı’nın gönüllü ajanları, adanmış havarileri haline gelmiştir" dedi.
  • Mart 2018: Cumhurbaşkanı “Bazılarının burayı yaşanmaz bulup yurtdışına gitmeyi istediğini duyuyorum. Bunların bilet paralarını verip göndermek lazım. Çünkü bunlar ülkemize yük.dedi.
  • Eylül 2018: İstanbul'daki 3. Havalimanı'nda düzenlenen TEKNOFEST'te, "Mühendislik öğrensin diye Batı'ya gönderdiğimiz gençler zihinleri iğfal edilmiş halde ülke için zehirli halde geri dönmüştür" dedi (bu arada, cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çocuklarının tamamı yurt dışında eğitim gördü). Cumhurbaşkanı bilim insanlarına çağrıda bulunarak, “Buradan dünyanın her yerindeki bilim insanlarımızı, ülkemizde başlattığımız bilim ve teknoloji atılımımıza katılmaya davet ediyorum” dedi.

ÖNCE TEMEL PARADİGMALAR DEĞİŞMELİ

Erdoğan’ın yukarıdaki sözlerinden sorunun farkında olduğu, ancak sebepler ve çözümü konusunda farklı düşüncelere sahip olduğu anlaşılmaktadır. “Batı’nın ilmini fennini alalım, toplumsal medeni yaşam algılarını kapı önünde koyalım” diyen temelsiz yaklaşımın sonucudur bu. Yüzyıllardır İslam dünyasının batı medeniyetine bakışı bu çerçeveden kurtulamamış ve bu yüzden geri kalmışlık kaçınılmaz olmuştur.

Bilim ve teknolojide gelişme, sanayileşme ve zenginleşme temel dünya algısının, yani paradigmaların değişmesi ile ancak mümkün olabilir. Bunun için de, Atatürk’ün gördüğü ve söylediği gibi inanç değil bilim merkezli dünya algısı gereklidir. Ne demişti Atatürk; “Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır”. İşte durum bu kadar nettir.

SADECE BEYİN DEĞİL SERMAYE GÖÇÜ DE ARTTI

Sadece genç beyinler değil, üretici ve yatırımcı beyinler de sermayeleri ile birlikte ülkeyi terk etmekteler. Güney Afrika merkezli New World Wealth (Yeni Dünya Serveti) örgütü yayınladığı “2018 milyoner göçü raporu”na göre geçtiğimiz yıl 95 bin milyoner yaşadığı ülkeleri terk etti.  2017’de en çok milyoner göçü veren ülkelere bakıldığında, Türkiye 6 bin göç ile Çin ve Hindistan’ın ardından 3. sırada. Nüfusa ve gerçekleşen göç oranına bakıldığında Türkiye’nin tüm ülkelerden açık ara önde olduğu görülüyor. Erdoğan, yurt dışına sermayesini götüren bu iş insanlarına bir konuşmasında “vatan haini” demişti ve daha sonra bu beyanını düzeltmeye çalışmıştı.

BEŞERİ VE EKONOMİK SERMAYE GÖÇÜ NASIL ÖNLENİR?

Ülkeyi yönetenlerin de bu önemli sorunun farkında oldukları belli. Gerçek bir çözüm için öncelikle göçün sebeplerinin ele alınması ve bu sebepleri ortadan kaldıracak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bunun için özetle;

  • Eğitim altyapısının güçlendirilmesi, özgür ve yaratıcı düşüncenin oluşması için laik-bilimsel eğitime geçilmesi;
  • Üniversitelerde bilimsel ve akademik özerkliğin sağlanması;
  • Yeni buluşların, inovasyonların önünün açılması için AR-GE’lere ayrılan bütçenin artırılması;
  • İnsan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması
  • Hukuk devleti ilkelerinin ve yargı bağımsızlığının tam sağlanması;
  • Serbest piyasa koşullarının tam uygulanması, adil rekabetin sağlanması gibi sermaye kaçışını önleyecek düzenlemelerin yapılması;
  • Toplumsal ayrışma ve kutuplaşmaya son verilerek, gençlerin ve yatırımcıların huzur içinde ülkelerinde yaşamayı tercih etmelerinin sağlanması gerekiyor.

Peki bu iktidar bunları yapar mı?

SONUÇ:  Bildiğimiz gibi iktidarın sorunlara yaklaşım perspektifi, kendi siyasal iktidarının sonsuza kadar sürmesi önceliği ile çerçeveli ve sınırlı. Ülkeden beşeri ve ekonomik sermayenin göçünü önleyecek (yukarda saydığımız) düzenlemelerin hayata geçirildiği bir ülkede sınırsız yetkilerle zorla ayakta tutulan tek adam iktidarı sürdürülemez. Bu yüzden ve ne yazık ki bu göçün artarak devam edeceği anlaşılmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.