Uçurtmaları severiz değil mi? Gökyüzündeki o eşsiz hareketlerini, sağa sola salınmalarını öylesine hayranlıkla izleriz ki yüzümüzde istemsiz bir gülümseme, mutluluk ibaresi görülür. Kendimizden geçtiğimiz o eşsiz dakikalarda rüzgarın hafif hafif ılık esintisini ruhumuzda hissederiz. Rüzgar dans eder adeta etrafında uçurtmanın. Rüzgarın dansına eşlik etmek isteyen uçurtmanın komutasının bizde olması bizde tarif edilemez bir aurora yaratır. Rüzgar ve uçurtmanın o eşsiz uyumunu izlemek her şeye değer. Kelebek şeklinde bir uçurtma hayal edin. Ne kadar da muazzam değil mi? Şimdi sessizce gökyüzündeki eşsiz dansını izleyin, gözlerinizin önüne getirip hayal edin. Yalnızca hayali bile insanın aklını başından almaya yetecek türden. O kadar muhteşem ki akıl sır erdirilemiyor.

Melodileri hepimiz severiz. Lezzetli bir melodiye lezzetli bir kahve gibi aşığızdır. Bizi dinlendiren tarzda melodiler (klasik müzik- Chopin) ruhumuza fener olur. Hani denir ya; ‘’müzik ruhun gıdasıdır’’. Gerçekten de öyle. Müzik en iyi iletişim şekli en büyük ilham kaynağıdır. Farklı farklı hayal dünyalarına götürür. Hayal dünyaları o kadar gerçekçidir ki o dünyanın içinde kaybettirir insana kendini. Hayal dünyalarındaki hayali insanlarla iletişim kurdurur. Hayali mekanlarda eğlendirir, düşündürür. Uzaklara, çok uzaklara götürür. Gözleri büyüler, zamanı durdurur. Uzun bir yolculuğa çıkarır. Müzik öyle bir şeydir ki, anlatılmaz yaşanır. Müzik betimlenmez çünkü başlı başına bir paradokstur.

"Kumsal mı yoksa orman mı?" ikilemesi çok bambaşka bir ikilemedir. Çünkü kumsalın da ormanın da yeri ayrıdır. Kumsal hırçın dalgaların eşiğinde sakinliği ve gün batımıyla bilinir. Orman yemyeşil ağaçların göbeğinde farklı bir canlı yaşamı ile bilinir. Orman yeşili taşı bünyesinde, kumsal maviyi. Güneş’in sarısı ikisi için de aynıdır. İkisine de eşit yansır. Suyun berraklığına yansıyan güneş ışınları etrafa yaz günlerinde bol bol enerji demeti saçar. Yaz günleri kuma batan ayaklar rahatlama için oldukça iyi bir terapi yöntemidir. Araştırmalara göre deniz kumuna çıplak ayakla basmanın vücuttaki negatif düşünceleri uzaklaştırdığı söylenmiştir. Belki de ondandır denizden sonra kendimizi kuş gibi hafif hissetmemiz.

"Kuş gibi hafif hissetmek" deyimini biraz incelediğimizde, bütün yüklerinden kurtulmak anlamında kullanılan bir tabirdir. ‘’Bulutların üstünde gezinmek’’ deyimi de bunu beslemektedir. Beraberinde gelen mutluluk paha biçilemez. Bilimsel araştırmalara göre yazın- güneş ışığında seretonin- mutluluk hormonu daha fazla salgılanmaktadır. Bundan dolayıdır ki yazın insanların kaygı oranı oldukça düşmektedir.

Peki mutluluğu tetikleyen tek şey güneş ışığı mı? Tabi ki de hayır. Pek çok etken var. Çikolata yediğimizde yine vücudumuz seretonin hormonu salgılamaktadır. Erik de mutluluk hormonunu yükselten bir gıdadır. Bunun yanı sıra düzenli yürüyüş yapmak da kan dolaşımını düzenler. Mutluluk hormonunu yükseltir. Beyne yeterli oksijen gittiği için beyin çakraları açılır. Yeterli oksijeni ise doğru nefes alışverişi ile sağlamaktayız. Doğru bir nefes burundan alınıp ağızdan verilen ya da yine burundan alınıp burundan verilen nefestir. Ama asla ağızdan alınmamalıdır. Ağızdan nefes alındığında oksijenin; burundan alınırken gördüğü süzme, temizleme, ısıtma gibi işlemleri gerçekleşemez ve boğaz tahriş olur. Çeşitli hastalıklara sebebiyet verilir. Aynı zamanda nefes alınırken karın da şişirilmelidir. Bebeklerin nefes alışverişlerini dikkatli incelediğimizde karınları sürekli şişip- inme suretiyle bir döngü halindedir. Çoğu zaman merdiven inip çıkarken nefes nefese kalmamızın sebebi doğru nefes alıp vermeyi unutmamızdan kaynaklanmaktadır. Neyse ki tempolu yürüyüş yaparken vücudumuz istemsizce de olsa doğru nefes alır. Doğru nefes alıp vermeyi alışkanlık haline getirmeli ve sürekli nefes egzersizleri yapmalıyız. Bu egzersizler beyne giden oksijen alımını artıracaktır. Hafızayı güçlendirecektir.

İyi ve etkili bir diksiyona sahip olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer. Çevrenizde olan biteni ne kadar iyi dinleyebiliyorsanız ve ne kadar iyi bir gözlemciyseniz o kadar etkili bir konuşmacısınızdır. Çünkü o anda konuşma esnasında nasıl davranmanız gerektiğini görerek- yaşayarak öğrenmiş olursunuz. Bizzat deneyimlerle öğrenilen yaşantılar Bloom taksonomisinde de bahsedildiği gibi uzun süreli öğrenmeleri betimler.

Sadece iyi bir dinleyici olmak yetmez. Bir de kalemi ağza alıp ‘’ba- be-bi-bo-bü’’ egzersizleri yapmak gerekir. Çeşitli tekerlemeler söylemek gerekir. Dil çiğnenmelidir. Yüze masaj yapılmalıdır. Dil çiğneme ve yüze rahatlatıcı masaj yapma önemli bir konuşmaya başlamadan önce yapılması gereken uygulamalar arasındadır.

İyi bir konuşma için iyi bir diksiyon başlı başına yetmez. Cesaret ve özgüven de gerekir. Sahne korkusunu yenmiş olmalıdır, konuşmayı yapacak olan kişi. Özgüven ise öyle bir anda değil zamanla gelişen bir olgudur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.