Türkiye’nin Uluslararası Karnesi (2)

Bir önceki yazımda başladığım, Türkiye’nin uluslararası değerlendirmelerden çıkan karnesini bu yazımda incelemeye devam edeceğim.

Önceki yazımda dört ayrı rapordan;

* Freedom House’un “Dünyada Özgürlükler Raporu”ndan,

* Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2018 “Basın Özgürlüğü Raporu”ndan,

* Legatum Institute’nun “Dünya Ekonomik ve İnsani Refah Endeksinden,

* Heritage.org’un Dünya Ekonomik Özgürlükler Raporundan alıntılar yapmıştım.

Tüm bu raporlarda Türkiye hep en kötü puanlarla listede en altlarda yer alıyordu. Şimdi de iki önemli uluslararası araştırma raporundan daha bahsedip, sonuçta ortak bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

OECD ÜLKELERİ DAHA İYİ YAŞAM ENDEKSİNE GÖRE EĞİTİM DÜZEYİ
(OECD) İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı ülkeleri arasında yapılan Better Life Index‘e (daha iyi yaşam endeksi’ne) göre Türkiye;

Eğitime Devamlılık; 36 ülke arasında sonuncuyuz.

Öğrenci Becerileri Konusunda; ise 36 ülke arasında 33. sıradayız.

Eğitimsel Kazanımlar Ölçütü; 25-64 yaş arası nüfusun en az lise dengi eğitim alanların oranında % 38 oran ile 38 ülke arasında sondan 2’inci sıradayız. OECD ortalaması bu alanda % 74’dür.

Eğitime Ulaşmada Cinsiyet Eşitsizliği; en az lise eğiti almış kişiler arasında cinsiyet eşitsizliğinde 38 ülkenin en başında, eşitsizlikte 1’inciyiz.

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı); 38 ülke arasında 35’inci sıradayız.

PISA Okuduğunu Anlama Testi; en sonlarda yer alıyor çocuklarımız.

PISA Direktörü Schleicher’in “Türk eğitim sistemi dünyaya uyum sağlayamıyor” sözünü boşa söylemediği anlaşılıyor.

‘TÜRKİYE AB LİGİNDE YOLSUZLUKTA 1. SIRADA’
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2018 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde (CPI) Türkiye 180 ülke arasında 41 puanla 78’inci sırada yer aldı. Türkiye’nin sıralamada hızla gerilediğinin vurgulandığı raporda, Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki yolsuzluk sıralamasında ise 1. sıraya yükseldik.

35 OECD üyesi devlet arasında ise sondan ikinci sırada yer aldık. Endekste son beş yıl sürekli gerileyen Türkiye, en fazla puan kaybeden 5 ülke arasında yer aldı. Bu sürede 10 puanlık bir düşüşle 28 sıra kaybettik.

Örgütün bülteninde, özellikle Macaristan ve Türkiye’de demokrasiden uzaklaşıldıkça yolsuzlukların arttığına vurgu yapılıyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Başkanı Delia Ferreira Rubio; “Demokrasinin zayıf olduğu birçok ülkede, popülist politikacılar demokrasinin yokluğunu avantaja çevirip yolsuzluğun artmasını sağlıyorlar” diyor.

Şurası kesin; ne kadar demokrasi o kadar şeffaflık. Tersinden bakarsak; ne kadar az demokrasi, o kadar yolsuzluk. Bu matematiksel gerçek, 180 ülkenin demokratik standartlarıyla yolsuzlukların yaygınlığı verilerinin değerlendirmesinde çok net olarak görülüyor ve şöyle diyor rapor;

Küresel demokrasi verileriyle çapraz analize tabi tutulduğunda (endeks) yolsuzluk ile sağlıklı bir demokrasi arasındaki ters ilişkiyi açığa çıkarmaktadır. Güçlü ve kurumsal bir demokrasinin işlediği ülkeler endekste ortalama 75 puanla yer alırken, demokrasisi sorunlu ülkelerde ortalama puan 49, otokratik eğilimler gösteren hibrid rejimlerde (Türkiye’de bu kategoride) ortalama puan 35 ve en kötü durumdaki otokratik rejimlerde ise ortalamanın 30 olduğu görülmektedir.”

Demokrasi ve özgürlüklerden uzaklaşmanın kaçınılmaz olarak sistemi yozlaştırdığı ve yolsuzlukları artırdığı ortada. Bu önemli konuyu bir başka yazımda kanıtları ile ve detaylı şekilde ele almayı düşünüyorum.

TÜM VERİLERE GÖRE; TÜRKİYE DÖKÜLÜYOR
AKP iktidarlarının tüm eylem ve işlemleri (yurt içi veya uluslar arası) objektif değerlendirmelere tabi tutulduğunda, Ülke’nin her alanda tamamen döküldüğü çok net şekilde ortaya çıkıyor.

Hangi alanda konuyu ele alırsanız alın, sonuç değişmiyor. Tarım, hayvancılık, enflasyon, ekonomi, üretim, istihdam, eğitim, sanat, spor, sağlık, çevre, dış politika, hukuk ve yargı, kişisel özgürlükler, cinsiyet eşitliği, çocuklara ve kadınlara şiddet ve istismar, basın ve ifade özgürlüğü, demokratik katılımcılık… Akla gelen veya gelmeyen her alanda sistematik kötüye gidiş çok net görülüyor.

“Bu ülkede hiçbir şey iyiye gitmiyor mu, bu kadar negatif bakış olur mu?” diyenler olabilir. Yanıt çok açık; hem ulusal hem de uluslararası objektif kriterlere göre, iyiye giden hiçbir şey yok. Zaten olsaydı bunu yaşardık ve emin olabiliriz ki, gece gündüz tüm yayın organlarında ve meydanlarda bağıra bağıra bunlar tekrarlanırdı. Ama iyi şeyler duymuyoruz ve yaşamıyoruz.

Hem iktidardakiler hem de onları koşulsuz, körü körüne savunanlar da bu gerçekleri bilmiyor değiller. Fakat, çeşitli sebeplerle angaje oldukları iktidarın tüm hatalarını gizleyen ve her durumda savunan besleme basının kitleleri iknası eskisi kadar kolay olmamaktadır.

NEDEN BU KADAR KÖTÜ YÖNETİLİYORUZ?
Bütün bunlar niçin yapılıyor, bizi yönetenler ülkemizi neden her alanda bu kadar kötüye götürüyor? Bunun da yanıtı açık aslında; belki amaçları ülkeyi batırmak değil. Bir küçücük arzuları var, o da mevcut iktidarlarını olabildiğince sürdürmek. Bunun için de ellerindeki tüm yetkilerin kaybedilmemesi gerekiyor. Mevcut durumu korumanın da tam bir demokrasi ve özgürlükler düzeninde mümkün olamayacağını iyi kavramış durumdalar.

İktidarı yitirmemek için yapmayacakları şey yok. Toplumsal ayrıştırma ve baskıcı yöntemler, inanç istismarı, ne gerekirse onu yapıyorlar.

Başkanlık sistemine bunun için geçildi, Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri bunun için tek elde toplandı. Kitlelerin gerçek dışı söylemlerle tek merkezden (Goebels tarzı) ikna edilme süreci bunun için önemseniyor.

Toplum demokratik katılımcı siyasal sistemle yönetilir olmaktan çoktan çıkartıldı. Toplumun amaçları doğrultusunda yönlendirilmesi için kaba bir milliyetçilik ve inançlar üzerinden siyaset yöntemleri sonuna kadar kullanılıyor. Amaçlarına ancak despotik ve otokratik yöntemlerle ulaşabileceklerini düşünüyorlar.

İktidarı elde tutmak için demokrasi ve özgürlüklerden uzaklaşmayı tercih eden ülkelerde, yukarıda saydığımız hiç bir alanda olumlu gelişmeler mümkün olmuyor. Halk tüm bu sorunların altında eziliyor, yoksullaşıyor, gelişmiş dünyadan dışlanıyor, ülke saygınlığını yitiriyor. Ama ne gam, iktidar bir süre daha (otokrasiden devşirdiği güçle) iktidarını koruyor.

Günümüzde yaşadığımız ve yukarıda saydığımız tüm sorunların sebebi açık. Ülkemizin tüm uluslararası değerlendirmelerde en kötü sonuçları almasının, medeni ve demokratik ülkeler liginden geri kalmış ve özgür olmayan ülkeler ligine düşmesinin tek sebebi var, bu da; iktidarımızın her zaman tercihlerini iktidarı her koşulda kaybetmemek yönünde kullanmasındandır

SONUÇ: Yukarıda saydığımız hiçbir olumsuzluk istemeden ve kendiliğinden oluşmuş değildir. İktidar, konumunu kaybetmemeyi önceliklerinin başına almış, ülkenin birçok önemli kazanımı bu yüce (!) amaca feda edilir noktaya gelinmiştir. Yorgun, bıkkın ve mutsuz Türk toplumuna da, hızla gelişen dünyanın arkasından bakmak kalmıştır.

Yusuf Fidan’ın daha eski yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

İnsan neden hayvana işkence yapar

İnsanın şiddete olan eğilimi, küçük yaşlarda oluşmaya başlar. Eğer birey kendisini geliştiremez, duygularını kontrol altına alamazsa yeryüzündeki en korkunç varlığa dönüşebilir. Bir insan öldürmenin...

Erdoğan’ın İmamoğlu ile alıp veremediği

Yıl 1908… II. Abdülhamit istibdadı yıkıldı. II. Meşrutiyet ilan edildi… Türkiye 1908- 1918 arasında 10 yıl meşrutiyetle yönetildi. Atatürk 1923’te halk yönetimi olan cumhuriyeti kurdu. Cumhuriyet’in 79’uncu yılı 2002’de parlamentodaki üstünlüğü...

‘Konuşan kafasına tokmağı yer’ süreci

Gece saat 3 sularında, kapıya dayanıyor polisler. Çaldıkları kapı, ülkenin yetiştirdiği önemli iktisatçılardan birinin kapısı. Gözaltına alıyorlar, neymiş bir video paylaşmış falan fistan... Mustafa Sönmez'den...

Eğitimin dili sevgi olmalı

Yıllar önce okuduğum ve hiç unutmadığım, beni çok etkileyen bir okul müdürünün eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere göndermiş olduğu bir mektuptan bahsederek başlamak istiyorum. “Bir...

Mazbataya da çökeriz, kıdem tazminatına da

Benzin ve otogazda düzenleme... Elektrik ve doğalgaza fiyat ayarı... Üçüncü sınıf skeçlere bile konu oluyor artık kullanılan bu dil. Türkiye bunlara alıştı alışmasına ama...