Türkiye’de tarım nasıl çökertildi?

Ülkede her alanda yaşanan olumsuzluklardan tarım ve hayvancılığın payını almaması zaten düşünülemezdi.

Cumhuriyet yılları boyunca tarımda kendi kendine yetebilen bir ülke olan Türkiye AKP’li yıllarda en temel tarım ürünlerini ithal eder hale geldi. ‘Uluslar arası Gıda Sürdürülebilirlik Endeksi‘ne göre Türkiye 67 ülke arasından 58’inci, yani sondan dokuzuncu oldu.

Bu 16 yılda buğday üretimi (nüfus artışına rağmen) 21 milyon tondan 20 milyon tona düştü.

Sonuçta tarım ürünlerinde enflasyon katlanarak arttı, soğana yüzde 225, patatese yüzde 158, domatese yüzde 110 zam geldi.

Traktör ve makine ekipman tarafındaki satışlar yüzde 65-70 seviyelerinde düştü, çiftçi elindeki tarım alet ve makinelerini satışa çıkarttı.

“Yunan adalarından zeytinyağı alıp yiyorum ve mutlu oluyorum” ve “kırmızı et yemeyin” gibi veciz sözlerin sahibi Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin ülke tarımının sorunları ile ilgili henüz etkili bir politikasına tanık olunmadı.

TMO’DAN TÜRK KÖYLÜSÜNE PARA YOK, RUS KÖYLÜSÜNE ÇOK!

Toprak Mahsulleri Ofisi Türk köylüsünden tonunu 825 liraya aldığı arpayı, Rusya ve Ukrayna çiftçisinden 1.350 liradan ithal etti.

Buğday ithalatı 2018’de yüzde 35 arttı, çoğunluğu Rusya’dan yapılan bu ithalat için toplamda yaklaşık 1 milyar dolar harcandı.

Kuru bakliyatta toplam tüketimin yüzde 32’sini ithal eder hale geldik. Dünyada fındık, kayısı ve incir üretimi ve ihracatında birinci sırada olan Türkiye bu ürünleri Almanya, ABD ve Fransa’dan, limon ve portakalı KKTC’den, üzümü Şili ve Güney Afrika’dan ithal eder oldu.

Rusya’dan domates, savaşın sürdüğü Suriye’den patates ithal eder hale geldik.

Şeker pancarı fabrikaları yok pahasına elden çıkartıldı, ABD menşeli 80,000 ton şeker ithalatında yüzde 50 olan gümrük vergisi sıfırlanarak şeker pancarı tamamen bitirildi.

Uygulanan yanlış politikalar sonucu artan fiyatları stokçuluğa bağlayan iktidar, hedef şaşırtma gayesi ile soğan depolarına baskınlar yaptı. Yılda bir kez hasat edilip tüm yıl tüketilen sebzelerden olan soğanın depolanmasının zaruri olduğunu tabiî ki biliyorlardı.

Yapılan her iyi şeyin tek kahramanı ve tüm olumsuzluklardan sorumsuz olan iktidarımız tarım ve gıda ürünleri fiyatlarındaki artışların tek sorumlusu olarak da marketleri ilan etti.

TÜTÜN VE AYÇİÇEĞİ DE BOYNUNU BÜKTÜ

Yabancı sigara üretiminde kullanılan yabancı tütün ithalatında alınan ton başına 150 dolar vergi aşamalı olarak sıfırlandı. Tütün üretici sayısı yüzde 86, üretimi yüzde 48 azaltıldı, ihracatı sıfıra yaklaştı.

Yerli tütünlerin iç piyasada kullanım oranı 2003 yılında yüzde 42 iken bugün yüzde 12’ye geriledi. Son 7 yılda kamunun tütünden gelir kaybı 1,1 milyar dolara ulaştı, imalatın yüzde 90’ı yabancıların kontrolüne verildi. Bu uygulamaların Osmanlı dönemi kapitülasyonlarından hiç farkı yok.

Her yıl ürettiğimizden daha fazla ayçiçeği ithal ediliyor. Cumhurbaşkanlığı kararı ile 2019’un ilk 6 ayı için sıfır gümrükle 300 bin ton daha yağlık ayçiçeği tohumu ithal edilecek. Bunun bir kısmı da ayçiçeği ekimi yapılmayan Sırbistan’dan olacakmış!

TEMEL SEBEP NEOLİBERAL POLİTİKALAR

Dr. Necdet Oral  ‘Türkiye’de Tarım Nasıl Çökertildi?’ başlıklı kitabında konuyu tüm yönleriyle inceliyor; sorunun temel sebebi olarak 1980’li yıllarda başlayan ve AKP’li iktidarların katı şekilde uyguladığı neoliberal politikaları gösteriyor.

Devlet-köylü ilişkisinin yerini sermaye-köylü ilişkisi almaya başladı. AKP’li yıllar küçük üreticilerin yoksullaştığı, mülksüzleştiği ve işsizleştiği bir dönem oldu. Yoksullaşan çiftçiler tarımdan koptu, tarlalar ve meralar boş kaldı. Bunların yerini tarım şirketlerine dayalı bir yapı (gıda egemenliği) almaya başladı. Uygulanan emek ve üretim karşıtı, ithalata dayalı bu programın yıkıcı sonuçları gün geçtikçe arttı. Bu sonuçlara bakacak olursak;

* Tarım Kanunu’na göre milli gelirin en az yüzde 1’inin tarımsal desteklemeye ayrılması gerekmekte iken, bu rakam yüzde 0,5 civarında gerçekleşti. Devletin destekleme ödemelerinden dolayı çiftçiye olan 121 milyar lira borcu ödenmedi.

* 2002’de 65 milyon olan nüfus dış göçler dahil 85 milyona tırmanmasına rağmen tarımın milli gelirdeki payı yüzde 10’dan yüzde 6’ya, istihdamdaki payı yüzde 35’den yüzde 19’a geriledi.

* 2012-2017 arasında tarım katma değeri yüzde 24 geriledi, kişi başına tarım katma değeri yüzde 20 azaldı.

* Tarımın en önemli girdilerinde (gübre, tarım ilacı, yem ham maddeleri gibi) ithalata bağımlı hale gelindi. Tarım ürünlerinin çiftçinin elinden çıkış fiyatları 3 kat artarken; çiftçinin satın aldığı tarım girdilerinin fiyatları 5 kat arttı.

* Ürettiğinden para kazanamayan, emeğinin karşılığını alamayan çiftçi 3,2 milyon hektar araziyi (toplamın yüzde 13’ü) ekmekten vazgeçti. Çiftçiliği bırakan üretici sayısı oransal olarak yüzde 20’yi buldu.

* Tarım üretimi artırılamadı, üretim düşüşleri görüldü. Kişi başına nohut üretimi 10 kilodan 6 kiloya, kuru fasulye üretimi 4 kilodan 3 kiloya, kırmızı mercimek üretimi 8 kilodan 5 kiloya düştü.

* Türkiye üretim yerine ithalatı teşvik eden politikalarla tarım dış ticaretinde net ithalatçı konumuna geriletildi. Son 15 yılda toplam 189 milyar dolarlık tarımsal hammadde ve gıda ürünü ithalatı yapıldı.

* İthalatın başladığı 2010 yılından bu yana toplam 6,7 milyon küçük-büyükbaş canlı hayvan ve 275 bin ton kırmızı et ithal edildi. Yerli üreticilerimizin iflası pahasına yapılan bu ithalat için 7,1 milyar dolar ödenmesine rağmen fiyatlar düşürülemedi.

* Sonuçta küçük ölçekli işletmelerin tasfiye olmalarına karşılık, görece büyüklerin ve tarım şirketlerinin ağırlığı artmaya başladı. Yaşanan ekonomik krizde bu büyük işletmeler de iflasa sürüklendi.

* Tarım/gıda sistemi uluslararası sermayenin çıkarlarına göre şekillendirildi. Çiftçilerin, üreticilerin, tüketicilerin gıda egemenliği büyük şirketlere devredildi.

İktidarın kısa, orta ve uzun vadeli tarım politikaları hiç olmadı. Sonuçta ipin ucu kaçırıldı, kontrol ve öngörü kalmadı. Günlük kararlarla süreçleri yönetmek için çabalıyorlar ama evdeki hesap çarşıdakine hiç uymuyor.

SONUÇ: AKP iktidarlarının yaratıp genişlettiği bu sarmaldan kurtulmak mümkündür. Çözüm için, kendi insanımızın ihtiyaçları ve ülkenin özgül ekolojik koşulları öncelenerek çözümler üretilmelidir. Neoliberalizmin dayatmaları bir yana bırakılarak tarım emekçileriyle birlikte planlanmış üretim odaklı programlar uygulanmadan tarımın ve çiftçinin krizi çözülemez.

Yusuf Fidan’ın daha eski yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Önceki İçerikİşte AKP’nin Erzurum adayları
Sonraki İçerikYeşil kuşak

Oya Adıyaman yazdı | Çocuklarımız siyasetin oyuncağı değildir

Bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna geliyoruz. Son haftalarda art arda gelen açıklamalarla eğitim sistemi yine tartışmaların odağı olmuş durumda. Bu güne kadar eğitimde birçok...

Ali Avcu yazdı | Kürtler neden Binali’ye oy vermez

Yıl 2015… Devletin PKK ile 2008’de üçüncü devletlerin gözetiminde başlatmış olduğu resmi görüşmeler kamuoyuna “Oslo görüşmeleri” olarak yansımıştı. 19 Ekim 2009’da Kuzey Iraktan 34 PKK’lı terörist...

Mustafa Solak yazdı | Pedofilinin Eğitim ve Fetvalarla Bağı

Zümrüt Apartmanı romanındaki iğrenç ifadeler pedofili konusunu yeniden toplumun gündemine getirdi. Pedofilinin temelin ekonomik ve toplumsaldır. 1980lerden beri gelen toplumsal dayanışmacı, üretime odaklanan birey...

Mehmet Alkan yazdı | Yargı Reformu-4: Darbeyi hakimler mi yaptı?

Yargı reformu belgesinde “Yargı bağımsızlığının sağlanmasının birçok temel enstrümanı bulunmaktadır. Bunların tümü esasında hâkim ve savcıların güçlendirilmesine hizmet etmektedir. Bu nedenle söz konusu amaç...

Yusuf Fidan yazdı | İktidar Geleceğini Yeni Rantlarda Görüyor

Kamu garantisi ile, “Yap İşlet Devret (YİD)” veya “Kamu Özel İşbirliği (KÖİ)” yöntemleri ile yapılan mega projelerin yapım sebeplerinin başında “ihtiyaçların karşılanması” değil, “yeni...