İslam dünyasını son yüz sene içinde en fazla etkileyen hareket, İhvan-ül Müslimin adıyla bilinen gerici akımdır. Buna Müslüman Kardeşler hareketi de denilir. Kısaca da İhvancılık diye adlandırılır.

İhvancılık, 1920’lerin sonlarına doğru Mısır’da ortaya çıktı. Arkasında İngiliz sömürgeciliği bulunuyordu. Mısır Kralı da bu gerici hareketi destekledi. Çünkü, İhvancılar “İslam Kardeşliği” adı altında örgütleniyorlardı ve Arap dünyasında ortaya çıkan Kemalist (anti-emperyalist) harekete düşman idiler. Çünkü Arap Kemalistler (BAAS’çılar), Arapların bağımsızlığını savunan milliyetçilerdiler. Bu ise İngiltere’yi sıkıştırıyordu. Ünlü devlet adamı Cemal Abdünnasır, Arap Kemalistlerden birisi olarak parlamıştı.

ABD KULLANDI
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı sömürgeciliğinin liderliğini ABD üstlendi. İngiltere, geniş casus ağını Amerika için kullanmaya devam etti. İhvancılar Pakistan’dan Somali’ye kadar her yere yayıldılar. (Konunun ayrıntılarını ve tarihsel arka planını “Muaviye’den Erdoğan’a DİN VE SİYASET” adlı kitabımızda (Toplumsal Yayınları) anlattık. Bu dönemde İhvancılar, Arap milliyetçisi hükümetlere karşı kullanıldı.



Önce Sovyetler Birliği’ne karşı “Komünizmle Mücadele” gerekçesiyle ABD ajanları olarak devreye sokuldular. Yeşil Kuşak projesnin en kuvvetli savunucuları olarak parladılar. Tıpkı Türkiye’de ortaya çıkan Fethullah Gülen, İsmail Kahraman, M. Zahit Kotku vb… gibi…

Bu dönemde Türkiye’de özellikle de ordu içindeki Amerikancı generallerden destek aldılar. İhvancılar (Müslüman Kardeşler) militanları daha 1970’lerde Suriye’de katliamlar yaparken Türkiye’den destek gördüler. Bunların eylemlerini, kendilerini Milli Görüş adı altında organize eden İhvancılar (Erbakan-Erdoğan çizgisi) desteklediler.

DAR-ÜL HARB
İhvancılar, Suudi Arabistan’da 18. Yüzyıl’da ortaya çıkan Vehhabilerin yeni bir biçimi idiler. Bunlar cihad ilan etmeyi ilke yapmışlardı. Cihat, İslam’ın güçlü dönemlerinde onların deyişi ile kâfirlere (Müslüman olmayan halklar) karşı yapılırken artık, içerideki farklı mezhepler hedef alınıyordu. En büyük düşman da Şiiler ve Alevilerdi. Bunları, kâfirlerden bile kötü gösteren bir vahşi zihniyet hakiki Müslümanlık olarak benimsenmiş ve Sünni kitlelere de bu kabul ettirilmişti. Böylece İslam dünyasını içten bölerek sömürgecilere hazır yem haline sokuyorlardı.

Seyyit Kutub gibi İhvancılar, Mısır’ı bile “dar-ül harb” sayıyordu. Yani Süveyş Kanalı’nı İngilizlerin elinden alan Mısır yönetimi, kâfirdi. Ona karşı silahlı mücadele haktı. Bu ihanetin üstünü de İslam kardeşliğine ve davaya hizmet gibi gösteriyorlardı.

Bu akım, derin NATO’cu kadroların korumasında Türkiye’ye de egemen oldu. Siyasal anlamda İhvancıların önü açılırken, bunların halk arasında taban edinmesi için de Halidi tarikatının tek ve güçlü tarikat halinde Sünni kesimi kuşatmasına izin verildi. Süleyman Hilmi Tunahan, Mehmet Zahit Kotku, Hüseyin Hilmi Işık ve Güneydoğu’daki Menzil şeyhleri devlet teşviki ile yükseltildi.

ABD, eski Yeşil Kuşak projesini, Ilımlı İslamcı devletler kurmak için yeniden şekillendirdi. Adına Büyük Ortadoğu Projesi denilen plan gereği İslam dünyasına İhvancı hükümetlerin egemen olmasının önü açıldı.

Türkiye’de AKP’nin iktidara getirilmesi de işte bu plan gereği oldu.

BEKLENTİLERİ KARŞILAYAMADI
İhvancılar, Türkiye’den sonra Mısır’da iktidara getirildiler. Tunus’ta Arap Baharı adı altında iktidara taşındılar. Yemen ve Bahreyn gibi yerlerde de İhvancılar yönetimi ele geçirdiler. Suriye’de İhvancıları zorla iktidara taşımak için burada iç savaş patlatıldı. Libya’da da iç savaş çıkartılarak buradaki yönetim yıkıldı. Aynı dönemde Pakistan’da İhvancı siyaset yükseltildi burası karıştırılıp geriye itildi. Sudan’da İhvancılar çok daha önceden darbeyle iktidara taşınmışlardı ve burada ağır savaş suçu işlemesine karşın İhvancı Ömer el-Beşir’e kimse dokunmamıştı.

Gel gör ki İhvancılar, ABD’nin ve sömürgeci Avrupa’nın beklentilerini karşılamakta yetersiz kaldılar. İktidara gelmeleriyle ülkeler karışmıştı. Türkiye dışındaki her yerde olaylar durmamaktaydı. Üstüne üstlük Amerikan karşıtlığı yükseliyordu. Diktatörleşen İhvancı yöneticiler, ABD’nin istediği “Ilımlı İslami Lider” olmak yerine gerici diktatörlere dönüşmekteydiler.

Bu yüzden ABD İhvancılara karşı bir set oluşturmaya başladı. Türkiye’deki İhvancı AKP iktidarı da bundan payını aldı. Çünkü, ülkede, ABD’nin sevmediği laik Türkler zamanından daha fazla bir Amerikan karşıtlığı ortaya çıkıyordu. Ve Türkiye, bu unsurların uluslararası geçiş üssü haline sokulmuştu.

Üstüne üstlük, Türkiye’deki İhvancı iktidar artık yıpranmıştı. Halktaki karşılığı hızla düşmekteydi. ABD; artık AKP’ye yatırım yapamazdı.

Bunu anlayan AKP Lideri Erdoğan, hızla Rusya’ya yanaştı ve ora ile yeni ilişkiler kurarak ABD’yi zorladı. Amerikan tarafı ise devreye yaptırım tehditlerini soktu. Hatta Tayyip Erdoğan’ın mal varlığını araştırmak bile gündeme getirildi. Bu amaçla Halk Bank davası yeniden canlandırıldı.

Tayyip Erdoğan, bu kuşatmayı yarmak için şimdi ABD’ye gitti.

Belli ki orada Başkan Trump’a bazı ödünler verecek. O manyak adamın kendisine “Aptal!” diye seslenen mektubunu bile sineye çekerek Erdoğan’ın ABD’ye gitmiş olması, Türkiye’deki İhvancı iktidarın çok zor durumda olduğunu ortaya koyuyor.

Erdoğan’ı, ABD iktidara getirmişti…

Türk milleti gönderecek…

İhvancı dava partisinin, modern Türkiye’yi daha fazla yönetmesi mümkün değildir. Küfürcü Trump bile bu değişime engel olamayacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.