Sporda şiddet bahane!

Anayasa’nın 93’üncü ve TBMM İçtüzüğü’nün 5’inci maddelerine göre, 1 Temmuz 2019 Pazartesi günü tatile girmesi gereken TBMM’nin tatile girmemesine, Genel Kurulda 18.06.2019’da karar verildi.

Bu pek alışık olunmayan yaz mesaisinde ülke ve millet menfaatlerinin gereği olarak, sonbaharda başlayacak olan yeni yasama dönemine ertelenemeyecek kadar önemli kanunlar görüşülecektir diye düşünürüz değil mi?

Ülkenin dış güvenliği açısından, Suriye’de ve bölgede yaşanan uluslararası gelişmeler, ABD-İran gerilimi, doğu Akdeniz’de yaşanan gerginlikler ve ekonomide alınması gereken acil tedbirlere ilişkin yasal düzenlemeler tabi ki Meclis tatilinin ertelemesini gerektiren önemli durumlardır.

Ama bakıyoruz, meclis gündeminde bu tür acil konulara ilişkin hiçbir çalışma yok. Bunlardan daha da acil olarak görülen bir yasa değişikliği çalışması; kısaca “sporda şiddet yasası” denilen kanun teklifi var. AKP ve yancısı MHP’nin oylarıyla kanunlaşması beklenen teklifi biraz açalım.

SPORDA ŞİDDET KONUSU NEDEN BU KADAR ACİL?

Meclis gündeminin ilk sırasında olan “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” yeni lig sezonuna yetiştirilmeye çalışılıyor. AKP’nin sunduğu ve Adalet Komisyonu’nda kabul edilen bu kanun teklifini detaylıca incelemeye çalıştım, ne getiriyormuş bu kadar acil çıkarılması gereken kanun değişikliği, bir bakalım.

6222 sayılı bu kanunun amacı; “müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında spor alanları ile bunların çevresinde, taraftarların sürekli veya geçici olarak gruplar halinde bulundukları yerlerde veya müsabakanın yapılacağı yere gidiş ve geliş güzergâhlarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesi” olarak tanımlanıyor. Kanun bu çerçevede, Mülki amirlere ve kolluk kuvvetlerine olaylara müdahale açısından, diğer kanunlarda olmayan geniş yetkiler veriyor ve uymayanlara ağır yaptırımlar getiriyor.

Yasa değişikliği ile öncelikle “spor alanı” kavramını genişletiliyor ve uymayanlara verilecek cezaları ciddi ölçüde artırıyor. Yasanın eski halinden farklı olarak taraftarların maç izlemeye gideceği her türlü (kara, hava, deniz) ulaşım araçları, tarafların toplanma ve güzergâh alanları “spor alanı” kapsamına alınıyor. Bu yerlerde yapılacak her türlü eylem ve davranış kolluk güçlerince statlarda yapılan eylem gibi engellenecek ve kanunda geçen ağır cezai hükümlerin uygulama alanı ölçüsüz şekilde genişletilmiş olacak.

CHP İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan yasa teklifini komisyonda eleştirirken; “tarafların toplanma alanı suç potansiyel alanı olarak görülüyor, bu kanuna ‘Ekrem İmamoğlu kanunu’ diyorum. Seyircilerin tezahüratları ruhumuzu okşadığı zaman bir şey demiyoruz ama beğenmediğimiz tezahüratlar yapıldığında sert tepki veriyoruz. Vatandaşlarımızın barışçıl mesajlar verdiği ortamların terör ortamı olarak görülmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

Baştan şunu belirtmek isterim; yasanın gerçek amacı olan sporda şiddet ve holiganizmin önlenmesi çerçevesinde zorunlu olduğunu düşünüyorum. İlk bakışta, spor alanlarında holiganlara karşı etkili bir yaptırım gibi düşünülebilecek bu düzenlemenin ne amaçla ve nerelere kadar kullanılabileceğini öngörünce durum değişiyor.

Niyet sadece maç güvenliğinin sağlanması değildir. Öyle olsaydı, mevcut yasanın (bir değişikliğe gidilmeden ve ciddiyetle uygulanması halinde de) yeterli olacağı kanaatindeyim.

CEZALAR; TUTUKLANMAYI GEREKTİRECEK SINIRIN ÜSTÜNE ÇIKARTILIYOR

Bu değişiklikle cezalar da önemli ölçüde artırılıyor, böylece tutuklamaların önü açılıyor. Maçlarda iktidar aleyhinde slogan atanlar ve pankart açanlar mevcut yasaya göre “Müsabakanın seyrini veya güvenliğini bozma” eyleminden kovuşturma açılırsa, “3 aydan 1 yıla kadar hapis” ile yargılanıyorlardı.

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) “Tutuklama nedenleri” başlıklı 100/4’e göre, “hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemezhükmü bulunmaktadır.

Yükselen muhalif sesleri tümüyle susturmak konusunda son derece kararlı iktidarımız maçlarda yükselen muhalif seslere de hal çaresini buldu! Tasarıda “Müsabakanın seyrini veya güvenliğini bozanlar hakkında 3 aydan 1 yıla kadar uygulanan hapis cezası 1 yıldan 3 yıla kadar artırılıyor”, yani “tutuklanmazlık” sınırı olan 2 yılın üstüne çıkartılıyor.

Ayrıca, “kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini bez veya sair unsurlarla tamamen, kısmen kapatarak kanunda belirtilen suçları işleyenler hakkında verilecek cezalar yarı oranında artırılacak” hükmü getiriliyor. Böylece iktidarı rahatsız edecek tezahürat yapan, slogan atan ve/veya pankart açan ve yüzünü örten taraftarlar 4,5 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaklar.

Üstelik tüm statlara girenlerin biyometrik bilgileri, parmak izleri ve dijital eşgalleri alınacak, kaydedilecek. Bu dijital yüz tanıma verileri kullanılarak yüzbinlik statta slogan atan herkesin kimlikleri kameralarla tespit edilecek. Böylece “yüce Türk adaletinden” kimse kaçamayacak! Maçlardan toplanan muhaliflere “bağımsız ve tarafsız” yargımızın rahatça ve patır patır tutuklamalar verebileceğini önceki uygulamalarından kolayca öngörebiliyoruz. En azından bu ihtimalin taraftarı hayli baskılayacağını ve sesini kıstıracağını düşünmek yanlış tahmin olacaktır.

SERT YASALAR ÇIKARMAKTAN NE UMULUYOR

Bugün ülkemizin herhangi bir şehrinin herhangi bir meydanında bir gurup toplansa ve “yaşasın hükümetimiz, yaşasın reisimiz, kahrolsun muhalefet…” diye slogan atsa “vatandaş fikrini ifade özgürlüğünü kullandı” olur. Peki, çok değil beş-on kişi sadece “hükümet istifa, yaşasın özgürlük” diye slogan atsalar, başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini kimse garanti edebilir mi? Muhalif her tür eylemin sonucunda neler olabileceğini ülkede yaşayan herkes biliyor.

Ülkede kolluk ve yargının ne durumlara getirildiği ortada; yargının talimatla çalıştığı ve iktidar tarafından gelen telkinlere doğrudan açık olduğu kanaati yaygın. Muhalif yazar, sanatçı, aydın ve halk kesimleri çok açık bir baskı altında, ana muhalefet liderinin linç girişimi, muhalif yazarlara yapılan fiziki saldırılar cezalandırılmak bir yana onurlandırılıyor. Tüm yapılan yasal ve idari düzenlemeler adı konulamayan bir garip yeni rejimin ömrünü olabildiğince uzatma çabasından öte gitmiyor.

Halk desteğinin düzenli olarak düştüğü görülen iktidar, toplumsal tepkilerin görünürlüğünü her türlü yöntemlerle örtmek istiyor. Anayasal hak olan toplanma, gösteri ve düşünceyi ifade özgürlükleri fiili olarak tamamen engellenmiş durumda.

İKTİDARIN ELİNDEKİ SON SEÇENEĞİ: SOPA

Sözde “sporda şiddetin önlenmesi” için getirilecek bu düzenlemenin aslında hangi amaca hizmet için acilen çıkartılmaya çalışıldığı şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım. “Ekrem İmamoğlu kanunu” denilen bu düzenleme ile spor müsabakalarında, tribünlerdeki muhalif coşku ve heyecan korkuyla ve baskıyla sindirilmeye çalışılıyor.

Peki iktidardakiler bu tür yasal düzenlemelerden bekledikleri sonuçları alabilirler mi? Eğer şu başarı olacak ise, maça giden bir kısım insanın “aman başımıza iş almayalım” diyerek, atacakları sloganları dillerinden seslendirmeyip kalplerinden geçirmesi sağlanabilir.

Halk desteğini gitgide yitiren baskıcı yönetimlerin baskılarını artırarak iktidarlarının ömrünü uzatmayı denedikleri çok görülmüştür. Ancak bu tür despotik uygulamalar nihai sonucu engellemeye hiçbir zaman yeterli olmamıştır.

İktidarın kitleler üzerinde sopa kullanarak varlığını artık korku üzerinden sürdürme çabası, halka sunacağı aş, iş, refah ve huzura ilişkin çözümlerinin kalmadığının da kanıtıdır.

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...