Sözü kaynağında okumak ve Aleviler

Görünürlüğü düşük olsa da Alevi kurumları arasında bir süredir alttan alta yürüyen bir kavga var. Bu kavganın tarafları, sahip oldukları itikadi konumu hakikat olarak ifade edip, karşı olanı yola, inanca aykırı hareket etmekle itham ediyor ve kavga da tam buradan ateşini alıp harlanıyor. En azından görünürde olan bu.

Görünürde olmayan ne peki? Bu noktada iki olguyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan ilki dinin/inancın kurumsallaşması ve kurumsallaştığı ölçüde, farklı saiklerle hareket etme kaygısıdır. Daha açık bir ifadeyle kurumsallaşan inanç merkezleri, bu süreçte aynı zamanda ekonomik ve ticari ilişkilerin de içerisine girer. Akabinde anılan inanç merkezi, eş zamanlı olarak belirli ekonomik, ticari ve hatta siyasi çıkarları temsil etme talihsizliği ile karşı karşıya kalır. Talihsizlik diyoruz zira, inanç ekonomik bir temelde örgütlendiği andan itibaren, yol önderlerinin yerini ağırlıklı olarak muhasebeciler alır ki, bu kabul edilebilecek bir durum değildir. Dediğimiz gibi inancın kurumsallaşmasının zorunlu sonucu olarak doğabilecek durumlardır bunlar. Nitekim yaşanan çoğu kavganın arkasında da çoğunlukla bu sonucun yattığını görüyoruz.

İkinci olguyla da burada karşılaşıyoruz aslında. Alevi örgütlenmeleri arasında itikadi bir ayrışma olduğu elbet bir gerçekliğe işaret ediyor. Lakin bu gerçekliğe yakından baktığımız zaman, hakikati temsil ettiğini iddia eden kimselerin bu “değerlere” yakışır bir biçimde hareket etmediklerini de görüyoruz.  Şöyle ki, alevi örgütlenmesi adına hakikati temsil ettiğini öne süren kimse bir bakıyorsunuz, siyasetçilerle kol kola geziyor dahası adı akçeli işlerle anılıyor. Oysa siyaset doğası gereği “günahın” en çok işlendiği, işleneceği alanlardan birisidir. Hal bu iken bir yol önderi nasıl olurda siyasetçilerle güle oynaya fotoğraf verir, onlarla aynı kare içerisinde yer alır ve tabi akçeli işlere bulaşır anlamak güç. Üstelik bu kimse yol adına hakikati temsil ettiğini öne sürerken.

Hatayi bir dörtlüğünde şöyle söyler:

“Özün eğri ise yola zararsın
Derdini yetişmiş derman ararsın
Maslahatın nedir şarı sorarsın
Sarraf olmayınca girme şara sen”

Yukarıdaki satırlarda kendine yer bulmaya çalışan kelam Hatayi’de bir nebze de olsa feraha eriyor sanırım. Tekrara gerek yok ama; özün eğri ise yolu temsil etmek bir yana ona zarar verirsin diyor Hatayi. Mensubiyetini yaşamadığın değerleri taşıdığını ileri süremezsin diye de ekliyor elbet. Ol sebep, söylediklerimiz, eylemimiz, üslubumuz hakikattir bazen ve bu hakikat çoğu zaman, esasta temsil ettiğimiz değerleri de örseler, onu da zora sokup, mahcup olmasına sebep olur.

Şu açık bir hakikat değil mi: Alevi toplumu geçmişe nazaran daha çok Cemevine, daha çok kitabi çalışmaya daha çok esere ve toplamda daha çok olanaklara sahip. O halde bu kavga, çatışma neden? Yola hizmet ettiğini süren kurumlar, bu hizmeti “eline, beline, diline sahip ol” düsturu ile yapıp, Cemevlerini, yalnızca “imanın tazelendiği” yerler olarak yaşatmasalardı sonuç hiç böyle olur muydu? Burada şunu önemle ifade etmemiz gerekir diye düşünüyorum: bir inanç merkezi örnek olup, örnek alınan bir yer haline gelmediği sürece misyonunu “itikadi” anlamda yerine getirmemiş demektir. Kaygusuz’un deyişiyle:

“Bu adem dedikleri
El ayakla baş değil
Adem manaya derler
Suret ile kaş değil”

Lakin bir bakıyorsunuz, çoğu zaman itikadi olarak ayrışan Alevi örgütleri pratik süreçlerde birbirine benzemeye başlıyor; dünyevi olana bağlanıp, ikrar verdikleri değerlerden uzaklaşıyor. Oysa benzerlikleriniz, ayrılıklarınızın önüne geçtiği noktada neyi, hangi yorumu temsil ettiğimizin bir önemi kalmaz. Bu anlamda yıllar boyu talep edilen Cemevleri de, inancın değil,  çıkarların merkezi haline gelir. Bize düşmez ama gelinen noktada şunları da naçizane hatırlatmak gerek; yol önderi ağırlığına yakışır şekilde davranır, her daim konuşup yazmaz; muktedir olmayı hiç düşünmez, onun için de iktidarın olanaklarından olabildiğince uzak durur; toplum zulme gark olmuşken o mazlumun yanında durur, ol hesap, saraya da kapı kuluna da yüz vermez onunla yan yana gelmez; inanç yerlerini siyasetten uzak tutar, oralarda siyasileri ağırlayıp gülücükler saçmaz ama duruşu, tavrı ve vakurluğu ile ilkelerinden de ödün vermez, ilkesini çıkarlara heba etmez.  Otorite olmaktan özenle kaçınır, yaşadığı sürece pişeceğini düşünür, özünü yanında taşıyıp dileyene sunar sadece.

Ez cümle kendini inanca taşıtmaz, inancının yol eri olur o.

Sözü çok yorup, çok yüklendik ona. Onun için Dedem Yunus’tan izin isteyip son kelamımızı onun şu dizeleri ile noktalayalım:

“Din ve millet sorar isen, aşıklara din ne hacet,
Aşık kişi harap olur, aşık bilmez din diyanet.”

Rakı markası ve Diyanet

Diyanet İşleri Başkanlığı’nca, alkollü içecek üreten bir şirkete ait markada 'âlâ' ifadesinin geçmesi üzerine açılan davada, Allah’ın sıfatlarından birinin marka olarak kullanılmasının dinen uygun...

‘Diyanet’in Fetvaları’ 

Diyanet, son yıllarda kullanılmaya başlanan 'fetva' kavramıyla yasaları kendince ortadan kaldırmak, dönüştürmek istiyor. Diyanet’in aile, sosyal yaşama, nişanlanmaya, evlenmeye, boşanmaya, mirasa, ticarete vb binlerce...

İhtiyaç listemizde kitap kaçıncı sırada?

Özellikle son 16 yıldır TÖMER’in araştırmalarına göre okuma alışkanlığımızdan hızla uzaklaştık. Dünya’da ve ülkemizde kitap okuma alışkanlığının hızla gerilemesinin başlıca nedenleri arasında teknolojinin getirdiği...

Merminin iktidar kurtaran serinliği

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bir merminin fiyatı nedir biliyor musunuz?” özdeyişini telefonumdaki haber sitesinin manşetinde ilk okuduğumda, Merzifon kitap fuarında okurlarla buluşmadaydım. Bu çarpıcı haberin başlığından,...

İş yerinde aşk başkadır!

14 Şubat bilindiği gibi Sevgililer Günü'dür. Sevgi bu hayatta vazgeçilmez bir duygudur ve aşk da bunun çocuksu bir heyecanıdır. Çoğu şey gibi aşkın da...