İzmir’de yaşayan, yeminli mali müşavir sevgili hemşerimiz Milaslı İlgin Saylam, kitap okumayı sevdiğimi bildiği için sağ olsun yazar arkadaşı Mehmet Mez’in ‘’ Soprano ve Umutların Yeşil Kaldığı’’ adlı iki güzel kitabını adıma imzalatıp 3 ay önce adresime gönderdi. Mehmet Mez’in Soprano adlı öykü kitabını yaz tatilinde keyifle yeni okuyup bitirdim. İçinde birbirinden farklı ve güzel 18 adet öykü var. En çok Dur, Soprano, Duvar ve Bomba adlı öykülerini sevdim. Diğerleri de çok güzel ve mizah yüklü ama seçim olarak 4 öykü ilgimi çekti, beğendim. Yazarımızın kalemine ve yüreğine sağlık. Kibele yayınevi tarafından basımı yapılan bu güzel kitabı alın okuyun derim. Çok sevecek, beğenecek ve tekrar tekrar öyküleri bir daha okuma isteği duyacaksınız.

Nasıl da ustalıkla gizlemiş kendini bunca yıl? İnsan bu kadar öyküler yazar da bakılsın, okunsun, beğenilsin istemez mi? İstememiş. Yazmakla yetinmiş Mehmet Mez. Kurmuş, işlemiş, sabırla biriktirmiş. Şimdiye kadar…Elinizdeki bir ilk kitap. Mehmet Mez’in ilk öykü kitabı. Ama ilk olduğuna inanamayacaksınız. Ustalıklı bir anlatım, tam dozunda bir mizah, ayrıntıcı bir gözlem, görsellik kazandıran benzetmeler, yerel sözcüklerin sarmalayıcı esintisi, yüksek bir düş gücü…Ayvalık ve İzmir’den çıkmış Mehmet Mez, Midilli’den Girit’e, Bağdat’tan Prağ’a, Viyana’ya, Frankfurt’a uzanan coğrafyada soluk soluğa okunan öyküler yazmış…Okunası öyküler…Feyza Hepçilingirler.

Yukarıda yazar Feyza Hepçilingirler’in yazdığı kitabın arka kapak yazısındaki alıntıyı okudunuz. Şimdi de yazarın ‘’Dur’’ adlı öyküsünden bir bölümü sizlerle paylaşacağım:

Nasıl bir ülke olmuştuk böyle biz? Başbakanımız, ‘’ Allahtan başka kimseden korkum yoktur…’’ diyor ama arkasında 400 kişilik Amerikan usulü, kapkara güneş gözlüklü koruma polisi ordusuyla dolaşıyordu. İyi de korkmuyorsa eğer, koruma ordusuna ne ihtiyacı vardı; ne bileyim? Elin İskandinav ülkelerinde, başbakanların belediye otobüsüne, diğer kitle ulaşım araçlarına binerek işlerine gittiklerini, tatil günlerinde bisikletle kentlerinin caddelerinde parklarında dolaştıklarını okuyorduk gazetelerde. Böyle yüce gönüllü yöneticilere kavuşmak pek mi zordu? Öyle bir ülke olamaz mıydık biz? Hafta sonu eşini koluna taktığı gibi sinemaya gidiyordu batıda en tepedeki adamlar. Ne koruma ne polis…Buna rağmen onca yıldır, oraları için duya duya, bir Olof Palme’nin öldürüldüğü duyulmuştu. Onun da katili bizim güneydoğudan bir yerlerdenmiş işin aslına bakılırsa.

İyi okumalar efendim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.