Sol ve sokak

Türkiye’de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla büyük yürüyüşler düzenledi. Solun hemen her fraksiyonu (Bugünkü dinciler gibi) taraftar buldu, güçlendi.

Solcu romantik gençler köylü ile birlikte hasat kaldırmaya işçi ile birlikte kazma sallamaya heves ettiler. Lakin bir iki sınırlı deneme haricinde işin teori/pretik/yerelleşme boyutunu halledemediler. Zira Türkiye’de ne Komprador ne de Proleter sınıf vardı. Ne bolşevik olacak kadar halinden memnuniyetsiz insan vardı; ne de menşevik durumuna düşecek kadar halktan kopuk bir burjuvazi. Zenginler henüz kendi gettolarına çekilmemişlerdi. Zengin dedikleri Hasan Bey ile Hasan ağa ile işçi Ahmet yahut Irgat Ahmet arasındaki fark bugünkü gibi bir uçurum değil idi. Sadece zenginler daha çok et yiyebiliyordu. Ama ekmeği aynı miktarda yiyorlardı. Rakıyı fakir de içebiliyordu o zamanlar.

Üretim araçlarının hemen tamamı Devlete ait idi. Ellerinde burjuva diye saldıracakları bi Koç, bi de Sabancı vardı.

Köylünün önemli kısmı zaten toprak sahibi idi (Güneydoğu hariç). Verimsiz dahi olsa kendi toprağını işleyen köylüye çok şey anlatmak kabil olmadı. Devrimi destekleyen ciddi bir köylü sınıfı da yoktu Maocularda bi açıkta kaldı yani.

Lakin daha sonra birileri bu romantik solcu gençlerin eline Silah verdi ve devrimde Che Guevara, Simon Bolivar (Latin pratiği) modelini önerdiler. Bu gençlere göre Türiye’ye Devrim’in gelmesinin tek yolu başarılacak bir silahlı mücadele idi. Ellerine av tüfeklerini aldılar ve Amerikan elçisi kaçırıp banka soydular.

Sonuç?

Sonuç bugün hala Kızıldere’de Jandarma ile çatışırken öldürülen, yahut sıkıyönetim tarafından idam edilen gençler için ağıt yakıyorlar. O zaman çıkıpta;

Lan oğlum manyak mısınız? Av tüfeği ile devrim mi olur? Banka soyarak devrim mi olur? demeyen puştlar; arkasından ağıt yakıyorlar şimdi. Yavşaklar hala öldürülüşünü Nato’ya Gladyo’ya bağlıyorlar. Halbuki Çehov’dan beri altın kural şudur. İlk sahnede silah var ise son sahnede mutlaka patlar. Peki patlayan silah kimi öldürür? Bu yavşak silahın patlayacağını öngörüyor. Birinin öleceğini öngörüyor, bekliyor. Silah patlaya biri öle panayırını yapsın.

Çanakkale/Kirazlı üzerinden başlatılan “Duyar Kasma” hamlesini de ben bu bağlamda görüyorum.

2010 senesinden bu yana adamlar maden arıyor. 2016 senesinde üretim ruhsatı alıyor, iki seneden bu yana faaliyette. Lakin efendilerin aklı başına yeni geliyor.

Eyyy benim sol duyargaları gelişmiş kardeşim!! Gene gaza geliyon ya. Yalan yanlış bilgiler ile başlattığın infial, çıktığın yol gene elinde patlayacak ya. Günün sonunda Ülkenin zenginleşmesine karşı çıkan yağmacılar olarak yaftalanacaksın ya.

Gene Bayrak eylemlerindeki gibi, gene Artvindeki gibi, gene Gezi’deki gibi, gene Kadıköy’deki gibi, gene 60 larda DİSK’teki gibi devlet ile seni karşı karşıya getirip polis/jandarma jopu ile politize etmenin derdindeler. Gene seni kalabalıklara teşhir edip ahaliye “Aha bak gördün mü bunlar budur işte” diyecekler. “Gene senin topladığın kalabalıkları vandalizme teşvik edip (Yapsan da yapmasan da ) Fişkiyeyi kıran, Kadıköy’de çiçeklere saldıran, milletin malını yağmalayan adam olarak lanse edecekler.

Bi otur! Bi dur! Bi düşün!

Yaptığın şey bir sonuca ulaşacak mı?

Her şey bittiğinde nasıl görüneceksin?

Sokakta olmayı, içini dökmeyi, eylem koymayı seviyorsun anladıkta;

Aslında çevreye değil de; düzene hizmet ediyor olmayasın??

ÖSO’yu alana selefiler bedava!

Türkiye, başlattığı Suriye operasyonuyla birlikte yeni bir 'cihat' problemiyle karşı karşıya. Sadece Batı ve ABD değil, ÖSO'cular da kardeşleri Nusra ve IŞİD'cilerle birlikte; Türkiye'nin...

En büyük düşman ABD…

78 Kuşağı mensubu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ,çok şükür 45 yılı aşkın bir zamandır ABD'nin çirkin yüzünü görüp,emperyalizmin bir numaralı temsilcisi olduğunu farketmiş olduğumuzdan...

Koşa koşa bataklığa!

İktidarın yanlış politikalarıyla Suriye'de yıllardır debelenen Türkiye, şimdi emperyalistlerin kışkırtmalarıyla yeni ve devasa bir bataklığa doğru sürükleniyor. Erdoğan'ın BM'de başlattığı süreç, tam olarak "olabileceklerin...

Düşünme yetisini kaybetmiş bir toplum

Öğrenim hayatımızda gördüğümüz derslerde aklımıza kalan nedir diye sorsak herhalde hemen herkesin üzerinde mutabık olacağı hususlardan biri de “insan düşünen hayvandır” cümlesidir. Bu sözle...

Depreme karşı çocuklarımızı eğitmekle başlamalıyız

Deprem geçtiğimiz günlerde yine kendini bize hatırlattı. Oysaki hepimiz İstanbul’da çok büyük bir deprem olacağını biliyoruz. Yıllardır söylenen bu konuyu unutmuş gibiydik. Bugünlerde herkes...