SOL Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Alper Taş, Samsun’da düzenlenen “Yerel Seçimler ve Devrimci Siyaset” paneline katıldı.

Taş, şunları söyledi:

'SEÇİMLER YAŞADIĞIMIZ SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ OLMAKTAN UZAK'

Gerçekten bu başlıkta önemli çünkü yerel seçimler düzleminde konuşulan sadece kişiler. Siyaset konuşulmuyor. Siyasetsiz bir yerel seçim ortamı var. Genelde kimin nereden, aday olduğu ki bu çok karmaşık da bir olgu. Bakıyorsunuz bugün bir partide olan bir başka gün bir başka partinin adayı olarak karşımıza çıkmış. Tabiri caizse kimin eli kimin cebinde belli değil. İdeoloji yok, siyaset yok, örgüt yok, dava yok, çıkar var, makam var, mevki var. Bunun üzerine odaklanmış ve içeriği boşaltılmış bir seçim süreci içerisindeyiz Türkiye açısından. Çok seçim geçirdik. Türkiye, çok fazla seçimle yüz yüze kaldı. Şimdi önümüzdeki 4 yıl olağanüstü bir gelişme olmazsa 4 yıl boyunca bir seçim yok. Seçim çok da demokrasi yok. Sonuçta gören diyecek ki bu Türkiye’de vay be ne kadar seçim oluyor, gerçekten seçim oluyor, olmakla da kalmıyor, katılımı çok yüksek de bir seçim oluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bizim ülkemizde yapılan seçimler kadar katılımı yüksek, bir seçimde söz konusu olmuyor ama sonuçta seçimler gelip gidiyor. Demokrasi alanımız her gün biraz daha kötüye, ekonomik alanımız, yoksullaşma daha da derinleşmeye devam ediyor. Seçimler bu manada yaşadığımız sorunların bir çözümü olmaktan uzak kalıyor.

'KENTSEL MUHALEFET DENİLİNCE AKLIMIZA 'GEZİ' GELİYOR'

Bu yerel seçimler açısından SOL Parti olarak, bizim en önem verdiğimiz mesele yereli konuşmak, yereli tartışmak, yerel örgütlenme anlayışımız üzerine düşünmek, kentlere dair taahhütlerimizi ortaya koymak, nasıl yerel yönetim, nasıl bir kent, esasen bunları tartışma gündemine taşımak ve kentte yaşayanların, çelişkilerini, sorunlarını gündemleştirmek, bu sorunları açığa çıkarmak ve bu sorunları yerel seçim gündemine taşımalıyız. Esasen en önemli yapmamız gereken meselelerden bir tanesi bu. Bir de Türkiye’nin gerçekliği var. Türkiye’nin gerçekliği şu; 2013 Haziran’ı biliyorsunuz Gezi isyanı oldu. Haziran’da ölmek zor demiş ya şair ölmenin de zor olduğu bir ay. Bir isyan Türkiye’de büyüdü, hayata geçti ve bu isyan, esas kökeninde kentsel zemini olmasıydı. Bir isyan boyutu var olayın, AKP’nin iktidarına karşı onun yukarıdan aşağıya ideolojik dayatmasına karşı, bir isyan boyutu var ama eylemin çıkış nedeni ve isyanın çıkış nedeni, esasen bir kentsel tahribat. Bize ait olan bir yerin, Gezi parkının müşterek olan bir alanın bizde kalması talebi ve buranın kamunun elinden gitmemesi talebiyle ortaya çıkan, bir muhalefet. Doğal olarak bir kentsel muhalefet dendiğinde aklımıza gelen en önemli başlık Gezi başlığı oluyor.

'KENTLER, SINIF MÜCADELESİNİN ARENASI HALİNE DÖNÜŞTÜ'

2013 Haziran’ından bu yana biliyorsunuz birçok yerde forumlar kuruldu, mahalle örgütlenmeleri geliştirilmeye çalışıldı fakat özellikle 2015’te başlayan, bizim de maruz kaldığımız çok güzel insanımızı yitirdiğimiz, 10 Ekim katliamı sonrası her düzeyde muhalefet geriledi. Tankla, topla muhalefet susturuldu, şiddetle susturuldu ve kentsel muhalefette zayıfladı. Şu an Türkiye’de kentsel muhalefet diyebileceğimiz muhalefet dinamikleri, oldukça zayıflamış vaziyettedir. Kentsel muhalefet çok bizim gündemimize girmiş bir muhalefet biçimi değil. Hep işçi muhalefetinden söz ederiz, emekçi muhalefetinden söz ederiz, kamu emekçileri muhalefetinden söz ederiz, gençlik muhalefetinden söz ederiz, kadın muhalefetinden söz ederiz, ekolojik bunun kentle bir bağı var tabi ekolojik mücadelenin ama bu mücadele alanlarını tarif ederiz ama kentsel muhalefet, alanı diye bir alanımız yok. Bu konuda kafa yormuşluğumuz da yok. Bunu da ele almamız ve düşünmemiz gerekiyor çünkü kentsel mücadele bir tür sınıf mücadelesinin tezahürü, yani sınıf mücadelesinin kentlere yansıması, oldukça önemli çünkü kentler de artık sınıf mücadelesinin bir arenası haline dönüşmüş vaziyette.

'KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNDE BİR SINIF TERCİHİ YAPILIYOR'

Özellikle kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde bir sınıf tercihi yapılıyor. Kentin merkezinde olan emekçiler, kentsel dönüşüm projeleriyle, kentin dışına sürülüyor ve bir soygunlaştırma projesi olarak zenginlere ve büyük kesimlere daha sağlıklı, yerler, açılmış oluyor. O yüzden bunun üzerinden gelişen kentsel muhalefet dinamikleri var. O açıdan biz bunu şöyle yapalım; yerel seçim geldiğinde aklımıza gelen, bir mesele olmasın diye, yerel seçim bittikten sonra bile biz Samsun’daki arkadaşlar olarak var gücümüzle Samsun’da bir kentsel muhalefet odağı yaratmaya, bir kent meclisi yaratmaya, o kent meclisi üstünden kent demokrasisi noktasını oluşturduğumuz örgütlenmeyle, kentteki değişime, kentteki sosyolojiye, kentte ki çelişkilere ve çatışmalara, müdahil olalım, kentte dahil fikrimizi söyleyelim geliştirelim. Ancak bunu yaparsak 5 yıl sonra yerel seçim söz konusu olduğunda biz bugünkü tablomuzdan daha farklı bir tabloyla yüz yüze kalmış oluruz. Daha iddialı süreçte ortaya koyarız. Birkaç yerde yönetmeye talip oluruz. Kente dair sözümüz çok olur ve söylediğiniz sözün de bir karşılığı olur çünkü 5 yıl boyunca kente dair birikim yaratmış, kente dair toplumsal bir mücadele yürütmüş insanların sözünü kentteki yaşayanlar daha fazla duyar.