Bugün kadının siyasetteki yeri daha ziyade "niceliksel" ölçütler üzerinden tartışılmakta, "niteliksel" tartışmalara fazla yer verilmemekte. Gerçekten de ülkemizde öteden beri kadın-siyaset konusunda yapılan toplumsal ve bilimsel tartışmalar çoğunlukla kadınların siyasette "% kaç oranında yer alabildiği" konusu üzerinden olmuş.

Öte yandan siyasette bir şekilde yer bulmuş olan kadının gerek siyaset yapma biçimi ve ya yöntemi, gerekse halkın ondan beklediği "başarı" ölçütü maalesef "eril siyaset yapma biçimini" benimsemiş olmasıyla ilişkilidir. "Erkek siyasetçi", "cesur kadın" vs. imgeleri, ülkemizde kadınların siyasetteki geleceğini ve başarısını belirlemektedir. Dolayısıyla siyaset-kadın tartışmalarındaki bu iki temel boyuttan hareketle, kadının siyasete nasıl bir nitelik kazandırdığı ve ya kazandırması gerektiği hususu cılız bir tartışma konusu olmuştur.

Eril bir siyaset ikliminde, doğasına yabancılaşarak siyaset yapma eğilimindeki bir kadının, “kadın” olarak siyasete katılmış olması ne kadar anlamlıdır? Diğer deyişle, "siyasetin erkek dilini" benimseyen ve pratiğe aktaran bir kadının, siyasette olması ya da olmaması neyi değiştirir?

Bu sorular çerçevesinde, bugün ülkemizde “kaç kadının siyasette olduğu” kadar kadınların “ne kadar kadınca siyaset yaptığı”nı da tartışmak gerekir.

Eril siyasette toplumsal olarak kadınlardan çocuk büyütmeleri ve aile odaklı geleneksel cinsiyet rollerini yerine getirmeleri beklenmekte, yaşam alanları “ev”le sınırlanmaktadır. Siyaset alanında ise partilerin yapısı ve siyasal kültürü, kadınların önüne set çekmektedir. Öte yandan demokratik sistemlerde kadın katılımını artırıcı süreçler demokratik bir biçimde işlememekte.

Eril siyasette başarılı olabilmek için para, zaman, güçlü sosyal ilişki ağları, eğitim ve deneyim gibi unsurların hepsinin aktif olarak kullanılması gerekmektedir.

Kadının siyasal yaşam içerisinde yeterince yer almayışı ile ilgili toplumdaki temel yargı, kadınların siyasete karşı ilgisiz oldukları ve bu alanda kendilerini göstermeleri konusunda erkeklere oranla yetersiz kaldıklarıyla ilişkilendirilir. Oysa ki kadının siyasette yetersizliğiyle ilgili bu anlayışın “eril siyaset" ölçütüne dayandığı, kadın merkezli bir bakış açısıyla konuya yaklaşıldığında kadının yetersizliğinden değil, bilakis yetkinliğinden söz edilebileceğini unutmamak gerekir.

Kadınların siyasi alanda yaşadığı bu zorluklara rağmen seçme ve seçilme hakkını pek çok gelişmiş ülkeden önce elde ettiğimizi de unutmamak lazım.

Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda biz kadınlar mücadele etmeye devam edeceğiz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.