Krize yol açan iktisat politikalarını uygulayan iktidarların bu krizleri çözemedikleri ve iktidarı kaybettikleri hep görülmüştür. Peki, bu deneyimler krizle gelen iktidarın krizle gideceğinin şaşmaz kanıtı mıdır?

“Eski Türkiye”de ekonomik krize neden olan bütün iktidarlar gelen ilk seçimlerde gitmişlerdi. Bunun en yakın örneği olan 2001 krizi döneminde parlamentonun değişim ve çözüm üretim kapasitesi vardı. Krize sebep olan koalisyon partileri (DSP, MHP, DYP, ANAP) 2002 seçimlerinde baraj altı kalarak parlamentoya dahi girememişlerdi.

Peki bugünkü mevcut durum ve kapasiteden bir iktidar değişiminin çıkma olasılığı var mıdır? Demokratik sistem içinde iktidar değişimleri, şu dört unsurun işlevini doğru bir şekilde yerine getirmesi ile mümkün olabilmektedir. Bunlar; düzgün çalışan bir Parlamento, serbest demokratik seçimler, bağımsız medya ve seçmenin özgür iradesidir. Biraz daha açacak olursak;

1. Parlamento: Şu anda değişim ve çözüm üreten demokratik bir sistem yok ortada. Çoğulculuğun yerini otoriter bir çoğunlukçu başkanlık sistemi almış durumda. İşlevi neredeyse bitirilmiş ve Cumhurbaşkanı tarafından muhatap alınmayan bu parlamentonun iktidarı denetleme ve gerektiğinde gensoru ile hükümeti düşürme olanağı da ortadan kaldırıldı. Üstelik ortada bir hükümet yok, kabine denilen silik bir oluşum var.

2. Serbest Seçimler: Bu ülkede serbest ve adil bir seçim sistem ve sürecinin olmadığı ortadadır. Yargı’nın ve bunun bir parçası olan YSK’nın çok büyük ölçüde iktidarın denetimine girdiği kanaati yaygındır. Devletin tüm imkânlarının ve bütçesinin hoyratça kullanıldığı geçmiş seçimlerde ayyuka çıkan eşitsiz seçim süreçleri, seçim hileleri ve YSK uygulamaları hafızalardadır. 

3. Bağımsız Medya: “Ana akım” denilen, iktidardan ve sermaye guruplarından bağımsız bir medya artık kalmadı. Birkaç gazete, TV ve internet haberciliği hariç, geniş kitlelere ulaşabilecek muhalif medya bitirildi. Ekonomik sıkıntılar içinde varlık mücadelesi sürdürenler ise, yargı sopası tepelerinde, yoğun bir otosansür ile dar bir kesime sesini duyurmaya çalışıyor. Bu koşullarda muhalefetin geniş kitlelere ulaşması, etkilemesi ve siyaseti yönlendirmesi mümkün olamıyor. Ülkede gerçekte ne olup bittiğini bilmeyen bir seçmen kitlesi ile değişim ve çözüm üretmek nasıl olabilir ki?

4. Seçmen iradesi: iktidarı elde etmek ve elde tutmak için öyle veya böyle, bir şekilde seçmenin ikna edilmesi gerekiyor. İktidarın on altı yıldır gerçek dışı bir algı atmosferi içinde yeni bir milli kimlik oluşumu yarattığı görülmektedir. Bunun sonucunda, yaşadığımız tüm sorunların ve krizlerin dış komplo olduğuna inandırılmış geniş bir kitle yaratılmıştır. Manipüle edilmiş bu kitlenin ikna süreçlerinin biraz daha açılması yararlı olacaktır.

HINÇ VE İNTİKAM TEMELLİ KİTLE İKNA SÜRECİ

İktidar önce bir hikâye oluşturarak geniş kitleleri bu hikâyede buluşturdu. Kısaca “Yeni Osmanlıcılık” denilen hikâyeye göre, Cumhuriyet Devrimi sonrası “yok görülen, aşağılanan, değerleri örselenen” geniş kitleler artık iktidarı ele geçirmişlerdi. Semboller üzerinden yürütülen bu siyaset tarzına uygun yeni bir milli kimlik oluşturuldu. Kadim bir mağduriyet anlatısı üzerine kurulan bu hikâyede “yeniden dirilişin” simgesi, kurucu lider Erdoğan idi. Erdoğan bu misyonunu başarıyla yerine getirirken söylemleri ve eylemleriyle tabanın arzularına, hırslarına ve ihtiyaçlarına hitap etti, onların duygularını harekete geçirdi.

AKP iktidarları Cumhuriyet tarihi boyunca sağ siyasetin (laik devlet hassasiyetleri sebebiyle) tam dillendiremediği duyguları, arzuları ve hırsları köpürttü ve bunları çok iyi manipüle etti. Kendilerini ilk kez iktidarda hisseden, eski rejim tarafından hep mazlum ve mağdur edildiklerine inandırılan bu seçmen kitlesine mütemadi olarak öfke ve hınç duyguları enjekte edildi. Osmanlı’nın yıkılışının sebebinin de batılılaşma ve İslam’dan uzaklaşma olduğuna inandırıldılar.

İktidarın dayanağı olan kesimlerin korunup kollanması da “ikna sürecinde” oldukça etkili oldu. Geniş yoksul seçmen taban sosyal yardımlarla, orta tabaka küçük taşeronluk ihaleleriyle, daha üst tabaka da ciddi kamu kaynakları aktarımı ve kent rantı paylaşımı ile beslendiler.

İnançları, duyguları ve çıkarları temelinde etki altına alınan, kendilerini devletle özdeşleşmiş gören bu sosyo-kültürel kesimin sıkıca kenetlenebilmesi için “biz ve karşı taraf” ayrımı pekiştirildi. Atatürk devrimlerini benimsemiş, aydınlanmacı, Cumhuriyetçi, seküler kesim “onlar, ötekiler, bunlar, CeHaPe zihniyeti ” gibi ayrıştırıcı tanım ve söylemlerle hedefe konuldu. Bu kutuplaşma politikasının ekmeği her seçimde afiyetle yendi. Gücünü bu kutuplaştırılmış ve kenetlendirilmiş seçmen kitlesinden alan İktidar, “karşı taraf” olarak gördüklerine ağır bir baskı rejimi oluşturdu.

HEDEF İKTİDAR YOLUYLA DEVLETİ ELE GEÇİRMEK Mİ?

Parlamenter veya başkanlık olsun, tüm demokratik sistemler, iktidarların serbest seçimlerle ve demokratik yöntemlerle el değiştirilmesine olanak sağlama üzerine kuruludur. Ancak bu iktidarın (ne olursa olsun) yerini muhalefete terk etmeyeceği algısı yaygındır. Anayasa değişiklikleri, Başkanlık ve tek adam yönetimine geçiş gibi, yapılan edilen ne varsa, hepsi iktidarın hiçbir şekilde bırakılmaması üzerine kurgulandı ve tüm köprüler yıkıldı.

İktidarı ele geçirmek AKP’nin ilk hedefiydi, ancak nihai hedefin Devlet’i ele geçirilmek olduğu, bunu da büyük ölçüde gerçekleştirdikleri iddiaları vardır. Kendilerini seçimlerle iş başına gelmiş ve bir süre sonra yine seçimlerle gidecek bir siyasal parti olarak değil, artık Devlet’in ta kendisi olarak görmektedirler. Bu yüzden Erdoğan “Tarih bizi öyle bir noktaya getirdi ki, ülkemizin kaderiyle partimizin kaderlerini birleştirdi. Allah korusun AK Parti'nin yıkılması, Türkiye için felaket olacaktır” dedi. AKP’nin yıkılması gibi henüz görünen bir risk yokken, seçim kaybetmeyi kendisi açısından “yıkım” olarak gördüğü anlaşılmaktadır.

Başta sorduğumuz soruya yeniden dönecek olursak; bu yaşanan ekonomik kriz ve ülkenin yönetilememesi sorunu bir iktidar değişimini getirir mi?

SONUÇ: Bugün iktidarın varlığını dayandırdığı, (yukarıda saydığımız) işlevsiz Parlamento, güvensiz seçimler, bastırılmış medya ve manipüle edilmiş seçmen faktörleri, ülkemizde değişime kapalı bir rejim yapısını işaret etmektedir. Üstelik ortada güvenilir, inandırıcı ve iktidar alternatifi olarak kitleleri ikna edebilecek bir muhalefet de görülmemektedir. Bu tespitler ışığında; (yerel seçimlerde güç yitirseler bile) “bu ekonomik ve siyasal kriz iktidarı götürür” demek pek mümkün görülmemektedir. Bu kuralın ancak işleyen bir demokratik sistem içinde geçerli olacağı unutulmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.