Tam yeni Yazım Ortadoğu'nun kanlı santracı tahran'ın çifte namus stratejisini satırlarını kağıda dökerken, İstanbul’un orta yerinde, İsrail Konsolosluğu önünde yankılanan silah sesleriyle sarsıldık. Olayın sıcaklığı henüz geçmemişken, ekranlarda boy gösteren sözde akademisyenlerin ve bazı "doktor" unvanlı şahısların, bu tür saldırıları bölgedeki gerilimin "doğal bir sonucu" gibi pazarlamaya kalkışması ise en az o mermiler kadar tehlikelidir.
Şunu net bir şekilde ortaya koyalım: **Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde patlayan her silah, sıkılan her kurşun, doğrudan bu devletin egemenliğine ve güvenliğine yapılmış bir saldırıdır.*
Bu saldırıları "bölgesel konjonktür böyle gerektiriyor" ya da "normaldir" diyerek yumuşatmaya çalışanlar, aslında Türkiye’nin bekasına yönelik bu tehdidi meşrulaştıran birer "akıl tutulması" içindedirler. Bir üniversite çatısı altında veya bir gazete köşesinde oturup, Türkiye'nin kalbinde terör estirilmesini rasyonalize etmek, sadece akademik bir sığlık değil, aynı zamanda milli güvenliğe karşı yapılmış bir aymazlıktır.
Hiçbir stratejik analiz, hiçbir ideolojik duruş, Türkiye’nin sokaklarının bir hesaplaşma alanına çevrilmesini haklı çıkaramaz. Bu olaylar "normal" değil; Türkiye'nin egemenlik haklarına açık bir tecavüzdür. Bölgedeki kaosu ülkemizin içine taşımaya çalışanlara karşı durmak yerine, bu ateşe odun taşıyan fikir sahiplerinin ciddiyetten uzak bu tutumları, tarihin tozlu ve utanç dolu sayfalarında yerini alacaktır.
Türkiye, başkalarının vekalet savaşlarının sahnesi değildir ve olmayacaktır!