Sertleşen Suriyeli göçmenler politikasının gerçek sebepleri

0
92

Son günlerde iktidarın Suriyeli göçmenler konusundaki politikalarının sertleştiğini görüyoruz. Kayıtsız göçmenlerin sınırdışı edildiği ve edileceği yönünde haberler gelmeye devam ederken, İstanbul Valiliği de “kentte kaydı olmayan Suriyeli sığınmacıların bir aydan kısa sürede İstanbul’u terk etmeleri gerektiği” açıklamasını yaptı.

İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, “Geçici koruma kapsamında olmakla birlikte, İstanbul ilinde kaydı olmayan (diğer illere kayıtlı) Suriye uyruklu yabancıların, kayıtlı bulundukları illere geri dönmeleri için 20 Ağustos 2019 tarihine kadar süre verilmiştir. Belirtilen süre sonunda geri dönmediği tespit edilenler, İçişleri Bakanlığımızın talimatı doğrultusunda kayıtlı oldukları illere sevk edileceklerdir” denildi.

FARKLI TOPLUMSAL KESİMLER SIĞINMACILAR KONUSUNDA HEMFİKİR

Türkiye’de farklı siyasal ve sosyal kesimlerin birleştiği neredeyse tek konu “Suriyeliler meselesi”. Toplumda sağ ve soldaki “kutuplaşma” bu sorunda uzlaşmaya dönüşüyor. Yakın zamana kadar özellikle iktidar yanlıları ve AKP seçmenleri bu konuyu fazla sorun etmezlerken, ülke ekonomisinde işler kötüye gittikçe Suriyeliler meselesinden rahatsızlıklarını yüksek sesle dillendirmeye başladılar.

Aslında benzer durumlardaki tüm diğer batı ülkelerinde de benzer süreçlerin yaşandığına tanık olunuyor. Avrupa ülkelerinde ekonomi kötüye gittiğinde ve işsizliğin arttığında, “ötekiler”in (göçmenlerin) tüm sorunların kaynağı olarak görülme eğilimi artıyor. Önceleri hoşgörü gösterilen sığınmacılara ve göçmenlere neo-faşist saldırıların bu sebeplerle arttığı biliniyor.

Türkiye’de de Avrupa’da yaşananlara benzer süreç yaşanıyor. Geçici sığınmacılar ve göçmenler, özellikle “Suriyeliler sorunu” olarak git gide daha çok öne çıkıyor ve çıkartılıyor. Ayrımcılık ve hatta ırkçılık haline dönüşme eğilimindeki bu tepkiler giderek yayılıyor. Ancak Suriyelileri bugün yaşanan ekonomik ve sosyal sıkıntıların ilk nedenlerinden olarak görmek yanlış bir yaklaşım olacaktır. Ülke sorunlarının sebepleri aslından çok daha farklı yerlerde yatıyor ve bu yazının konusu da o sorunlar değil.

BU SORUNUN TEMEL SEBEBİ HİÇ KONUŞULMUYOR

Bu Suriyeliler sorunun ana sebebi, nasıl başladığı ve başlatıldığı meselesine ise hiç değinilmiyor, ısrarla üstü örtülüyor. İktidar eleştirilemez mertebede konumlandığından kolaya kaçılıyor, sorunun tek suçlusu ve sorumlusu olarak sığınmacılar hedefe konuluyor.

Biz aslında ulusça alışığız bu tek boyutlu bakışa ve insafsız linçlere. Örneğin ülkenin tamamı Fetö’ye öfke ve nefretini dillendiriyor, ancak bu hain örgütün darbe yapacak kadar güçlenmesinde iktidarın sorumluluğunu hatırlatanlar “Fetöcü” olmakla suçlanıp hapse atılıyor. Aklın, insafın ve vicdanın devreden çıktığının her gün kanıtlandığı bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Neyse, konumuza dönelim;

Suriye’de 2011’de iç savaş başladıktan sonra Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde Türk hükümetinin (kapıları tamamen açarak) bu göçü teşvik ettiğini anımsayalım. İç savaşta Suriye sınırında çift taraflı yoğun bir akım vardı; bir taraftan siviller ülkemize gelirken, tüm dünyadan gelen cihatçı savaşçılar da sınırlarımızdan Suriye’ye devlet kontrolünde yoğun şekilde geçti.

Yüzbinleri bulacak göçün kırmızı çizgimiz olacağı, bu durumda Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinde söz hakkımız olacağı varsayımı üzerine çok tehlikeli bir dış politika oluşturulmuştu. Göç dört milyonu aştıktan sonra bu tarihi hatalar artık bugün dillendirilemiyor. İktidarımızın yıllarca ve ısrarla sürdürdüğü yanlış dış politika tercihleri yokmuş, her şey kendiliğinden olmuş, bu insanlar ülkemize kaçak olarak gelmiş gibi ele alınıyor meseleler.

İKTİDARDAKİ TUTUM DEĞİŞİKLİĞİNİN SEBEPLERİ NELER OLABİLİR?

Göçmenler ile ilgili sertleşen iktidar tutumunun sebebi olarak, toplumun büyük kesiminde görülen “Suriyeliler rahatsızlığı” gösteriliyor. AKP’nin özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybetmesinin önemli nedenlerinden biri olarak, halkın Suriyeli mültecilerden duyduğu rahatsızlık öne sürülmüştü. Nitekim yapılan araştırmalar da bunu doğruluyor; PİAR’ın 6-11 Temmuz 2019 tarihleri arasında gerçekleştirdiği araştırmaya göre, “Suriyeliler”, ekonomiden sonra ikinci en önemli “sorun” olarak görülüyor toplumda.

İktidarın Suriyeliler konusunda bugünlerde takındığı sert tutumun sebeplerinden birisi halkta, yani seçmende görülen hoşnutsuzluk olabilir, ama bana göre asıl sebep bu değil. İktidarımız bu geçici sığınmacıları özellikle Avrupa ile ilişkilerinde önemli bir dış politik manevra aracı görüyor ve bu kartı yeri geldiğinde kullanmaktan kaçınmıyor.

İstanbul Valiliğinin yukarıda bahsettiğimiz açıklamasının ardından 22 Temmuz’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin AB ile 2016 yılında imzaladığı “Geri Kabul Anlaşması”nın askıya alındığını açıkladı. Ardından da İç İşleri Bakanı’nın açıklamaları geldi.

Süleyman Soylu yaptığı açıklamada, “Geçen yıl toplam 56 bin kaçak göçmeni sınır dışı ettik. Bu yıl itibariyle de ortalama 80 bin sınır dışı işlemi gerçekleştireceğiz. Türkiye göçmenler konusunda kararlılıkla davranmaya devam etmezse, buradan kapıları açtığımızda Avrupa’da hiçbir hükümet altı ay dayanamaz. Net söylüyorum, isterlerse deneyelim. Öyle Avrupa Parlamentosunda oturacaksınız, oradan Türkiye’yi eleştireceksiniz… Sadece sabrımızı taşırmamalarını tavsiye ediyoruz, biz sağanağı görüyoruz, altında ezilirler” diyerek (daha önceleri de Erdoğan’ın yaptığı gibi) Avrupa’yı doğrudan tehdit etti. Bu gelişmelerin “zamanlamasının manidar” olduğunu görüyoruz, bunu biraz açalım.

GEÇİCİ SIĞINMACILARIN “KOZ” OLARAK GÖRÜLMESİ

Valilik ile Bakanlıkların açıklamaları, içeride göçmenleri “disipline edip” seçmenin gazının alınmasından ziyade, Avrupa’ya karşı “göçmen kartı”nın oynandığını gösteriyor. Bunun sebebi de, Avrupa Parlamentosunun geçen günlerde açıkladığı, doğu Akdeniz’de (Kıbrıs açıklarında) Türk Petrol arama gemilerinin faaliyetleri sebebiyle aldığı yaptırım kararları.

Bu gelişmelerden anlıyoruz ki, iktidarın Suriyeliler konusunda içeride ve dışarıda sertleşen tutumunda esas sebep toplumda yayılan huzursuzluklar değil, dış politik manevralar gereği yapılıyor bunlar. Ülkemizde dört milyonu aştığı söylenen sığınmacılar meselesini sürekli “insani ve vicdani” saiklerle açıklayan iktidarımızın asıl niyeti şimdi daha iyi anlaşılıyor. Gerçekten insani sebeplerle aldığımız ve “misafir” dediğimiz yabancıların dışarıya karşı “bizi kızdırırsanız bunları sınırdışı ederim veya üstünüze salarım!” denilerek tehdit unsuru olarak kullanılmaları ne kadar “insani” olabilir ki?

Kendi partisine oy vermeyen vatandaşlarını hain ve düşman olarak gören bir siyasal yaklaşımın, zaten oy verme ve vatandaşlık hakları olmayan, üstelik “sorun yaratan” sığınmacıları sadece “insani sebeplerle” misafir ettiği iddiası, (bu yapılan tehditler sonrasında) inandırıcılığını iyice yitirmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here