Corona, boyuna posuna bakmadan dünyayı sarstı.

Ortaya çıkışı sürpriz oldu ancak her tarafa olduğu gibi bize de musallat oluşunu ‘beklenmeyen’ değil, sadece ‘davetsiz’ olarak açıklayabiliriz.

Öyle veya böyle, geldi…

Hem de ‘geliyorum’ diyerek…

Atlaya zıplaya dağları denizleri aştı ve önlenemez bir hızla tozu dumana kattı. Her yere uğradı, burayı biliyoruz. Dünyanın geçirdiği salgınları tarih kitaplarında bir hikaye gibi okumaktan kaynaklı sanki, teknolojiye bu kadar hükmedilen bir dönemde pandemi de olsa hastalığa bu kadar can verileceği sanırım akla getirilemedi.

Neyse,  

Bu durumda ‘geleceği varsa göreceği de var’ deme dayılığının sökmediğini de gördük.

Şimdi bütün ülkelerde harıl harıl vatandaş kurtarma çalışmaları sürüyor. Eve kapananlar aşı bulma-ilaç üretme gibi çalışmalara girişmeyecekleri için, kendi kendilerine yetmek, virüse bulaşmamak için yapılması istenenleri yerine getirmek zorunda kaldı. Yüzde yüz garantisi olmasa bile alınacak önlemlerin, büyük ölçüde hastalıktan uzak bir süreç yaşanacağına yardımcı olacağı görülüyor.

Bırak şimdi devletten beklentileri…

Devlet senden ne bekliyor ona bak; evdekiler, çevrendekiler…

Elini yıka, maske tak, yaşadığın yeri temiz tut, insanlardan uzak dur…

Bunun sana maliyeti;

Maske, sabun, dezenfektan fiyatıdır. Hepsi bu…

Gerisi kendiliğinden gelecek, artık ne çıkarsa bahtımıza…

Bu küçük önlemlerle bundan sonrası için umutlu bakmanın yoluna girersin…

Girersin de;

Sarsılmaya hazır mısın Türkiye!..

Korona aniden yola çıkarken ‘geliyorum’ dedi ve her yeri sarstı.

İyi de;

Tee ne zamandan beri ‘geleceğim’ diyen başka bi sarsıcı daha var:

‘Olası’ demek artık bilimle çelişiyor;

Beklenen Marmara depremi…

Etkisini en fazla göstereceği yer olarak belirlendiği için adı da değiştirilen;

İstanbul depremi!..

‘Şimdi bu sıkıntının ortasında İstanbul depreminin ne alemi var’ serzenişleri kulağımı homurtu gibi tırmalıyor.

Bak ne diycem;

Korona sarsıntısıyla sallanırken hastalığa yakalanmamak için küçük masraflarla bireysel önlemler alınacağını öğrendik mi…

Elini yıka, maske tak, yaşadığın yeri temiz tut, insanlardan uzak dur…

En sonuncuyu çıkar, para edenler ortaya çıksın;

Sabun, maske, dezenfektan…

Farkındasındır;

Vaka ve ölümler arttıkça sabun, maske, dezenfektan tüketimi de arttı. Yani, korona sarsıntısında savrulmamak için kendi önlemini alanların sayısı arttı. Geç ya da zoraki de olsa millet bilinçlenmeye başladı.

Buraya kadar tamam  mı…

Şimdi;

Bi hazırlık da ne zaman sarsacağı belli olmayan ama beklenen İstanbul depremi için yap yaa…

Zor değil;

Aynı korona sarsıntısında olduğu gibi, üzerine düşen bireysel önlemi alacaksın, o kadar.

Peki o ne;

Deprem çantası…

Bak, hem de bi kalem…

Ha, diyeceksin ki ‘bunun içi…’

Evet, bunun içi, senin için…

En yakınındakiler ve tanımadıkların için…

Tekrarlayalım, kaynağından yola çıkarken korona ‘geliyorum’ dedi.

Yattığı yerden ayağa kalkarken, İstanbul depreminin ‘geldim’ dediğini bile duyamayabiliriz. Bu sıkıntı içinde ikinci bir sıkıntı çekilmez ama, hazır daha disiplinli bir sürece girmişken ne zaman kullanacağın belli olmasa da bir deprem çantasını mutlaka hazır et. Belki nerede sakladığını unutacağın kadar bir süre geçecek ama, sen yine de evde bir deprem çantası bulundur. Pişman olmayacağını, akıllılık ettiğini lazım olduğunda göreceksin…

Beklenen İstanbul depreminin Türkiye’yi sarsacağını hepimiz kanıksadıysak;

Hadi şu soruya yanıt bulalım:

Sarsılmaya hazır mısın Türkiye!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.